![]() |
|
CEPHE PROGRAMLARI ve YURTSEVER CEPHE
AYŞE EMEL ENGİN
Cephe ile ilgili stratejik belirlemeler yapan politik çizgiler
12 Eylül 1980 faşizminden önce yani 1970’li yılların ortalarından sonra
eski TKP tarafından yaşama geçirilmek istenen Ulusal Demokratik Cephe (UDC)
için yoğun çalışmalar yapıldı. Başta ÜRÜN dergisi olmak üzere TKP’nin
yandaşı olan yayın organlarında konu her yönüyle ele alınarak çağrılar
yayınlandı. Günlük yayınlanan POLİTİKA gazetesinin hemen tüm sayfaları
Ulusal Demokratik Cephe’nin (UDC) propogandasına ayrıldı.
Her şeyden önce TKP, Türkiye kapitalizminin gelişimi ile ilgili
olarak yaptığı değerlendirim yüzünden giderilmesi zor bir yanlışlığa düşüyor
ve bu politikada ısrarlı olduğu için de sağ bir politika izlemek zorunda
kalıyordu. Bu yüzden de diğer sol çevrelerce başta TSİP olmak üzere yoğun
olarak eleştiriliyordu.
“Dünya emperyalist-kapitalist sistemine bağımlı, orta gelişmişlikte bir
ülke olan Türkiye’de egemen üretim biçimi kapitalizmdir. Türkiye’de boy
vermesi yüz yıl öncesine uzanan ve bu noktada günümüze dek gelen süreç
boyunca not etmeye değer erkin-yarışmacı (rekabetçi) bir dönem geçirmeyen
kapitalizm, başlıca gelişmesine Kurtuluş Savaşı’ndan sonra kavuşmuştur.
Kapitalizmin bu başlıca gelişimi bütünüyle dünya kapitalizminin emperyalist
döneminde yer aldığı ve palazlanmakta olan yerli burjuvazi, giderek
emperyalizmle tam bir işbirliğine girdiği için, Türkiye kapitalizmi
emperyalizme bağımlı olmuştur. Bu dönem boyunca, yerli burjuvazinin ortaklık
içinde olduğu uluslararası finans kapitalinin tekelci niteliği ülke
kapitalizmine de yansımış, ayrıca kapitalizm öncesinden gelen toplumsal
koşulların zorlamasıyla Türkiye kapitalizmi tekelci bir nitelik
kazanmıştır.” İkinci olarak TKP, cephe çağrılarını politik bir örgütlülüğe indirgememiş, daha çok kendi etki alanında duran çeşitli sendikalardaki üye ve yöneticileri, aydınları ve çeşitli derneklerdeki yandaşlarını cephenin bileşeni içinde görerek, sözümona örgütlü insana, bir kez daha cepheye katılım açıklaması yaptırarak dosta düşmana gücünü kanıtlama yoluna gitmeyi başat bir görev olarak sürdürmüştür.
Konuyu açarsak; cephe çağrılarına yanıt verenler çoğunlukla ya TKP’li ya
da yandaşları olmasına karşın durum farklı imiş gibi gösterilmiştir. Bir an
bütün olumsuz niyetlerimizden sıyrılsak ve bu cephe çağrılarına tek tek
kişilerin katılımını olumlasak bile yaşamın yapılan yanlışın üstüne
kurulamayacağını yaşayarak görmekten yakamızı kurtaramayacağız. Çünkü; cephe
tek tek kişilerle kurulamaz. Cephe farklı bileşenlerle oluşturulur, partiden
farklı bir işlerliği ve işlevi vardır. Parti, öğretisel ve örgütsel birliği
benimseyenlerin örgütüdür. Cephe ise, örgütsel olarak da, öğretisel olarak
da görüş farklılıkları taşıyan, bazı ortak paydalarda birleşmiş örgütlerin
oluşturduğu bir yapılanmadır. Kuşkusuz bu yapılanma ayrı ayrı bileşenlerden
oluştuğu için izlenecek politikaları saptamak ve uygulamak için
bileşenlerden gelen temsilcilerle bir üst yönetim de oluşturmak
durumundadır. Cepheyi örgütlerle değil de kişilerle düşünür ve çağrımızı
kişilere yönelik yaparsak bir yönetim oluşturmanın zorluğunu ve dahası
olanaksızlığını daha ilk adımda yaşar ve inandığımız cepheyi kendi
ellerimizle dağıtmış oluruz. Türkiye’nin en eski komünist partisi, gerçeklerle örtüşmeyen böylesi bir taktik ve stratejik yanlışlıklar yüzünden sağa kayarak hantallaştırılmış, daha sonra da bu politikanın mimarlarının eliyle parti likide edilerek dağıtılmıştır. Kuşkusuz bu konuyu ileride yazacaklar açısından değinilecek pek çok konu bulunabilir. Biz, bu yazımızda şimdilik konumuzla yakından ilintili olanlara değinmeyi yeterli buluyor ve asıl konumuza Türkiye Komünist Partisi’nin (yeni) Yurtsever Cephe çağrısına dönüp konuyu bir kez daha alt başlıklarıyla birlikte irdelemeyi gerekli görüyoruz.
Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) programını kitle dergisinin 40 ve 41.
Sayılarında ele almış, Sosyalist Devrim programının eleştirisini yapmıştık.
Bizim bu eleştirimize yazılı yanıt verilmese de, sözlü olarak bir çok TKP’li
arkadaştan düzeysiz karşılıklar almıştık. Daha politik olan TKP’liler ise,
“eğer eleştiriniz dikkate almaya değer eleştiri ise yayın organlarımızda
yanıt veririz, yok değmezse es geçeriz” denilmişti.
TKP, “Sosyalist Devrim” betimlemesi yapıyor ve işçi-köylü bağlaşıklığını
bile gerekli görmüyor. Ve hatta sosyalist devrimin öncüsü işçi sınıfının
temel bağlaşığı durumunda olan yoksul köylüye bile değinilmeden geçiliyor.
Öyle sanıyoruz ki, TKP’li arkadaşların köylülüğe karşı anlaşılması zor bir
tutumları var. Kuşkusuz bu durum da onların bileceği bir şey. TKP’nin erki
almak için yaptığı program tam anlamıyla işçici bir program. Bir başka
deyişle işçi sınıfının yalnızlaştırılması göze alınıyor. Ancak bu
yalnızlaştırılmaya programda bir umar da bulunuyor ve işçi sınıfı yeniden
tanımlanarak, işçi sınıfı yeni bir anlayışla kapsam olarak genişletiliyor.
Bize göre küçük burjuva olarak tanımlanan unsurlar, “eğer bir ücret
karşılığında çalıştırılıyorsa işçidir” denilerek bir anda işçi olup
çıkıyorlar. Sınıf savaşımını bu şekilde tanımlayan TKP, kapitalizm karşıtı kalkışmalar örgütleyerek, grevlerden ve genel grevlerden yola çıkmıyor, devrimci savaşımın kaldıracı olarak, ta SİP döneminde Sosyalist İktidar Gazetesi’nde yazıldığı gibi emperyalizm karşıtlığını başa alıyor ve hemen dışa yansıyan tüm çalışmasını bu tespit üzerinden yürütüyor. İşte; “Yurtsever Cephe” politikası ve çalışması bunun en somut kanıtını oluşturuyor.
Komünistler tartışmasız bir şekilde yurtseverdirler. Ancak; her yurtsever hiçbir zaman komünist değildir. İşte bu yüzden komünist bir parti devrimci savaşımın kaldıracı olarak emperyalizm karşıtlığını belirlemişse bu demektir ki, kendi dışında kalan güçlerle cephe kurmak zorunluğu vardır ve bu zorunluk aynı zamanda savaşım içinde ele geçirilen erkin de paylaşılmasını gerektirir. İş böyle olunca da devrimin karakteri sosyalist devrim değil, sosyalist devrimin özgül bir biçimi olan Demokratik Halk Devrimi olur. Yok eğer çağrı salt komünistlerle sınırlıysa bunun için cepheye değil, komünistlerin birliğine gereksinim vardır. Yapılan çağrıda kapsam konusunda bir bulanıklık olduğu daha ilk bakışta görülüp durulmaktadır.
