GERÇEK YAYINLARI EĞİTİM DİZİSİ BROŞÜRÜ

EMPERYALİZM NEDİR?-1

Bugün dünyanın ekonomik, politik ve sosyal kutuplaşmasında iki belirleyici üretim sistemi göze çarpıyor. Bir yandan sosyalizm, öbür yandan kapitalizm. Bunlardan sosyalizm, tarihi olarak daha ileri bir toplumu ifade ediyor.

Kapitalist dünya ise çeşitli kapitalist ülkeler arasında gelişmişlik düzeyleri ve buna bağlı olarak ortaya çıkan politik sistem ve toplumsal yapı farklılıkları göze çarpıyor. Ve kapitalist dünyada en belirgin özellik ise, bu sistem içindeki birkaç ileri düzeyde gelişmiş kapitalist ülkenin kesin egemenliğidir.

Ancak bu ülkelerin egemenliği, sömürücü ülkelerin egemenliğine göre bazı değişiklikler göstermektedir. Bütün bu kapitalist sistem bir avuç devletin egemenliği ve sömürüsü altındadır. Ve bu ülkelerin kapitalist olmaktan öte bazı özellikleri de bulunmaktadır.

Kapitalizm doğası ve gelişme yasaları, tekelleşmeye ve sermayenin merkezileşmesine yol açar. Bu gelişme para sermayenin (mali sermayenin) gücünün artması ile atbaşı giden bir gelişmedir. Gelişme en sonunda kapitalist yapıda köklü ve nitel değişimlere yol açarak kapitalizmi yeni bir aşamaya ulaştırır. İşte kapitalizmin bu aşamasına EMPERYALİZM denilmektedir.

Emperyalist sistem, başlıbaşına kapitalizmin kökenindeki özelliklerin bir gelişimi ve dolaysız uzantısı olarak ortaya çıkıyor ve onun en yüksek aşamasını temsil ediyor. Kapitalist üretim tarzındaki temel çelişkinin ve tüm diğer kapitalist çelişkilerin uyuşmazlığı, emperyalizme geçişle birlikte daha da derinleşiyor ve ileri boyutlara varıyor.

EMPERYALİZME GEÇMEK BİR ZORUNLULUK MUYDU?

EVET. Çünkü kapitalizmin gelişmesi, serbest yarışmacı döneme son vermeyi gerektiriyordu. Serbest yarışmacı dönemde adından da anlaşıldığı gibi, kapitalistler birbirlerini alt edebilmek için kıran kırana bir savaşım içindeydiler.

Üretimi arttırmak, ürünlerin maliyetini düşürmek için tekniği geliştirmeye büyük ağırlık veriyorlar, işçileri sömürmeyi de son noktasına kadar zorluyorlardı. Maliyeti düşürmenin sonucu fiyatlar düşüyor, rakiplerden hangisi daha düşük fiyatlı mal sürerse Pazar onun eline geçiyordu. Kapitalist işletme bünyesindeki sermaye, artı-değer birikimi nedeniyle büyüyor, **** üretimi gittikçe çoğalıyordu. Böylece bir yandan SERMAYE, bir yandan ÜRETİM YOĞUNLAŞTI, yani büyüdü ve gittikçe az sayıda işletmenin elinde toplanmaya başladı, yani MERKEZİLEŞTİ.

Böylece, serbest yarışmacı kurallar içinde birbirleriyle çekişen işletmelerin yerini kendi aralarında oluşturdukları birlikler yoluyla yarışmanın serbest karakterini ortadan kaldıran dev TEKELLER aldı.

TEKELLEŞME NE GETİRİYORDU

Tekelleşme ya da tekelcilik, sermayesi ve üretim yoğunlaşmış ve merkezileşmiş dev büyüklükte işletmelerin birliğiydi.

Bu anlaşmalar sonucu, ürünlerin fiyatlarını ortaklaşa saptıyorlar (ki bu fiyata TEKEL diyoruz), pazarları kendi aralarında bölüşüyorlar, üretim miktarlarını kendi çıkarlarına göre ayarlıyorlardı.

Bu anlaşmaları yapan dev işletmelere KAPİTALİST TEKELLER diyoruz.

Bir diğer deyişle kapitalist tekeller, dünya üzerindeki üretimin ve pazarın çoğunluğunu egemenliği altında bulunduran büyük sermayedarlar BAĞLAŞIĞIDIR.

