PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

(sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...

(Partili yoldaşlarımızın bilgisine: Eklemeyi unuttuğumuz yoldaşlarımız var ise, tsip15161974@gmail.com yada  0 216 337 82 10 no'lu telefon'dan bize bildiriniz.)


DESTEKLEDİĞİMİZ BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARI

     

44. YILINDA

SOSYALİZM YOLUNDA

YAŞASIN 15-16 HAZİRAN

YAŞASIN SOSYALİZM

YAŞASIN TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

"FAŞİZME KARŞI,

DEMOKRASİ.

 SÖMÜRÜYE VE KAPİTALİZME KARŞI,

SOSYALİZM."

 


Son Güncelleme 17-03-2019 13:07

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir


TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCIALIST WORKER PARTY OF TURKEY

PARTITO SOCIALISTA DEI LAVORATORI DI TURCHIA

PARTI OUVRIER SOCIALISTE DE LA TURQUIE

Σοσιαλιστικό Εργατικό Κόμμα της Τουρκίας

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी


PRchecker.info

YAYINLARIMIZIN

EKİM - KASIM 2018

SAYILARI ÇIKTI

SENDİKALAR, MESLEK KURULUŞLARI, KOMÜNİST İŞÇİ PARTİLERİ LİNKLERİ


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

CELAL FİL (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

MÜNÜR BİRCAN (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


 


WEB SİTEMİZDEKİ YAZILARIMIZDAN
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-1  TİP
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-2  TSİP
NEDEN SOSYALİZM?
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -1
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -2
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -3
TSİP TARİHİNDEN -1
TSİP TARİHİNDEN -2
İŞİN NERESİNDEYİZ / Turgut Koçak
ZAMAN BİZİ HAKLI ÇIKARMIŞTIR / A.Emel ENGİN:
KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU
12 EYLÜL ÖNCESİ AFİŞLERİ
DÜNYADA EN ÇOK HAİNİN BULUNDUĞU ÜLKE HANGİSİDİR?
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -1
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -2
AZİZ NESİN VE HALK MASALLARI / Toplam 24 Masal

ÇÜRÜYEN KAPİTALİZM

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

28 ŞUBAT 2019

ABD bildiğiniz gibi kapitalist emperyalist ülkelerin en zalimi, en sömürücü, Dünya halklarının baş düşmanı olanı konumunda. Büyükler böyleyse diğer emperyalist/kapitalist ülkeler ve onların ayak izlerinde yürüyenlerin de özünde birbirlerinden farkları yok.

Krallığı anlıyoruz, sultanlığı biliyoruz. Hanedan bütün ülkeyi çekip çevirir istediği gibi de yönetirdi. Kapitalizmi savunan burjuvalar bu anlayışa karşı çıktıkları ve eşitlik, özgürlük ve kardeşlik dedikleri için dünyada hâlâ örnekleri olsa da birer birer bunlar tarihe karıştılar.

Sömürü ve baskı düzeni olan kapitalist sistem tarih sahnesine çıkıp aşamalarla bugüne geldi. Geldi de ne oldu diye soruyorsanız çok da ayrıntıya girmeden kısaca değinelim. Burjuva sistemi olan kapitalizm ve savunucuları artık dillerine ne özgürlükleri ne eşitliği ne de kardeşliği almaz oldular. Çünkü bu belgileri savunmak demek; bir sömürü sisteminin varlığı ile çelişen gerçekler olduğundan ve de sistem kendi icat ettiği demokrasi içinde artık yığınları yönetemez konuma geldiği için faşist yöntemlere başvurmaya başladı. Bir süre sonra yine eski konumuna gelmek istediyse de artık geriye dönüşün olanağı kalmadığı için hak ve özgürlüklerin neredeyse kullanılamayacağı bir baskı ortama olağan hale getirildi. Sistem kendisini garanti altına almak istediği için de anayasal değişikliklere gidip yasaların tamamını kendi varlığının sürgit devam etmesi için değiştirdi.

