Görüntünün olası içeriği: 4 kişi

43.YILINDA...  SOSYALİZM YOLUNDA...

ŞAN OLSUN 15-16 HAZİRANI YARATAN TÜRKİYE İŞÇİ SINIFINA

ŞAN OLSUN TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ TSİP'E

www.tsip1974.com

PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

(sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...

Son Güncelleme 25-09-2017 15:54

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCIALIST WORKER PARTY OF TURKEY

PARTITO SOCIALISTA DEI LAVORATORI DI TURCHIA

TÜRKEI SOZİALİSTİSCHEN ARBEİTERPARTEİ

PARTI OUVRIER SOCIALISTE DE LA TURQUIE

ТУРЦИЯ СОЦИАЛИСТИЧЕСКОЙ РАБОЧЕЙ ПАРТИИ

Σοσιαλιστικό Εργατικό Κόμμα της Τουρκίας

ԹՈՒՐՔԻԱ ՍՈՑԻԱԼԻՍՏԱԿԱՆ ԱՇԽԱՏԱՆՔԱՅԻՆ ԿՈՒՍԱԿՑՈՒԹՅՈՒՆԸ

PARTIDO OBRERO SOCIALISTA DE TURQUIA

LUCRĂTORİLOR SOCİALİSTE DE PARTİD DİN TURCİA

STRANY TURECKÝCH SOCİALİSTİCKÁ ROBOTNÍCKA

SZOCİALİSTA MUNKÁSPÁRT TÖRÖKORSZÁG

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी

PRchecker.info


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

KOMÜNİST VE İŞÇİ PARTİLERİ'NİN WEB SİTELERİ VE DİĞER LİNKLER

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

AYŞE KAYGUSUZ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

BESİM TUZLU (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


YAYINLARIMIZIN HAZİRAN - TEMMUZ - AĞUSTOS 2017 SAYILARI BİRLİKTE ÇIKTI

DERGİLERE ABONE OLMAK İÇİN MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com

 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

SLOGANLAR CANLIDIR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

25 EYLÜL 2017

Slogan der geçeriz ya aslında geçmemeliyiz. Uyduruk gaydırık sloganlardan söz etmiyorum. Benim kastım tam da yaşamla örtüşen sloganlardır. Ne yazık ki günümüzde yaşamla örtüşen sloganların yerini uyduruk gaydırık kastlaşmış ve kistleşmiş sloganlar daha çok kullanıldığı için hangi konuda konuşmak isteseniz birileri yerine otursun ya da oturmasın sizi kolaylıkla sloganik olmakla suçlayabilir. Çünkü slogan, yerinde ve zamanında kullanılmadığı için ya da amacıyla birebir örtüşmediği zaman güvenilmez olur, bu yüzden de yığınlar inanmadıkları için dalgaya alırlar ve slogan sizin kimliğinizi belirleyen bir gerçekliğe denk düştüğü için ister istemez çoğu zaman tiye alınan gerçekte de sizsinizdir.

Öyle sloganlar vardır ki sizler bu sloganı devrimci olarak belirlemişsinizdir amma velakin maddi koşullarla örtüşmediği zaman sizin devrimci sandığınız slogan; karşınıza burjuva bir slogan olarak çıkar ve elinizi ayağınızı da prangaya vurabilir. Bugüne kadar atılan sloganların altına herhangi bir örgüt ismi yazılmasa bile eğer politika ile içli dışlıysanız atılan ve yazılan sloganlar kime aittir kolaylıkla çıkarabilirsiniz. Bu yüzden de slogan, diyebiliriz ki bir örgütün aynı zamanda da belirtkesi olarak da düşünülebilir.

Bu yüzden Kartal'da yapılan Laik Eğitim mitinginde taşınan bir pankart nedeniyle bu yazıyı konuya açıklık getirsin diye bir kez daha farklı açılardan yazmak gereği duyduk.