İşte yine kapitalizm dönemi, yirminci yüzyıl kapitalizmi böyle başladı. Serbest yarışmacı kapitalizmin yerini TEKELCİ KAPİTALİZM, yani EMPERYALİZM geçti. Ve bu, dünya kapitalizminin son evresidir artık. Bu evreden sosyalizme geçiş, toplumsal gelişmenin en zorlayıcı ve en kaçınılmaz koşuludur.

EMPERYALİZM İLE SOSYALİZM ARASINDA BAŞKA BİR EVRE YOKTUR

Çünkü emperyalist evrede üretim, dev boyutlarda sosyalleşmiş, toplumsal iş bölümü alabildiğine gelişmiş, ama kapitalist üretim ilişkilerinin niteliği değişmemiştir.

Onbinlerce, yüzbinlerce insanın bir arada çalışarak gerçekleştirdiği üretimin meyelerini bir avuç sermayedar gasbetmekte, üretim araçları yine onların özel mülkiyetinde kalmaktadır.

Özel mülkiyet, gelişen toplumsal üretim güçleri üzerinde ona uymayan ve onu gittikçe sıkan bir KABUKTUR. Bu kabuğu kırmak, yerini toplumsal yani SOSYALİST ÜRETİM İLİŞKİLERİNİ geçirmekten başka yol yoktur. Tekelcilik gelişip güçlendikçe bu zorunlulukta pekişiyor. ÜRETİM ARAÇLARI üzerindeki ÖZEL mülkiyet tarih tarafından mahkum edilmiştir.

TEKEL BİÇİMLERİ NELERDİR?

Tekellerin çeşitli örgütlenme biçimleri vardır. Ama bunların hepsinde tekel yapısı özünde aynı kalır. Tekellerin aldığı değişik adlar sırf biçimsel farklılıklardan ötürüdür. Kartel, tröst, konzern, anonim şirket, en sık rastladığımız tekelci örgütlenme biçimleridir. Tekellerin kendi aralarında oluşturdukları holdingler de tekelci birlikleri anlatırlar.

EMPERYALİST DÖNEM NE ZAMAN BAŞLADI?

Kapitalizmin gelişip olgunlaşmasının ve emperyalist döneme geçilmesinin başlangıç tarihi 1900 olarak belirleniyor.

Emperyalizme ilk geçen ülke İngiltere oldu. Çünkü bu ülkedeki serbest yarışmacı kapitalizm 1870 yılında artık doruk noktasına ulaşmıştı. Tekellerin kalıcılığı ve gelişkin hale gelişinde İngiltere’yi diğer kapitalist ülkeler izledi.

Fransa, Almanya, ABD, Japonya gibi Emperyalizmin tarihsel belirlemesini ve ekonomik yönden analizini ilk ve en tutarlı biçimde yapan Lenin oldu. Uzun çalışma ve araştırmalardan sonra 1916 yılında yazdığı “Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Emperyalizm” adlı kitabı bugün de bilimsel geçerliliğini bütünüyle koruyor.

”TEKELCİ KAPİTALİZM” olma niteliği yanında emperyalizmin çok önemli diğer nitelikleri de var ve ancak bu niteliklerin bütünlüğünü kavradığımız da emperyalizmin tarihsel yerini tam olarak görebileceğiz.

Şimdi özetle bunlara değinelim.

BANKACILIKTA TEKELLEŞME

Emperyalizmden önce bankalar, basit ve alçakgönüllü aracılardır. Ödemeler konusunda aracılık yapar başka bir şeye karışmazlardı.

Ama sanayide sermayeler artmaya, tekelci kapitalizm çağı ortaya çıkmaya başlayınca bankalarda da değişiklik oldu. Gelişen büyük sanayinin mali gereksinimlerine bankalar yanıt vermeye başladı. Bankada bulunan para şeklinde sermaye sanayi sermayesi ile bütünleşti.

Büyük bankalar küçükleri, ya kendilerine bağlayarak ya da tamamen yutarak devleşmeye başladılar.

Büyük sanayideki yatırım alanları, büyük paraları ve kredi olanakları nedeniyle yavaş yavaş bu dev bankalar tarafından kontrol edilir hali geldiler.

Böylece büyük bankalar da artık birer BANKA TEKELİ oldular. İstediklerine kredi açan, istedikleri kapitalisti barındırabilen bir güce sahip oldular. Çünkü tüm kapitalistlerin mali işlemleri bankaların elindeydi.

Şubeleri aracılığıyla sermaye ve gelirleri merkezileştirdiler.

Sanayiye el attıklarından ve işleri iyice büyüttüklerinden dev bankaların müdürleri de artık birer sanayi uzmanı haline geldiler. Zira başka türlü denetim işi yürütülemezdi.