İleri kapitalist ülkelerde de geniş halk yığınlarının çok önemli hak kayıplarına uğraması görülürken emperyalist/kapitalist sisteme göbeğinden bağlı ülkelerde ne hak kaldı ortada ne de hukuk. Diyebiliriz ki neredeyse faşizm yönetenlerin olağan yönetme biçimi haline geldi. Kim ki bu sistemde başını kaldırdı, haksızlıklara karşı sesini yükseltti bedel ödettirildi.

Bugün ülkemizde yaşadıklarımıza baktığımız zaman hak ve özgürlüklerimizden başlayarak neyimiz var neyimiz yok yitirme noktasına geldik dayandık. Sömürü öyle bir katlandı ki ekonominin ağır yükünü sadece ve sadece işçiler ve emekçiler çeker oldular. Kendileri gibi düşünmeyen milyonları bile göz kırpmadan tehdit edip zaptı rapt altına almaya kalkıştılar. Yurttaşlık hakkı çiğnendi. Anayasa’da yazılı olan eşitlik ilkesi ağızlara bile alınmaz oldu. Devlet kapısı eş, dost ve en yakın akrabalarla dolduruldu. Bütün bunlar yaşanırken de ortada bir hak etmişlik var mı yok mu dikkate bile alınmadı.

Yazımın girişinde ABD ile diğer bağımlı kapitalist ülkelerdeki benzerliğe değinmiştim ya, şimdi bir örnekle altını kalın çizgilerle çizmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi ABD Başkanı Trump’un damadı da tıpkı bizde olduğu gibi söz sahibi. O kişi önemli sorunları görüşmek için Türkiye’ye geldi ve sarayda kabul edildi. Onunla görüşenler kimlerdi derseniz Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan ve damadı Berat Albayrak oldu. Neler konuştular, hangi ipleri birbirine bağlamaya çalıştılar çok bilmiyoruz ama Suriye’nin konuşulduğu muhakkak. Belki bu arada Cemal Kaşıkçı cinayeti de konuşulmuştur bilemeyiz. Bizler buradaki benzerliğe dikkat çekmek istiyoruz. Çünkü kapitalist ülkelerde yönetici konumundaki kimseler öyle hale gelmişler ki artık babalarına bile güvenemedikleri için yine de en önemli yönetim kademelerini en yakını bildikleri ve güvendikleri kimselerle dolduruyorlar. Sizin anlayacağınız bir bakıma kapitalist sistemle yönetilen ülkeler bir anlamda hanedan anlayışına geri dönmüş konumdalar. İş böyle olunca da KPSS birincisi bir öğretmen bile sözüm ona mülakat dedikleri Alicengiz oyunu ile eleniveriyor.

Trump’un damadı bizimkilerle görüştükten sonra nereye uçtu, Suudi Krallığına. Orada kiminle görüştü? Tabiî ki de adı Kaşıkçı cinayetinde adı geçen Prens Bin Salman’la. Şimdi bu denli kirlenmiş bir anlayışın dünyada neler yaptığını ya da yapmaya kalktığını Venezuela’ya bakıp anlayabilmek olasıdır. ABD’nin halk ve insanlık düşmanı yöneticileri iki de bir kalkıp Venezuela’yı tehdit edip Maduro’ya sayılı günlerin kaldı diyebiliyorlarsa sömürü düzenlerinin ve saltanatlarının sürgit devam etmesi içindir.

Gördüğünüz gibi bu gezintide Türkiye’ye daha sıra bile gelmiyor. Ancak iyi bakın ve ülkedeki ekonomik yıkımı ve baskıları görün sonra da kime inanacağınıza siz karar verin. Neymiş efendim? Berat Albayrak ekonomiyi düze çıkaracakmış.

Nasıl mı?

Minare gölgesi ve davul tozuyla desek he mi vallahi he mi billahi abartmış olmayız. Bu yüzden de hepsi burnundan soluyor. Çünkü bu seçimlerde hile hurda yapmazlarsa kesinlikle sandığa gömüleceklerini onlar da iyi biliyorlar.

 

"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI:  İŞ KUYRUĞU TANZİM SATIŞ KUYRUĞU

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

"GÜNCEL NOTLAR"

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

28 ŞUBAT 2019

Bakın hele bir ekonomi bilenlere.