Söylediğimiz gibi sloganlar kitlelere değişik konularda ileti vermek amacıyla kullanılır. Bu yüzden de içinde yaşanılan konumla örtüşmesi ve döneme uygun düşmesi gerekir. Eğer ortada böyle bir durum yok ise slogan ilerici bir slogan olmaktan çıkar, tıpkı işçi sınıfının yüce öğretmeni Lenin'in dile getirdiği gibi "anlamını kavramaksızın, üzerinde düşünmeksizin bir sloganı papağan gibi yineleyen kişiler için, anlamını analiz etmeksizin ezberleyen kişiler için her slogan "haince"dir ve her zaman öyle olacaktır”.

Daha önce yazdık. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte feodal unsurlar kısa bir süreliğine bir kenara itildiler ve burjuva anlamda devrimin gereklerinin yerine getirilmesi için yepyeni adımlar atıldı.

Ancak sözünü ettiğimiz devrim kendi içinde birçok olumsuzluğu da içinde taşıyordu. Cumhuriyetin ilanı sonrası benimsenen kapitalist üretim şekli ülkemizin iç dinamiği ile gelişmediği için burjuva demokrasinin serpilip gelişmesine izin vermedi. Burjuva anlamda devrimin sınıf ve katmanlarını oluşturanlar; feodal sınıf ve katmanları tasfiye etmesi gerekirken aksine süreç içinde onunla birleşip bütünleşmek daha çok işlerine geldi ve iktidar koltuğunu birlikte paylaştılar.

Bir başka önemli noktada hiç kuşkusuz Türkiye kapitalizminin yarışmacı (rekabetçi) bir dönem yaşamaksızın daha işin başında dış tekelci güçlerle işbirliğine gitmesi nedeniyle işbirlikçi tekelci sermaye egemenliği ele geçirdi. Doğası gereği böyle bir sermaye ülkenin koşullarını da göz önüne aldığımızda olağanüstü gericileşti ve ülkemizde burjuva demokrasisinin kırıntılarıyla idare edilmesi yolunu seçti. Ülke geniş emekçi yığınları ağır bir sömürü altında olduğu için de zaman zaman burjuva demokrasisi hepten ortadan kaldırıldı ve ülke faşizan anlayışla yönetilir oldu. Bir yandan feodal sınıf ve katmanların tasfiye edilmemiş olması, diğer yandan işbirlikçi burjuvazinin dış tekelci güçlerle işbirliği hemen her fırsatta cumhuriyetin kazanımlarını gündeme getirip tek tek budayarak günümüze kadar gelen bir yönetim anlayışını egemen kıldı. 1961 Anayasası ile elde edilen kısmi özgürlükler ortamı ise yine sözünü ettiğimiz egemen güçler tarafından 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri faşist darbeleriyle neredeyse tam anlamıyla yok edildi. 12 Eylül 1980 faşist darbesi sonrası ise sağ siyasetler adeta 12 Eylül faşizminin birer sürdürücüsü olarak görev üstlendiler. Böylesine umutsuz bir ortam sürdürüle sürdürüle dinci, gerici ve faşist olan dış güçlerin projesi konumundaki AKP'yi daha ilk seçimde iktidara taşıdı ve liberal çevreler tarafından bu iktidar bugüne kadar görülmemiş destekler gördü ve sözünü ettiğimiz bu iktidar 3 Kasım 2002 tarihinden bu yana iktidar koltuğunda oturmaktadır.

Burada şunu açıkça söyleyebiliriz. Cumhuriyetin ilanından bu yana sözünü ettiğimiz dinci, gerici ve emperyalizmin uşağı işbirlikçiler mücadelenin raundunu kazandılar ve bugüne kadar cumhuriyetin ne kadar kazanımı varsa tek tek ortadan kaldırmaya başladılar. Kaldırdılar da. Dolayısıyla Kartalda yapılan 'Laik ve bilimsel Eğitim' mitingine bu yüzden gereksinim duyulmuştur. 'Laik ve bilimsel Eğitim' ise cumhuriyetin kazanımı olup Mustafa Kemal Atatürk ismi ile neredeyse özdeşleşmiştir. Dolayısı ile Kartal'da yapılan mitinge Partizan Grubu "Kahrolsun Kemalist-Faşist Diktatörlük" pankartı ile katılmıştır.

