42.YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

YAŞASIN 15-16 HAZİRAN

YAŞASIN TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

www.tsip1974.com

PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI

SAYGIYLA ANIYORUZ

(sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...

Son Güncelleme 23-02-2017 14:56

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCIALIST WORKER PARTY OF TURKEY

PARTITO SOCIALISTA DEI LAVORATORI DI TURCHIA

TÜRKEI SOZİALİSTİSCHEN ARBEİTERPARTEİ

PARTI OUVRIER SOCIALISTE DE LA TURQUIE

ТУРЦИЯ СОЦИАЛИСТИЧЕСКОЙ РАБОЧЕЙ ПАРТИИ

Σοσιαλιστικό Εργατικό Κόμμα της Τουρκίας

ԹՈՒՐՔԻԱ ՍՈՑԻԱԼԻՍՏԱԿԱՆ ԱՇԽԱՏԱՆՔԱՅԻՆ ԿՈՒՍԱԿՑՈՒԹՅՈՒՆԸ

PARTIDO OBRERO SOCIALISTA DE TURQUIA

LUCRĂTORİLOR SOCİALİSTE DE PARTİD DİN TURCİA

STRANY TURECKÝCH SOCİALİSTİCKÁ ROBOTNÍCKA

SZOCİALİSTA MUNKÁSPÁRT TÖRÖKORSZÁG

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी

PRchecker.info


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

KOMÜNİST VE İŞÇİ PARTİLERİ'NİN WEB SİTELERİ VE DİĞER LİNKLER

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

AYŞE KAYGUSUZ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

BESİM TUZLU (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


 

YAYINLARIMIZIN ARALIK 2016 SAYILARI ÇIKTI

DERGİLERE ABONE OLMAK İÇİN

MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com

ALIN SİZE TÜRKİ CUMHURİYETLER'DEN BİR ÖRNEK DAHA

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

23 ŞUBAT 2017

Dün Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in eşini Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı yapması ile ilgili düşüncelerimizi yazmıştık. Bugün ise Türkmenistan Cumhurbaşkanı Gurbanguli Berdimuhammedov ile ilgili düşüncelerimizi yazacağız.

Biliyorsunuz bunlar kendilerini öyle bir noktada görüyorlar ki kendilerinin dışında kalanlar tebaa ya da kul köle konumundalar. Bu yüzden de uluslararası ilişkilerde bu tür ülkeler sık sık komik duruma düşerler.

Geçen yıl Alman Başbakanı Merkel Türkmenistan'ı ziyaret etmiş ve iki lider basının önüne çıkmışlar ve tam o sırada Türkmenistan Cumhurbaşkanı Gurbanguli Berdimuhammedov suyunu değiştirmiş, değiştirdikten sonra da "Almanlara güven olmaz" deyivermişti. Yarattığı şaşkınlık bir yana düştüğü komik durumu da belirtmemiz gerekir. Dünkü yazımızda da dile getirdiğimiz gibi diktatör yetkileriyle donatılmış yöneticilerin kimi zaman ülkelerinin başına felaketler açabilecekleri gibi sık sık da komik duruma düştüklerinden söz etmiştik.

İşte bu kez benzer bir duruma Türkmenistan'da da rastlamış olduk. Neymiş efendim Gurbanguli kitap yazmışmış. Bu yazdığı "Çay - melhem ve İlham" kitabı yazdığı 25. Kitabıymış. Nasıl bir kitap olduğunu sanırız kitabın isminden de anlamışsınızdır. Ancak benim dile getirmek istediğim şey tabiki de içeriği ile ilgili değildir. Daha çok Gurbanguli'nin kitabını alanların ne duruma düştükleri ile ilgilidir. Koca koca adamlar kitabı ellerine alır almaz öpüp öpüp başlarına koymaktadırlar. Bu ne büyük saygıdır diyeceğim ama kesinlikle bu tür hokkabazlıklar ve yalakalar duydukları saygıdan dolayı bu tür komiklikler yapmamaktadırlar. Ortaya çıkan görüntü daha çok tepedeki adamın ortaya saçtığı korkudan ileri gelmektedir. Korku duyulan kişilere böylesine içtenlikten yoksun yalakalıklar yapılır yapılmasına da en küçük bir ayak sürçmesinde ise tepesine binilip dalga geçilir. Çünkü bütün diktatörlerin yazgısı bence böyle bir sondur.

