|
Turgut KOÇAK GENEL BAŞKAN İŞİN NERESİNDEYİZ? Sosyalizm ereği yüce bir erektir. Çünkü bütün insanlığın tartışmasız tek kurtuluş seçeneğidir. İnsanlık, kendi kurtuluşunu gerçekleştirmek için savaşım tarihinde iki büyük girişimde bulunmuştur. Her iki girişimde geride çok büyük dersler bırakarak tarihe mal olduysa da, insanlık tarihine altın harflerle yazılmış ve aynı coşkuyu duyanlar için değeri tartışılamaz moral kaynağıdır. 1871 Paris Komününü gerçekleştirenlerin bileşenlerine ve maddi koşullarına baktığımız zaman işin nereye varacağını kestirmek o kadar zor değildir. Bununla birlikte Parise sıkışıp kalan Komüncüleri bile alaşağı etmek için burjuvazi 100 bin komüncüyü katletmek zorunda kalmıştır. Olaylara 1871 tarihinin penceresinden bakmayanlar için, işi eleştirel yaklaşarak ve binbir neden ileri sürerek yorumlamak olasıdır. Ancak; en övücü yaklaşımlar bile işçi ve emekçilerin o günkü barikatlarda kanlarının son damlasına kadar savaşmış olduklarını anlatmaya yetmez. Daha da önemlisi burjuvazinin nedenli insan kasabı bir sınıf olduğunu ve demokrasiden ne anladığını bize bütün çıplaklığı ile göstermesi bakımından ibret verici ve tüyler ürperticidir. Ne var ki, günümüzde şaftı kaymış ve sınıf eksenli örgütlülüklerden ve savaşımlardan uzaklaşmış olanlar açısından, tarihin bu kanlı sayfalarının hiç mi hiç önemi yoktur. Burjuva basın yayın organlarına kapağı atmış bulunan soldan eğitimli sağdan beslemeli kimselerin bu bağlamda çok bilgili atıp tutmaları bizlerin sinirlerini bozsa da sonuç yine de değişmeyecektir. Çünkü gerçekler direngendir ve gerçeklerin karşısında her şey tuzla buz olmaya mahkumdur. 1917 Büyük Ekim Devrimi de bizim için sonuna kadar sahiplenilmesi gereken işçi sınıfının yarattığı bir destandır. Bugün Ekim Devrimine de soldan dil uzatanların sayısı hiçte az değildir. Sanılmasın ki, bu dil uzatmaların bir nedeni yoktur. Burjuvazi, ayağının altından halının çekilmesiyle birlikte koskoca Rusya coğrafyasında gürp diye yere düşmüştür. Sıranın kendilerine geleceğini iyi bilen başını ABD emperyalizminin çektiği diğer ülke burjuvaları sosyalizm karşısında domuz topu gibi birleşmişler ve Ekim Devrimine ve onun ülkesi Sovyetlere amansız bir savaş açmışlarıdır. İçeride ve dışarıda sosyalizm düşmanları ile savaşa tutuşan Sovyetler kendisine kurulan tuzakları boşa çıkararak dünya halklarının önüne bir seçenek olarak sosyalizmi koymayı büyük ölçüde başarmış olmasına karşın, ne yazık ki düşmanlarını pes ettirememiştir. Sosyalizmi bir kurtuluş seçeneği olarak görenlerin sayısı arttıkça düşmanlarının da, sonuna kadar güçlerini birleştirdiklerine tanık olunmuştur. 1917 Büyük Ekim Devrimi sırasında bütün kararlılığı ile yer alan Stalin, sosyalizmin korunması ve kuruluş döneminin de en önde gelen devrimci çeliğidir. Stalin dönemi ile birlikte kapitalistler anlamışlardır ki, artık bir dünya sistemi haline gelen sosyalizmin sıcak bir çatışma ile yıkılıp ortadan kaldırılmasının olanağı yoktur. Bu nedenle de, hemen yöntem değiştirip zamana oynama yolunu seçmişlerdir. Daha Stalinin sağlığında başlatılan soğuk savaş dönemi ölümünden sonra daha da hızlandırılarak Stalin karşıtı kampanyaya dönüştürülmüştür. Ne acıdır ki, aynı kampanya Sovyetler Birliğinde de Kuruşçef döneminde en üst düzeyde işletildi ve Stalinin adı Sovyet tarihinden silinmeye kalkışıldı. Yani emperyalist dünya ile Stalin düşmanlığı konusunda düşün ve eylem ortaklığı yapıldı. Bu kervanın en ateşli savunucuları arasındaysa sosyalizmin koruyucu ve kuruculuğunda yer almamış bulunan emperyalizmin 5. kolu görevini üstlenen besleme Troçkist yapılar Ülkemizdeyse Troçkist olmasalar bile bir ayakları burjuva bataklığında bir ayakları küçük burjuva devrimciliğinde olan halkçı yapılar, Stalin karşıtı misyonu yüklenerek yıkım çalışmaları yürüttüler ve yürütmeye devam ediyorlar. AB çıkışlı, Stalin ve komünizm karşıtlığı ile örtüşen düşüncelere mal bulmuş mağribi gibi sarılanlar, her kim ya da hangi örgütten olurlarsa olsunlar sosyalizm konusunda ciğerleri kurum bağlamış olanlardır. Son zamanlarda Birgün vb benzeri gazetelerde; Stalinle ilgili yazı döktürenlerin de yüzü aynı yöne bakmakta ve emperyalist Batının fişeklemesiyle Staline katil betimlemesi yapmaktadırlar. İçinde bulunduğumuz şu dönemde, emperyalistlerin dünyanın mazlum halklarına yaptıkları bütün çıplaklığı ile ortadayken ve de