Daha önce kaç kez denediler olmadı ama bu kez olacak diye bir kez daha halkın önüne çıkıyorlar.

Nasıl mı?

İşverenlerimiz işe işçi alırsaymış 3 ay maaşlarını ve sigorta primlerini işsizlik fonundan devlet ödeyecekmiş. Sonrasında ise sigortasının yarısı işverenden yarısı da devlet tarafından ödenecekmiş. Oh ne âlâ memleket! İşsiz olan herkes 3 aylığına işe alınmış gibi gösterilip maaş alabilirler. Sonrasında ise yallah kapının önüne konurlar iş olup biter. Tabi bu arada bu yeni işe alma formülünden de en çok insanların yakınları yararlanacaktır. Gerçek anlamda işe alınma ise söz konusu bile değildir. Çünkü ülkede üretim yok, üretim yapılsa iç ve dış pazar satışı söz bile konusu değil. Bu yüzden de bu sözler seçimlere yönelik olup ekonominin katakülli ile götürülemeyeceğinin en büyük ispatı olarak çok değil kısa süre sonra önümüze çıkacak hem de büyük bir fiyasko ile.

Bu yüzden de “Cumhur İttifakı” olarak halkın karşısına çıkanlara en iyi ders, sandığa onları gömerek olacaktır. Halkımız ya bu gerçeği kendi gerçeği haline getirir ya da daha çok sırtında tuz çuvalı taşımak zorunda kalır.

Not: Sırtınızda tuz çuvalı taşıdıysanız bilirsiniz ama taşımadıysanız bir deneyip görün isterseniz.

O zaman ne demek istediğimi anlamakta zorlanmayacaksınız.



Görüntünün olası içeriÄ?i: Serhat Ã?akın, gülümsüyor, selfie ve yakın çekim

SERHAT ÇAKIN'DAN "HAFTALIK" DEĞERLENDİRMELER:

09 - 16 MART 2019

1- Ekonomik durgunluk artarak devam ediyor.

AKP Hükümetinin ve sarayın tüm açıklamalarına rağmen ekonomik alandaki gelişmeler hem ülke; hem de hükümet için umut verici gözükmüyor.

Moody’s de dâhil olmak üzere uluslararası sermaye kuruluşlarının büyük bir bölümü Türkiye’nin ekonomisinde 2019 yılında bir küçülmenin olacağında anlaşıyorlar.

Bu küçülme işsizliği daha çok arttıracak ve toplumsal hoşnutsuzluğu daha çok körükleyecektir.

Resmi bir kurum olan TÜİK’ in açıklamalarına göre Türkiye’de işsizlerin sayısı 2018 yılında 1 milyon 11 bin kişi artmış ve ülkedeki işsiz sayısı ise 4 milyonu geçmiştir.

Bu rakamlar geçen yılın aralık ayının (2018) verileridir.

TÜİK ’in, sarayın etkisiyle açıklama yapan bir kuruluş olduğu dikkate alınacak olursa bu rakamlar açıklananın çok üzerindedir.

Hesaba katılmayanlarda değerlendirildiğinde; geçen yılın aralık ayında, yani yıl sonunda işsizlerin sayısı 7 milyonu geçmektedir.

Bu rakamlara kayıt dışı olarak çalışanlar, çalıştığı halde aylardır maaşlarını alamayanlar ve kriz nedeniyle geçici olarak izne gönderilip çalıştırılmayanlar dâhil değildir.

Buna karşılık hükümet ve saray, sermaye düzeniyle birlikte krizi kapitalizm ve patronlar için bir fırsata dönüştürerek işsizliği azaltmak amacıyla yatırım yapmak ve bu yolla üretimi arttırmak bahanesiyle patronlara işçi sınıfının kesesinden yeni kaynaklar aktarmaktan kaçınmamaktadırlar.

İşsizlikte görülen bu artış; aynı zamanda yoksulluğun da artmasına yol açmaktadır.

Artan yoksullukta talepte bir daralmaya neden olmakta, fiyatlarda görülen nispi düşüş de genel olarak buradan kaynaklanmaktadır.