1. TKP, yalnızca komünist olanlara mı çağrı yapıyor? 2. TKP’nin dışında kalan örgütleri komünist olarak görüyor mu? 3. Görüyorsa komünistlerin birliği ile ilgili olarak bir politikası var mı? 4. Var olan örgütleri komünist görmüyorsa, komünist olanlar örgütsüz olan kişiler olarak mı bir kıyıda duruyorlar? 5. Yurtsever Cephe emperyalizm karşıtlığından farklı bir şey midir? Eğer farklı ise nasıl anlaşılmalıdır? 6. Kurulu partiler ve çeşitli çevrelerin içinde emperyalizm karşıtı olan yapılar yok mudur? 7. Varsa; bunlardan herhangi birine “Yurtsever Cephe” bağlamında bir çağrı yapılmış mıdır? 8. Yapılmamışsa, nedeni TKP’nin bu örgütlere bakışındaki öznellikten mi, yoksa bu yapıların öznelliğinden mi kaynaklanıyor? Bu soruları daha çoğaltmamız olasıdır. Ancak, biz şimdilik bu kadarla yetinelim ve can alıcı noktalara açıklık getirmeye çalışalım. Bugünkü TKP de tıpkı eskisi gibi bir yol izleyerek, sonu aynı yere giden bir yolda yürümektedir. Çünkü; öğretisel (ideolojik) çizgisiyle eylem çizgisi birbirini tutmamaktadır. İşin bir an kuramsal yanını TKP’nin baktığı yerden bakarak görmeye çalışsak bile sonuç yine de değişmeyecek, “Yurtsever Cephe” için harcanan emeğin günü geldiğinde boşa gittiği görülecektir. Bugünkü TKP’nin eskisine göre sendikalar ve demokratik kitle örgütleri içinde ve yönetiminde neredeyse yok denecek kadar tabanı azdır. Dolayısıyla “Yurtsever Cephe”yi desteklemek anlamında siyaseten yanlış bile olsa, gerek sendikalar içinden gerekse demokratik kitle örgütlerinden katılım anlamında bir açıklama yaptırabilmesi de çok zordur. Bu durumu kendileri de çok iyi bildikleri için tek tek kişilere yönelen bir yol izlenmektedir. Bu anlayış yüzünden TKP’de örgütlü kişi bir kez daha “Yurtsever Cephe”ye örgütlenerek kısır bir döngü içinde yuvarlanıp durulmaktadır. Şimdilik saptamaların yanlışlığı üzerinde durmayı gerekli görmeyen TKP üye ve yandaşları, yarın yürütülen politikalar ses getirmediğinde kuşkusuz daha sorgulayıcı davranacaklar ve bu durumun sonucu savrulmalar kaçınılmaz olarak arka arakaya yaşanacaktır.
Bize göre, emperyalizmle hiçbir şekilde uzlaşmayan siyaseten örgütlü sosyalistlerin dışında cephede yer alması olası bir tek örgüt bile gösterilemez. Ve zaten TKP de, “Yurtsever Cephe” çağrısıyla bu örgütlere de bir çağrı götürmüş değildir. Geriye kalan kimi burjuva ve küçük burjuva örgütlerininse yurtseverliği hepten tartışma götürür durumdadır. Bunların çoğu AB’cidir ama “onurlu AB’cilik”ten söz etmektedirler. İşçi Partisi bunları uzun zaman önce kendi siyasetine taşımış, sosyalizmi savunmaktan yüzgeri ederek en iyi altı okçu oluvermiştir. Öyle ki, İşçi Partisi tutumunu her geçen gün daha da derinleştirerek MHP’lilerle bile sık sık yolları kesişen bir parti konumuna düşmüştür. Kimi provokatif eylemlerin içinde bile İşçi Partisi’ni görmek olasıdır.
TKP’nin çağrısı yansız ve yönsüzdür. Gerektiği kadar açık değil, bulanık
durumdadır. Bu yüzden ilericilerin, aydınların içinde yer alacağı varsayılan
cephenin kitlesel tabanı yoktur. Kuşkusuz emperyalizm karşıtlığından yürümek
ülkemizdeki sınıf savaşımı ile örtüşür. Çünkü; ülkemizde politik erki elinde
bulunduran güç, işbirlikçi tekelci burjuvazidir. İşbirlikçi tekelci
burjuvaziye karşı çıkmakla emperyalizme karşı çıkmak farklıymış gibi görünse
de sonuç olarak aynı kapıya çıkar. Emperyalizmin yaşam damarlarını kesecek
olan bir politika yürütmek aynı zamanda işbirlikçi tekelci burjuvazinin de
yaşam damarlarını kesecektir. Birisine karşı sürdürülen savaşım ötekini de
karşısına alacağından sürdürülecek savaşım bir bütünlük içinde yürütülmek
zorundadır. Kuşkusuz emperyalizme karşı sürdürülen savaşımda sosyalist
olmayanlar da yer alacaklar, savaşım içinde gerçekleri görerek ya sosyalizmi
benimseyecekler ya da geriye düşeceklerdir. Daha çok da sosyalizmi
benimsemeleri söz konusu olacaktır. Kuşkusuz yürütülen savaşımın başarılı
olup olmamasıyla da seçimin büyük ilintisi vardır.
“Bugün yeryüzünde, geniş emekçi yığınların ve halkların ortak düşmanı
emperyalizmdir. Bu olgu emperyalizme karşı dünyanın dört bir köşesinde
yürütülen savaşımın çok yönlü bir bütünlük kazanmasını sağlar. Emperyalizmin
kesin yenilgiye uğratılarak varlığına son verilmesi, başta dünya sosyalist
hareketi olmak üzere, uluslar arası işçi sınıfı eylemliliği ve ulusal
kurtuluş savaşlarının oluşturduğu dünya devrimci sürecinin bütünlüğünün ve
dayanışmasının güçlendirilmesini zorunlu kılar. Tek tek ülkelerin
halklarının sonuncu kurtuluşları, emperyalizme karşı verdiği savaşımda dünya
devrimci sürecinin bütünlüğüne sonuna kadar bağlı kalmakla olanaklıdır.