Ve işte böylece FİNANS KAPİTAL, yani MALİ SERMAYE doğdu. Mali sermaye kısaca, banka sermayesiyle sanayi sermayesinin tekelci aşamada birleşmesinden oluşur. Bu birleşme bir kaynaşmayı ve iç içe geçmeyi ifade eder. Finans kapitalin ortaya çıkışı serbest yarışmacı kapitalizmden emperyalizme geçişin en önemli göstergelerinden biridir.

Büyük sanayi tekellerinin sermayelerini mali tekeller, yani banka tekelleri sağlıyor artık. İşte buna ABD’den iki örnek:
Dünyanın en büyük tekeli olan GENERAL MOTORS, DUPONT, mali tekelinin bir parçasıdır; en büyük elektrik tekeli olar General Electric, Morgan mali tekelinin bir parçasıdır.

Bankalarla büyük sanayi tekelleri arasındaki bu iç içelik, ortaya bir avuç para babası çıkardı ki, toplumsal yaşamın her dalındaki sultayı, sömürüyü sürdürenler, yani suyun başındakiler, dizginleri elde tutanlar bunlardır. Bu bir avuç kişiye ve ellerinde bulundurdukları ekonomik güce Finans oligarşisi ya da mali oligarşi deniyor.

FİNASN OLİGARŞİSİ KİMLERDEN OLUŞUYOR

Büyük sermayedarlar, banka müdürleri ve büyük tüccarlar oluşturuyor bu azınlık grubu.

Devletin ve hükümetin üst kademedeki yöneticileriyle de kişisel ilişkilerini sürdürüyorlar.

Eski devlet memurlarını banka ve sanayideki yüksek makamlar dolgun maaşlarla bekliyor ki, aralarındaki işleri, yüksek bilgileri (!) ve yüksek ilişkileriyle rahatça tıkır tıkır yürütebilsinler. Bugünkü banker yarın bakan oluyor, bugünkü bakan da yarınki bankacı ya da sanayici!

HİSSE SENEDİ VE ALDATMACALAR

Emperyalist dönemde bu bankaların en çok yaptıkları bu karlı iş, hisse senetleri ve tahvil v.b. çıkarıp piyasaya sürmektir. Bunları satarak, en küçük bir emek harcamadan korkunç karlar sağlarlar. Ayrıca başka bankaları ya da şirketleri kendi ağlarına düşürmek için onların hisse senetlerinin yüklü bölümünü satın alırlar.

Halka da satılır bu senetlerden. Hem oran olarak küçük, hem de darmadağınık olan bu hisse senetlerine sahip olmakla sözde sermayenin demokratikleşmesi sağlanır burjuvalara göre! Ama bu yalandır. Çünkü bu küçücük ve dağınık hisse senetleri sahipleri ne yönetim kurullarında söz hakkına sahiptir ne de toplantılara gelirler.

Yönetim kurulunda hep büyük sermayedarların dedikleri olur. Kaldı ki bir şirkette ya da bankada söz sahibi olmak oraları kontrol etmek için hisse senetlerinin yüzde kırkından çok daha az bir paya sahip olmak yeter de artar bile.

ABD’nin en büyük 49 bankası, en büyük 500 anonim şirketin yüz kırk yedisinin yalnızca yüzde beşlik hisselerine sahiptir. Ama bu küçücük hisse payları bile bu şirketler üzerinde mali oligarşinin egemenlik kurmasına yetmektedir.

Burjuvalar, ABD’nin nüfusunun yüzde onunun hisse senedi sahibi olduğunu övünerek söylüyorlar. Ama bu, gözboyamadan başka bir şey değildir. Bunun tek yararı yine dev tekelleredir. Çünkü onlara “ek sermaye” kaynağı oluştururlar.

Bankalar bu küçük birikimleri hemen tekellerin hizmetine sokarlar. HALK KAPİTALİZMİ balonunun bir iğnelik ömrü vardır.

TEKELLERİN DEVLETLE BÜTÜNLEŞMESİ

Kapitalist devlet ve hükümet adamlarının mali oligarşi ile tam bir işbirliği içinde olduklarını yukarıda söylemiştik.

Devletin giderek yalnızca tekeller çıkarına işlemesi, tekellerin devlet üzerinde kesin egemenlik kurması, sonuçta devletle tekellerin bütünleşmesini doğurur. Buna TEKELCİ DEVLET KAPİTALİZMİ diyoruz.