Hükümet, saray ve ortakları MHP ise alternatif seçeneklere sahip olmadıkları ve ellerinde de bir şey kalmadıkları için dini ve milliyetçiliği daha çok kullanarak hem kendi iktidarlarını ve güçlerini; hem de sermayenin iktidarını ve gücünü bu yoldan sürdürmeye çalışıyorlar.

*********
2- İzmir-Çiğli’deki otomotiv yedek parça fabrikası ZF Lemförder’ de işçiler, 3 Mayıs’a kadar anlaşma sağlanamazsa grev çıkacaklarını açıkladılar.

Birleşik Metal İş Sendikası’nın örgütlü olduğu fabrikada işçiler ücretlerine 6 liralık zam istedikleri gibi yüzde 15’lik vergi diliminin artması halinde bu artışı da işverenin karşılamasını istiyorlar.

İşçilerin bu direnişi ve mücadelesi hem sendika; hem de devrimci ve ilerici parti örgütler tarafından takip edilip gerekli müdahalelerin yapılması işçilerin kazanımının arttırılması ve sınıf mücadelesinin güçlendirilerek bunun devrimci bir bilincin güçlenmesine katkısının olması bakımından önemlidir.

Bu tür mücadele ve direnişler, devrimci parti ve örgütlerin yeterince üzerinde durmadıkları işçi sınıfına yönelik çalışmalarını arttırmaları ve sürekli hale getirmeleri için bir olanaktır.

*********

3- AKP, Seçim Kanunu’na ve siyasi ahlaka aykırı bir biçimde seçim çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor.

Seçim Kanunu’nun ve yasaların getirdiği yasakları çiğneyerek okullarda, hastanelerde ve diğer kamu kurumlarında siyasi propaganda yaparak buraları da seçim çalışmaları için kullanıyor.

En son olarak Ereğli’de Ereğli Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin girişine AKP’nin belediye başkan adayının resmi asıldı.

Bunun dışında İstanbul’ da Sultangazi’ de bir hastane boydan boya AKP’nin büyükşehir belediye başkan adayı Binali Yıldırım’ın resimleriyle kaplandı.

Resimler ancak CHP’nin uyarıları sonucu görevlilerce indirildi. Bunun dışında cumhur ittifakının adaylarının propagandası okullarda da sürdürülüyor.

Ceyhan gibi yerlerde okul müdürleri öğrencileri ve işçileri toplayarak cumhur ittifakının üyeleri için oy istiyor.

AKP Adaylarının katılacağı açılış için kimi il ve ilçelerde kaymakamlık tarafından belirlenen öğrenciler kaymakamlık kararıyla açılışa götürülüyorlar.

Bütün bu gelişmeler AKP İktidarının, sarayın, cumhur ittifakının arkasındaki toplumsal desteğin giderek azalmasının, AKP ve cumhur ittifakının ülkeyi yönetememesinin bir sonucudur.

Bunun için hem dini inançların; hem de ulusal ve dini sembollerin kullanılması da dahil her türlü sömürü yolu açık tutulmakta; her türlü sömürüye başvurulmaktadır.

Bu uygulamalarla iktidar ve onu destekleyenler ve arkasındaki finans kapital yani parasal sermaye hem kendileri çürümekte; hem de toplumsal yaşamı çürütmeye çalışmaktadır.

Ancak bu uygulamalar toplumda cumhur ittifakına ve saraya duyulan tepkiyi de arttırmaktadır.

Şimdiye kadar Türkiye’de hiçbir dönemde siyaset böylesine çürümemiş, iktidar partileri devletin kurumlarını kendi propagandaları için bu denli kullanmamışlardı.

Öte yandan yürütülen bu hukuksuz ve haksız seçim çalışmaları ve bunun için kaymakamlıkların aldıkları kararlar Türkiye’de
17-Nisan Referandumu ve 24-Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Türkiye’de uygulamaya konan otoriter-faşist-keyfi yönetim anlayışını, demokrasinin nasıl geniş ölçüde ortadan kaldırıldığını gösteriyor.

İktidar partisi için her yolu meşru sayan bir anlayış ancak keyfi kişisel ve faşist yönetimlerde görülebilen bir uygulama olup böylesine cumhuriyet tarihinde Demokrat Parti (DP) zamanında bile rastlanmamıştı.