Bu slogan gerçeklerden uzak, mevcut durumu iyi analiz edemeyen bu yüzden kim ne söylerse söylesin burjuvacadır ve daha da kötüsü "haince" kaçmaktadır. Çünkü şu an işbaşında bulunan sermaye güçleri bu slogana göre Kemalist'tir. Devletin ağırlıklı olarak kurum ve kuruluşları da Kemalist olarak görülmektedir. Kısaca sermayenin askeri kurumu, eğitim kurumu "kemalist" olarak görülüyor ve egemen olan ideolojinin de "Kemalist" olduğu sanılıyor. Bir büyük yanılgı da ülkemizde her zaman faşizm olduğunun ve şu andaki yönetimle hiç farkının olmadığının sanılmasıdır.

Örnekleri çoğaltabiliriz ancak gerek yok.

Çünkü olanlar ortada, uygulananlar ortada. Bu nedenle şu anki yönetimin Kemalizm'le hiç mi hiçbir ilintisi de yoktur, bulaşıklığı da. Eğer söylediğimiz gibi olmasaydı kimse kalkıp da her fırsatta ne Mustafa Kemal Atatürk'e küfredebilirdi ne de intikama yeltenebilirdi. Oysa her gün kendilerine "meczup" denilen kimseler Atatürk'ün heykellerine saldırıyor, resimleri ve heykelleri parçalanıp çöpe veya ormanların içine atılıyor. Cumhuriyetin kazanımlarına saldırılıp okullar imam hatipleştiriliyor, dini eğitim yapan ilahiyat vb benzeri üniversiteler arka arkaya açılıyor. Her yer cami ile dolduruluyor, her kente imam hatip okulu açılıyor, kadın hakları yerlerde sürünüyor, ne kadar kazanım söz konusu ise tek tek yok ediliyor. Doğru düşününce Kemalist bir yönetimin egemen olduğu yerde bunun mantıklı bir yanı olabilir mi?

Hani, ülkede Kemalist faşist bir diktatörlük varsa nasıl oluyor da Kemalizm üzerinden demokratik hak ve özgürlükler ağır bir saldırı altında. Bu saldırıyı organize edenler kim ya da kimlerdir dersiniz? Yoksa size göre sermaye kendi Kemalizm'inin mi boynuna urganı geçirmek istiyor?

İşte bu yüzden bu sloganı kullananlar gerçek anlamda bir bocalamanın bile içinde değiller.

Sloganları şu haliyle AKP'yi ve onun milliyetçi/şoven politikalarını destekler mahiyettedir ki işte o zaman bizler de bu slogana "haince" betimlemesi yapmayı bir görev sayıyoruz.

"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI:  ASGARİ MÜŞTEREKTE BULUŞMAK

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

 Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

"GÜNCEL NOTLAR"

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

25 EYLÜL 2017

Slogan deyip geçmeyeceksiniz.

Slogan bir siyasi grup veya partinin gerçekte aynasıdır.

O aynada görülen örgütün kendi yansımasıdır.

Bu yüzdendir ki herhangi bir sloganı duyduğumuzda kolaylıkla kim ya da kimlere ait olduğunu ayırt etmemiz mümkündür.

İşte bu yüzden slogan saptanırken öyle ezbere değil somut durumun somut analizi yapılarak ve koşullara uyacak şekilde hazırlanır.

Aksi takdirde slogan taşlaşmış, kireçlenmiş, bir anlam ifade etmeyen sözlerden oluşur ki bu zavallılığa da düşmemek gerikir.

Sonuç olarak slogan vardır kitlelerin istemiyle örtüşün ve ön açıcı olur, kimi zaman da beklentilere yanıt vermez, aksine sahibini vuran bir silaha da kolaylıkla dönüşebilir.

Yani?

Yanisi şu; ne slogana slogan deyip geçmek ne basite almak doğru değildir, o kadar…

 


Av. İdris Köylü

idris.koylu@hotmail.com

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SANATSAL YAZILARI


Av. İdris Köylü

idris.koylu@hotmail.com

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SİYASAL YAZILARI


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-14

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-15

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU

Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


SAYFA BAŞI