Yazdığı kitaba bakın bir. Çay hem yaralara merhemmiş hem de ilham verirmiş. Çocukluk düzeyinde bir yaklaşım. Ne derler? "Eller aya biz yaya." Türkmenistan halkını yaya bırakanlar kalkmışlar çayda ilham arıyor olmalılar. Vallahi ne diyeyim modern çağda ve bilimin insanlığı ileri taşıdığı günümüzde tek adamlık biz Türklere iyi gelmiyor. Her ne kadar bazıları bizim tarihimizde de tek adamlığın önemli yerinin olduğunu söylüyorlarsa da geçmiş tarihle bugünün koşulları aynı değil. Bir Hakan düşünün çevresine topladığı obasıyla, şunuyla bunuyla bir bütün olarak yaşamak zorunda. Düşmana birlikte karşı koyup birlikte saldıracaklar. Elde ettiklerini ise gereksinime göre paylaşacaklar ki Hakan'ın adaletsizliğinden kimse kuşku duymasın. Maazallah bir kuşku duyarsa ortada ne savaşacak kimse kalır ne de birlikte davranıp birlikte yazgılarını yazanlar. Sizin anlayacağınız tuzla buz olurlar.

Yeryüzünde üretim ilişkileri değişmiş. Barbarlık dönemi şu bu derken insanlık kapitalist üretim ilişkilerini yaşamaya başlamış. Kapitalizmin adaletsizliği ve demokraside yaya kalmasıyla da birlikte insanlık sosyalizm yolunda 1917 Büyük Ekim Devrimi'ni gerçekleştirmiş. Sosyalizm, insanlığın bir kurtuluş umudu olarak sahneye çıkmasıyla birlikte de kapitalist/emperyalist dünya sosyalizmin ve Sosyalist Sistem'in yıkılışı için her şeyi ama her şeyi denemiş. Başarmış da. Başarmış olmasına karşın da insanlığın kurtuluş isteğinin ateşini söndürememiş, bugün yeryüzünde milyonlarca insan sosyalizmi bir kurtuluş olarak görmekte ve uğruna mücadele etmektedir.

Böylesine hızlı değişimlerin yaşandığı bir dünyada ise her nasılsa bir coğrafya parçasında devlet olarak kalabilmeyi başaran Türki Cumhuriyetleri gibi ülkelerde yönetenler böylesine komik durumlara düşmektedirler ki bunlar için ne söylesek azdır, ne yazsak yetersizdir. Kendi halkına küçücük bir hayırları dokunmayanlar, halkın açlık ve sefalet içinde yüzmesi karşısında kılları bile kıpırdamayanların yaşamları peri masallarındaki yaşamlara taş çıkartıyor niyeyse.

Kendilerini bilmem ne sananlar şu olsun deniyor oluyor, bu olsun diyorlar o da oluyor. Özetle bir tantana, bir curcuna hali ki böyle bir ortamda Demokrasinin D'sinden bile söz edemezsiniz.

Önceki gün İlham Aliyev'in eşini Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Yapmasını FOX TV'de Fatih Portakal eleştirdiği için Azerbaycan'da FOX TV'nin kablolu yayınları durdurulmuş. Nasıl da bizdekine benziyor değil mi? Yöneticilerin hukuk mukuk tanıdıkları yok. Beğenmiyorlarsa bir şeyi halledin deniliyor hallediliyor. Hukuk nerede diye aklınıza geliyorsa gelmesin. Çünkü hukuku da bu tür diktatör kılıklılar kendilerine bağlamışlar. Yani hukuk dediğiniz şey prangalanmış.