kapitalist-emperyalist sistemin sömürü mekanizması acımasızca işçilerin emekçilerin canlarına okurken, sözde kimi devrimcilerin, Stalin karşıtlığı hangi gereksinimden doğmaktadır? Ellerinde burjuvazinin baltalarıyla dolaşanların ikide birde işçi sınıfı ormanına dalıp doğrama yapmalarının sebebi hikmeti ne olabilir? İşçi sınıfı, tarih sahnesine çıktığı ve onun öğretisi olan Bilimsel Sosyalizm ayakları üzerinde dikilmeye başladığı günden bugüne burjuva anlamda saldırıların da ardı arkası kesilmemiştir. Öyle ki, burjuvazi bizim moral değerlerimize saldırarak sürekli olarak canevimizi ateş altında tutmuş tutmaya da devam etmektedir. İşte Stalin karşıtlığını bu denli azdıranların yaptıkları da bundan ibarettir.Kimi yapılar kendilerine ne isim verirlerse versinler, sınıf dışı politikalarını sürdürdükleri sürece yelkenleri burjuvazinin rüzgarıyla şişirilecektir. Bu nedenle de bu gibi çevreler kimden besleniyorlarsa onların kılıcını çalmaya devam edecekler ve soldan bizleri ateş altına alacaklardır. Son AB Parlamentosunun komünizme yönelik saldırılarını da bu bağlamda anlamak ve bunlara karşı cepheden savaş ilan etmek gerekir. Kapitalist-emperyalist sisteme karşı kılkuyruk solculuk gerçekte tam bir teslimiyeti işçilerin emekçilerin önüne koyarak kafa karıştırıcılığı yapmaktadır. Bizim döne döne vurgu yaptığımız şeyse sermaye güçlerinin karşısına hem öğretisel (ideolojik) hem örgütsel olarak bağımsız bir çizgiyle yani komünist bir dünya görüşüyle dikilmektir. İşte bunun için, Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin sendikalar içinde çalışma yürütmek üzere; ÖNCÜ SINIF GÜÇLERİ adıyla oluşturduğu grubun sonuna kadar desteklenmesi ve güçlendirilmesi gerekiyor. Çünkü asli çalışma alanımız olan sendikaları küçük burjuva sapma ve halkçı akımlara bıraktığımız zaman neler olduğunu bütün çıplaklığı ile görüyor ve yaşıyoruz. Gerçekte kendi sınıfının çıkarları doğrultusunda tutum almaları gereken sendikalar; işçiler ve emekçiler üzerinde öğretisel ve örgütsel birer baskı mekanizmasına dönüşerek sınıfa göz açtırmıyorlar. Yalan yanlış politikaları işçilerin ve emekçilerin saflarına taşıyarak gerçekte işçi ve emekçileri bölüp parçalayarak güçten düşürüp işlevsiz hale getiriyorlar. Bizler ÖNCÜ SINIF GÜÇLERİ olarak bu girişimlerin önünü kesmek zorundayız. Yetmez!.. Günümüzde yaşamın her alanına girmiş ve örgütlenmiş bir parti yaratarak, hem sermaye güçlerine hem de sararmış, pembeleşmiş, aklaşmış ne kadar cevahiri kararmış sol varsa onları işçilerin ve emekçilerin yakasından düşürmeliyiz. Bu konuda TSİPin parti programını ve örgütsel yapısını baz alarak sosyalizmin bayrağını açar ve kararlıca yolumuza devam edersek söylediklerimize asla yerinden oynatılamayacak denli sağlam kayalar gibi maddi bir zemin hazırlamış oluruz. Görüyoruz ve izliyoruz ki, TSİP asla ödün vermediği çizgisi ve politikalarıyla her geçen gün daha da bir, güçlenip büyüyor. Çünkü; parti, ham hayallerin peşinden koşmaksızın sınıfçı bir çizgide kendisini var etmeye ve güçlenmeye çalışıyor. Yani durduğumuz zemin işçi sınıfı öğretmenlerinin; Marksın, Engelsin, Leninin, Stalinin durduğu zemindir. Bu bağlamda yıkılmaz bileği bükülmez bir parti yaratılıyor. Ne yaptığının farkında olmayan etnik ve inanç politikalarını öne çıkararak semizlemeye çalışanları sınıf dışı görüyor ve sonuna kadar eleştiriyoruz. Örgütsel olarak sayısız zikzaklar çizmiş ve işçi sınıfından kopmuş ne kadar akım varsa yeniden düştükleri yerden doğrulmak için dergi çevreleri oluşturarak kalkmaya çalışıyorlar. Halkçı-Galiyevci çizgilerde kulaç atarak Amerikayı bir kez daha keşfe kalkışıyorlar. Yani, ektiklerini biçtikleri yetmiyormuş gibi olmayacak duaya amin diyorlar. Sonuç olarak; Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP), bilimsel sosyalizmi kendine ilke edinmiş bir parti olarak sosyalizm yolunda yürüyor. Sağlı-sollu engellere karşın kendine yol açarak yığınların içinde güç kazanıyor. Emperyalizmi bütün dünya halkları için baş düşman, emperyalizmin sonuncu yenilgiye uğratılmasını da halkların kurtuluşu olarak ilan ediyorsa bu sonuca, olayları ve olguları bilimin süzgecinden geçirerek varıyor. Günümüzde son sözü söyleyecek olan işçi sınıfının politik öncüsü, en kararlı unsurları saflarında toplayan savaşçı müfrezesiyiz diyorsak Aklımıza LENİN DEYİNCE PARTİ, PARTİ DEYİNCE LENİN geldiği içindir |