**********

4- Manisa’da sarayın, iktidarın ve cumhur ittifakının ayrıştırıcı ve kışkırtıcı propagandası sonucu Manisa ÖDP İl Binası’na taşlı saldırı düzenlendi.

Geceleyin yapılan saldırı da yaralanan olmazken maddi zarar meydana geldi.

Sarayın ve cumhur ittifakının kullandığı dinsel ve ulusal değerlere yönelik bu ayrıştırıcı nefret söylemi ülkede seçim öncesinde benzeri saldırılara yol açabileceği gibi seçim sonrasında ekonomik sorunların artmasıyla birlikte ülkeyi karışıklığa ve kaosa da sürükleyebilir.

Bu gibi gelişmelerin önüne geçmek için toplumsal muhalefetin ve muhalefet partilerinin gereken önlemleri almaları gerekmektedir.

Gerçi bu konuda en büyük önlemleri iktidarın kendisinin alması gerekirken iktidarın bu konuda fazla istekli olmadığı da görülmektedir.

Her türlü hukuksuzluğu gerçekleştirmekten kaçınmayan bir iktidar ancak kendisi de ciddi zararlarla karşılaşacak olursa bu tip saldırılara karşı yeterli önlem alır.

Öte yandan bu tip olaylar bugünkü iktidarın gerileyişini ve ülkeyi giderek yönetemez hale gelişini de engelleyemeyecektir.

**********

5- Yeni Zelanda’ da iki camiye yapılan saldırıda gelen ilk haberlere göre 49 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda da yaralı var.

Söz konusu hain ve insanlık dışı saldırı bu ülkedeki gerici-faşist güçler tarafından yapılıp organize edilmiş bir saldırıdır.

Bu saldırıdan sonra Londra’da da bir caminin önündeki kalabalığın saldırıya uğraması ve bir kişinin bu saldırıda yaralanması faşizmin, gerici ve ırkçı tutum ve davranışların sermaye birikiminin en güçlü olduğu ileri ve merkezi kapitalist ülkelerde de yükseldiğini ortaya koymaktadır.

Bu saldırılar ve IŞİD gibi dinci örgütlerin varlığı ve saldırıları aynı yerden beslenmektedir.

Her ikisinin temelinde de her türlü gericiliği, dinsel, mezhepsel, ırksal ve ulusal ön yargıları besleyen ayakta tutan ve kullanan küresel sermaye düzeni kapitalizm ve emperyalizm yatmaktadır.

Tekelleşmiş ve iyice gericileşmiş kapitalizm ve emperyalizm, tekelci sermayenin sömürüye ve baskıya dayalı düzenini sürdürmek, emperyalist müdahalelerle ülkeleri kendi istek ve amaçları doğrultusunda yönlendirmek, bunu yapamıyorsa bölüp parçalamak için dinsel, mezhepsel, etnik, ulusal ve ırksal önyargıları kullanır.

Kapitalizm ve onun bir ürünü olan emperyalizm, işçi sınıfını, emekçileri bölüp parçalayarak, birbirlerine düşürerek istediği gibi yönetmeye çalışır.

Göçmen işçileri ucuz ve kayıt dışı çalışan bir emek gücü olarak sömürmek için dinsel, mezhepsel, ırksal ve ulusal önyargılardan ve düşmanlıklardan yararlanır.

Bu yollarla da işçi sınıfını ve emekçileri gericileştirerek gerici ve kendilerini sermayenin esaretine mahkûm eden politikalara bağımlı kılmaya çalışır.

Bu yüzden kapitalizme ve emperyalizme karşı güçlü bir anti-faşist mücadeleye girişmeden ve kitleleri devrimci bir bilince yöneltmeden bu tip saldırı ve olayları tamamen önlemek ve insanlığın barış içinde bir ağaç gibi hür ve tek ve bir orman gibi kardeşçe yaşamasını sağlamak mümkün olmayacaktır.

 


DOST VE KARDEŞ ÜLKE SURİYE, İŞTE BU KADAR GÜZEL.



Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


SAYFA BAŞI