Günümüzde enternasyonalist dayanışma olmadıkça, hiçbir ülke halkı savaşımı
sonuncu utkuya ulaştıramaz.
Emperyalizme karşı yürütülecek olan savaşımın yandaşlarını net olarak
koyamadığımız sürece yanlışa düşmemiz de o ölçüde artacaktır. Bu bakımdan
TKP’nin yaptığı “Yurtsever Cephe” çağrısı soyut bir çağrı olarak kalmakta,
deyim yerindeyse kotarıcısı da katılanı da kendisi olarak kalmaktadır.
Konuya girerken eski TKP ile ilgili olarak yaptığımız saptamaların ulusal
burjuvazi dışında hepsini şimdiki TKP ile ilgili olarak da yaparsak yanlışa
düşmüş olmayız.
TKP, insanların konumuna ve uğraş alanlarına göre başlıklandırmalar
yaparak başına bir “yurtsever” betimlemesi getirip politik çalışmalar
örgütlüyor. “Yurtsever sanatçılar, yurtsever liseliler vb” gibi. Gerçekten
“Yurtsever Cephe” anlayışını partinin politik çizgisi olarak benimsemiş
olsaydı bu denli içi boş ve maddi dayanaklardan yoksun bir tanımlamayla yola
çıkmazdı. İşte bu nedenle; TKP’nin günü kurtarmaktan öte gitmeyen
politikaların peşinden sürüklenmesi düşündürücü değil, politikasızlığının
bir sonucudur. Yurtseverlik çizgisi öyle bir çizgidir ki, bir adım ötesi burjuva görüşlerle kirlenebilir. Bu nedenle bu alanda politika yapanlar son derece titiz ve ilkeli olmak durumundadırlar. Ne var ki bizim TKP de gördüğümüz şey titiz ve ilkeli davranılmadığı doğrultusundadır. Kuşku yok ki, bu sözlerimizle TKP’yi zan altında bırakacak sözlerden özenle uzak durduğumuz bir gerçektir. Ancak, biz cephenin ne olup ne olmadığını çok iyi biliyoruz ve TKP’nin sözünü ettiği “Yurtsever Cephe” görüşü cephe anlayışıyla hiç mi hiç örtüşmüyor. Bu nedenle aklımıza gelen; “her şeyin yurtseveri daha mı iyi” sorusu oluyor? 1 MAYIS, hemen her örgüt için çok önemlidir. Çünkü 1 Mayıs’a katılım sayısına göre örgütler kendilerine bir değer biçmektedirler. Katılım sonrası ortaya konulan nicelik bir ay boyunca konuşulduktan sonra haziran ayı ile birlikte politika genellikle tatile çıkar ve eylüle kadar gözle görülür bir durağanlık yaşanır. Bu durumu genelleyerek açıklarsak, hemen her çizgi için durum üç aşağı beş yukarı benzeşlikler gösterir. TKP, 1 MAYIS’a yığınsal bir katılım gerçekleştirmek için büyük bir çaba içindedir. Geçen yıl katılımı arttırmak için NATO karşıtlığından politika yürütmüş, bu yıl da “Yurtsever Cephe” anlayışı ile katılımı arttırmak istemektedir. Bu politika ileri sürülerek daha çok insanın alana taşınması olasıdır. Bize öyle geliyor ki, TKP’nin “Yurtsever Cephe” politikası stratejik olmaktan çok taktiksel bir içeriktedir ve bu yüzden de kısa bir süre sonra unutulup gidecektir.
TKP, bilimin yol göstericiliğini zorlayan bir politika izlemektedir.
“Yurtsever cephe” görüşünü enine boyuna incelediğimizde bu konudaki
çıkışsızlıkları net olarak görebiliyoruz. Emperyalizmi yenilgiye uğratmak ve
işbirlikçilerini erkten alaşağı ederek erki ele geçirmek için yola devrim
programı ile çıkmak gerekmektedir. Kuşku yok ki, böylesi bir program ince
elenip sık dokunulması gereken bir program olup günübirlik yararcı
politikalardan uzak durmayı zorunlu kılar. Bu nedenle sosyalist bir parti
taktiksel belirlemeleri ile stratejik belirlemelerini birbirine
karıştırmamalı ve uzun erimli bir sınıf savaşımına kendisini hazır kılmalı
ve erk savaşımını işçi sınıfı ve yoksul köylülük bağlaşıklığı üstünden var
etmelidir. Çünkü son sözü, yalnız ve yalnız ateşle sınanmayı göze
alabilenler söyleyebilir. Cephe betimlemesi de böylesi bir sıkılığı ve
ciddiyeti gerektirir. İLETİŞİM FORMU |