Sözü uzatmanın yararı yok. Aslına bakarsanız olup bitenlerle ilgili çok bile söyledik. Çok söyledik çünkü bunlar bu eleştirileri bile hak etmeyecek düzeydeler o kadar. Bizim ülkemizde de onca demokrasi denemesinden sonra gelinen nokta ne yazık ki aynı. Recep Tayyip Erdoğan ne istiyorsa yapabiliyor. Hukukun işlerliği falan kalmadı. Baktılar Recep Tayyip Erdoğan'ı engellemesi gereken hukuk işlevsiz kalmış, hemen birileri harekete geçip "madem Recep Tayyip Erdoğan hukuku takmıyor, bari biz yaptıklarına hukuki kılıf uyduralım" dediler ve sözü edilen anayasa değişikliği hazırlandı. 52 gün sonra hazırlanan anayasa değişikliğini ret veya kabul etmek için sandık başına gideceğiz.

Gideceğiz de sandık başına gitmeden önce aklımızı bir berraklaştıralım. Bizde de İlham Aliyevler, Gurbanguliler isteyenler varsa onlar gidip 'EVET' desinler önemi yok.

İstemeyenlere gelince öyle çoğunluktayız ki 'HAYIR' konusunda kafamız çok duru çok.

'HAYIR' diyeceğiz ve İlham Aliyev, Gunbanguli anlayışına da komikliğine de ülkemizde geçit vermemiş olacağız o kadar…

"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI: MÜJDAT GEZEN KÜLTÜR MERKEZİ'NE SABOTAJ

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

 Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı

"GÜNCEL NOTLAR"

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

23 ŞUBAT 2017

Dün İhlam Aliyev eşini Birinci Cumhurbaşkanı Yardımcısı yaptı.

Dünya alem bu komik durumu gördü.

Şimdi de Türkmenistan Cumhurbaşkanı Gurbanguli, "Çay - melhem ve İlham" isimli bir kitap yazmış.

Kitabı alan öpüp başına koyuyor.

Gurbanguli'ye bir saygı bir saygı.

Korku ve hokkabazlık iç içe geçmiş, bu yüzden de alın size Türk Tipi Başkanlık Sistemi.

Örnekleri varken bizdeki nasıl olur diye düşünüyorsanız, aklınızı yormayın.

Bizdeki işleyiş de oralardan kesin beş beter olur beş beter.

Bu yüzden de 'HAYIR' diyecek eğer anlarlarsa birilerini de komik duruma ve zalimliğe düşmekten kurtaracağız bilinsin.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı


Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, yazı

Av. İdris Köylü

idris.koylu@hotmail.com

DEMOKRASİ VE DİN -1

İslamcı bir cemaat grubunun siyasal İslamcı iktidara karşı giriştiği 15 Temmuz 2016 darbe girişimi esnasında, TRT de okunan bildirisinde “Demokrasiden”, inşasından dem vurmakta, yolsuzluk, hırsızlık yapanlardan hesap sorulacağından ve diktatörlüğe son verileceğine ilişkin bir dizi vaatler sıralamakta, darbe girişimi komitesinin adını da “ “yurtta sulh konseyi” olarak ilan etmekte iken;

Darbenin başarısızlığa uğramasıyla birlikte siyasal İslamcı iktidar da darbenin bastırılmasını demokrasinin zaferi olarak ilan etmekte, demokrasinin korunması için iktidarın yetkilileri halkı sokaklara çıkmaya “direnişe” çağırmaktadır. Darbeci İslamcılar demokrasi getirmeyi vaat ederken, siyasal İslamcı iktidar “Demokrasiyi koruduğunu ilan etmektedir. Darbeci cemaate göre “demokrasi yoktur, bunlar darbeyle diktatörlüğü devirip demokrasiyi kuracaklardır, iktidara göre darbe bastırılarak demokrasi korunmuştur. Hangisi?... Demokrasi var mıdır yok mudur?. 