Tekelci devlet kapitalizminde tekelci sermaye, emperyalist devlet mekanizması üzerinde etkinliğini olabildiğince güçlendirir. Emperyalist devlet, artık sırf tekellerin çıkarına girişimde bulunan devlettir. Devletin bütün ekonomik ve politik işleri, sadece tekellerin karlarını garantileyecek şekilde düzenlenir. Bu da bir zorunluluktur. Çünkü emperyalist aşamada kapitalizmin çaresizliği öyle artmıştır ki, önüne çıkan engelleri aşmak için kendi kuyusunu daha çok kazan yeni araçlar kullanılır.

Üretim güçlerinin gelişmesi onların istemlerini arttırır. Özellikle insanlar, çağdaş bilim ve tekniğin getirdiklerinden yararlanmak isterler. Kapitalizm bu istemleri karşılayamaz. Onun için de devleti işe koşar. Sınıflar arasında derinleşen çelişkilerin getirdiği bunalım ve patlamaları önlemek için devleti kullanır.

Emperyalist sistemde devlet, halk düşmanı kapitalist sınıfın halka karşı kullandığı baskı aracıdır. Şiddet aygıtıdır.

Zenginler egemenliğinin yürürlükte kalması için gereğinde burjuva demokrasisinin bile yürürlükten kalkmasını hedef alır. Emperyalizm özgürlük değil, boyun eğdirme ister.

Ekonomik tedbirlerle, vergilerle bütçe ayarlamalarıyla devlet mülkünü kapitalistlere peşkeş çekmekle, tekellere sipariş vermekle devlet, mali oligarşiyi zenginleştirmekten başka hiçbir amaç gütmez artık. Tekellerle devlet tam bir bütünleşme içine girmiştir.

Emperyalist sömürü düzeninin toplumsal ve politik yaşamında özgürlükler alabildiğine kısılmaya çalışılır. Devlet, halk kitlelerini, yani işçileri ve tüm emekçileri ezmek boyunduruğu altında tutmak için demokrasi karşıtı yasalar çıkarır.

(Almanya’da olduğu gibi) Tekelci sermayenin ekonomik yönden de en büyük desteği devlettir. Devlet zarar eden ya da iflasın eşiğine gelmiş özel şirketleri büyük paralar ödeyerek satın alır. Emekçi halk kitlelerinin alın teriyle meydana gelen ulusal serveti tekellere peşkeş çeker. Silah siparişleriyle silah kapitalistlerine katmerli karlar sağlarlar.

Ama bu durum, emekçilerle sermaye sınıfı arasındaki çelişkiyi de gittikçe arttırır. Nitekim tekellere, tekel egemenliğine karşı bilinçlenme, emperyalist-kapitalist ülkelerin geniş halk kitleleri arasında her geçen gün daha fazla yayılmaktadır.

Böylece tekelci devlet kapitalizmi, sosyalizme geçişin dörtbaşı mamur hazırlığını yapar. Toplumu sosyalizmin kapısına getirir.

Emperyalizmin en önemli ayırt edici özelliklerinden biri de sermaye ihracıdır.

Serbest yarışmacı kapitalizmde sermaye ihracı yoktur. O zaman sadece emtia, yani Pazar için üretilen mallar ihraç ediliyordu. Oysa emperyalizmde gündeme sermaye gereksinimi girmiştir.

Sermaye ihracı, kapitalist ülkelerin emperyalist aşamada kullandıkları yeni ve daha elverişli sömürü biçimidir. Bu sömürü biçimi emperyalist ülkelerin mal yapıp geri ülkelere satmak yerine sermayesini oralara götürüp yatırması ve üretimi doğrudan kendisi gerçekleştirmesi demektir.

Emperyalistlerin bu yola başvurmalarının nedeni, hem daha elverişli bir sömürü elde etmelerinden ve hem de kendi ülkelerindeki sermaye fazlasına yeni alanlar bulmak zorunda kalmalarındandır. Burada asıl hareket ettirici güç hiç kuşku yok ki, daha fazla kar hırsıdır. Çünkü emperyalist ülkelerde de hala daha yatırım yapılacak alanlar vardır.

Örneğin: Tarım alanları sanayi alanlarına göre daha geridirler. Ne ki, kapitalizmin doğası budur ve o hiçbir zaman az karlı işlere yatırım yapmadığı gibi tarım ve sanayi alanındaki kalkınmayı eşit düzeye getirmeyi başaramaz.

Halk kitlelerinin sefaleti, yoksulluğu, açlığı, umurunda değildir kapitalizmin ve emperyalizmin.

DEVAM EDECEK


ANA SAYFA