YAZININ TAMAMI


İDRİS KÖYLÜ: DEMOKRASİ VE DİN - 2

Dinci cemaat grubunun 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden bu yana yazılı ve görsel medyada günü birlik yapılan tartışmalar birçok açıdan düşündürücüdür. Düşündürücü özelliği tartışmaların düzeyinin düşüklüğü bir yana, tartışmaların konusunun tamamının küresel kapitalizmin programı olan siyasal İslam’ın toplumsal iktidar bileşenlerinin nasıl yapılandırılacağına, aşamalarına ve aşamalarda bileşenlerin rol ve fonksiyonlarına ilişkin olmasıdır. Dikkat çeken birinci husus tartışma programına katılan katılımcıların bir grubunu dinci geleneğin mensup ve temsilcileri oluştururken diğer grubunu sözde laik aydınlar ya da kendilerine “liberal” yaftası yapıştıran “laikimsiler” oluşturmaktadır.

YAZININ TAMAMI


İDRİS KÖYLÜ: DEMOKRASİ VE DİN - 3

“Darbenin anatomisi” nin incelemesinin iki bölümü Türkiye özeline ilişkindir. Ancak, konunun Emperyalist/kapitalist sistem ölçeğinde yerine oturtulması gerekmektedir. Zira, tarih ilişkin olduğu döneme ait sorunları ortaya koyarken, çözümlerinin şifrelerini de önümüze koyar. Aksi bir yaklaşım tarihi, objektif, kişilerden ve toplumlardan bağımsız olarak ortaya çıkan ve aşamaların şekillenmesinde rol alan kişilerin/bireylerin niyetlerine indirgeyerek açıklamaya çalışmak olur ki, bu yaklaşım sorunların tespitinde ve çözüm yollarında yanılgıların da kaynağını oluşturur. Öyleyse meselenin kendisi AKP iktidarının veya RTE nin kişisel hırslarına, ihtiraslarına indirgenemez. AKP ve RTE bu süreçte küresel kapitalist sistem içinde rol alan/rol verilen uygun aktörlerdir. Her ne kadar farklı başlıklardaki irdelemelerimizde burjuva demokrasisi ve burjuva iktidarın sosyo ekonomik ve politik yapısı, işlerlik koşulları üzerinde durulmuşsa da bu konuya yeniden dönmemiz bir zorunluluktur.

YAZININ TAMAMI


İDRİS KÖYLÜ: DEMOKRASİ VE DİN - 4

Bir olgu olarak gözlemlenen ve toplumsal pratik tarafından doğrulanması zamana bağlı olan tespitlerdeki isabetin toplumsal gerçekliğe dönüşmesi bazen uzun yıllar alabilir, bazen sözünüzü bitirmeden çat kapı karşınıza dikilir. Demokrasiyi din bağlamında ele alan irdelemenin ve tartışma ortamı yaratma amaçlı bu irdelemede özellikle ABD seçimlerinde kendini ele veren gelişmeler bu başlık altında ele alınan irdelemelerin isabetini de teslim etmiş oldu. Konunun irdelenmeye değer ve günümüzde başatlık kazanan temel dürtüsü dinin, egemen sınıflar iktidarlarınca bir kitlesel destek amaçlı olarak kullanması, küresel kapitalizmin 21. Yüzyılda sistem olarak ekonomik, politik, siyasal ve kültürel açmazına alternatif iktidar aracı olarak yöneldiği faşizmin, özellikle ve ağırlıklı olarak Müslüman coğrafyada İslamcı kesimi faşizmin kitlesel desteği olarak etrafında toparlayıp örgütlemesidir. Bu söyleyiş biçimi Müslüman olmayan toplumlarda burjuvazinin dine karşı bağımsız, hayırhah tavır sergilediği anlamına gelmez. Küresel kapitalizm dünyanın her yerinde farklı dinlere mensup kitleleri o dinin inancında faşizmin kitlesel desteği olarak sisteme yedekleyip, yönlendirmektedir. Yoksa, tek tek kişilerin dinsel inançlarını irdelemek sosyologların görevi olup bizi ilgilendirmemektedir.

YAZININ TAMAMI

Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


SAYFA BAŞI