PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ (sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER. ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK, ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...


AB'DEN HİBE ALAN SOL ÖRGÜTLER VE YÖNETİCİLERİ,

ALÇAK'DIR. LİBERAL'DİR. İŞBİRLİKÇİ'DİR.


DİSK

"GÖZ BEBEĞİMİZ DİSK, GELENEĞE SÖZ VERDİK... GELECEĞE TAŞIYACAĞIZ.."

İŞÇİ SINIFINDAN HABERLER

DİSK

http://www.disk.org.tr/

BANK-SEN

http://www.banksen.org.tr

BASIN-İŞ

www.diskbasinis.org

BİRLEŞİK METAL-İŞ

http://www.birlesikmetal.org

BTO-SEN

www.btosen.org.tr

CAM KERAMİK-İŞ

http://www.disk-camkeramikis.org

DEV MADEN-SEN

http://www.devmadensen.org.tr

DEV SAĞLIK-İŞ

http://www.devsaglikis.org.tr

DEV TURİZM-İŞ

http://www.devturizmis.org.tr/

DEVRİMCİ YAPI-İŞ

http://www.devyapi-is.org

EMEKLİ-SEN

http://www.tumemeklisen.com

ENERJİ-SEN

http://www.enerjisen.org

GENEL-İŞ

http://www.genel-is.org.tr

GIDA-İŞ

http://www.gidais.com

GÜVENLİK-SEN

http://www.guvenliksen.org.tr/

İLETİŞİM-İŞ

http://www.deviletisimis.org.tr

LASTİK-İŞ

http://www.lastik-is.org.tr

LİMTER-İŞ

http://www.limteris.com

NAKLİYAT-İŞ

http://nakliyatis.org

SİNE-SEN

https://twitter.com/DiskSine

SOSYAL-İŞ

http://www.sosyal-is.org.tr

TEKSTİL

http://www.disktekstil.org

TÜMKA-İŞ

http://www.tumkais.org

   

46. YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

YAŞASIN TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ


FAŞİZME KARŞI

DEMOKRASİ

SÖMÜRÜYE VE KAPİTALİZME KARŞI

SOSYALİZM

PRchecker.info

PARTİ PROGRAMIMIZIN 'OR' KODUNU TELEFONUNUZA TARATIN.

İSTEDİĞİNİZ ZAMAN,

İSTEDİĞİNİZ YERDE OKUYUN.

PARTİ PROGRAMI

Not: Programımızı okuyup benimseyen 18 yaşından gün almış herkes, partimize aday üyelik için başvurabilir.


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

CELAL FİL (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

MÜNÜR BİRCAN (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

İZMİR İLÖRGÜTÜ

SATILMIŞ AKGÜN (BAŞKAN)

Fevzipaşa cad. 1368 sokak No: 1 kat: 8 Daire: 804 Basmane

(Diş Egitim Hastanesinin karşısında)

KONAK / İZMİR

TEL: 0232 483 9098

KONAK İLÇE ÖRGÜTÜ

Fevzipaşa cad. 1368 sokak No: 1 kat: 8 Daire: 804 Basmane

(Diş Egitim Hastanesinin karşısında)

KONAK / İZMİR

TEL: 0232 483 9098

ÜNYE İLÇE ÖRGÜTÜ

SALİM OĞUZ (BAŞKAN)

Burunucu Mah. Kaymakam Sok. No: 17

ÜNYE - ORDU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


WEB VE MAİL ADRESLERİMİZ

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)

SOCİALİST WORKERS' PARTY OF TURKEY

KURULUŞ:

15-16 HAZİRAN 1974

ORGANIZATIONS:

15-16 JUNE 1974

46.YILINDA...  SOSYALİZM YOLUNDA...

WEB SİTESİ:


http://www.tsip1974.com/

https://www.facebook.com/AmerikaSuriyedenDefol

https://www.facebook.com/tsip15161974

https://www.facebook.com/tsip1974

STALİN KOMÜNİZMDİR
https://www.facebook.com/groups/345728572561507/

UYAN ARTIK UYAN UYAN ESİRLER DÜNYASI
https://www.facebook.com/groups/2028259010571656/

"BU SAYFA, DİRENEN YOKSUL YEMEN HALKININ HABERLERİNE AYRILMIŞTIR."
https://www.facebook.com/groups/1740767676034913/

https://twitter.com/tsipgenelbaskan

https://twitter.com/TsipGenelSek

MAİL ADRESLERİ:

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com/a>


YAYINLARIMIZIN AĞUSTOS 2020 SAYILARI ÇIKTI: OKU - OKUT - ABONE OL - ABONE BUL


WEB SİTEMİZDEKİ YAZILARIMIZDAN
KAPİTALİST SİSTEM HIRSIZLIKTIR AHLAKSIZLIKTIR
SOSYALİSTLER VAR TSİP VAR GELECEK VAR
NE KADAR DA İKİYÜZLÜSÜNÜZ
ÖMER GÜRCAN
KORONA VİRÜSÜ MÜ? YOKSA KAPİTALİZM Mİ TEHLİKELİ?
TEHLİKELİ OLAN SADECE KORONA VİRÜSÜ MÜ?
YARGIYA BAK TARAFSIZLIĞI GÖR
SİZ BUNA DEMOKRASİ Mİ D İ Y O R S U N U Z ?
DEVRİMBAZLIK MI? DEVRİMCİLİK Mİ?
KARANLIK GÜÇLER Mİ, DERİN DEVLET Mİ?
KAPİTALİZM BİTTİ KURTULUŞ SOSYALİZMDE
SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?
FAŞİZM VE GERİCİLİKLE NASIL SAVAŞILIR?
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-1  TİP
LİBYA’YA ASKER YA DA ATEŞ KES
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-2  TSİP
HAFIZA TAZELEME: MENDERES NEDEN İDAM EDİLDİ
NEDEN SOSYALİZM?
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -1
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -2
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -3
TSİP TARİHİNDEN -1
TSİP TARİHİNDEN -2
İŞİN NERESİNDEYİZ
SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?
KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU
İDLİB DENİLEN HİKAYE
EVDE OTUR DEMİR YE!
DÜNYADA EN ÇOK HAİNİN BULUNDUĞU ÜLKE HANGİSİDİR?
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -1
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -2
AZİZ NESİN VE HALK MASALLARI / Toplam 24 Masal
SOLAK SOL MU? SOSYALİZM Mİ?
SOLUN GENEL DURUMU
 SURİYE’DEN SONRA LİBYA BATAĞI
TSİP KOMÜNİST OLMAYANLARA DOKUNUR
SURİYE’DE NE OLUP BİTTİ
HDP’NİN KARARI
TEHLİKELİ OLAN SADECE KORONA VİRÜSÜ MÜ?

TROÇKİ VE TROÇKİZM ÜZERİNE

HAİN TROÇKİ
TROÇKİ STALİN VE KIZIL ORDU
TROÇKİ'DEN TİTO'YA
TROÇKİ FRANKO HİZMETİNDE

TROÇKİ VE LENİNE KARŞI KOMPLO

LENİN'İN 50. DOGUM YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE KONUŞMA - Stalin 1920

TRANSKAFKASYA'NIN SOSYALİZM MASKELİ KARŞI-DEVRİMCİLERİ - Stalin 1918

BOLŞEVİK PARTİNİN SAVAŞ, BARIŞ VE DEVRİM SORUNLARINDAKİ TEORİ VE TAKTİĞİ - Stalin

Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni - Romada Devlet / Engels
POLİS DEVLETİ NASIL OLUR?
SENDİKALAR, MESLEK KURULUŞLARI, KOMÜNİST İŞÇİ PARTİLERİ LİNKLERİ
ÖRGÜTSÜZLÜĞÜ KUTSAYANLAR YA DA BOŞ GEVEZELİKLER…

AĞZI BOZUKLAR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

18 EYLÜL 2020

Önceki gün yüz binin üstünde üyesi olan TTB’ye Bahçeli verdi veriştirdi. TTB’nin ne teröristliğini bıraktı ne de hainliğini. Bununla da yetinmedi TTB’nin kapatılması için hemen dava açılması gerektiğini söyleyerek kendisini Alikıran başkesen yerine koydu.

Ancak Bahçeli’ye sağlık emekçilerinden gelen yanıt gecikmedi. Türkiye’nin her yanından sağlık emekçileri siyah kurdeleler takarak konuşmalarla yanıt verdikleri gibi büyük ozanımız Nazım Hikmet’in şiirinden de esinlenerek öyle bir yanıt verdiler ki inanıyorum bu yanıt bu çevreleri daha da bir rahatsız etmiştir. Hem doktorlarımız verdikleri yanıtlarında hekim olmanın ahlaki tüm kurallarını da anımsatarak bir kez daha halkın hizmetinde olduklarını dile getirmekten de çekinmemişlerdir.

Dedik ya bunların ağzı bozuk diye, Türk Tabipler Birliği’ne saldırı bu kez de MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’dan gelmiş. Hani üzerinde durmamak gerekir diyeceğim de bunların yapıp ettikleri de yanlarına bırakılmamalı. Hemen hiçbir konuda becerisi olmayan ancak ideolojileri gereğe vurup kırmak, asıp kesmek gibi sözlerle milliyetçiliğin arkasına sığınan bu kişilere de meydanı boş bırakmamak insani bir görevdir.

Bahçeli’den sonra devreye giren Semih Yalçın, Türk Tabipler Birliği’nin “tıbbi atık” haline geldiğini söyleyerek, "Tabipler Birliği hem doktorların mesleki yeminine sadakatsizlik, hem de yüz binlerce sağlık çalışanına ihanet etmektedir. Artık bu Marksist yuvasının dağıtılmasının, en azından mesleki tekelinin kırılmasının zamanı gelmiştir" ifadelerini kullanarak aklınca doktorlarımıza saldırmış oldu, oldu da Semih Yalçın gibilerin söylediklerinin gerçekten bir önemi yoktur çünkü çukurun da çukuru haline gelmiş politikacıların attığı taşlar unutmayalım ki uzağa düşecektir.
Türkgün gazetesine konuşan Genel Başkan Yardımcısı Yalçın’ın şu kendini bilmez sözlerine bakın bir. Yalçın, 'fitne tohumları serptiğini' söyleyerek, "Siyasete asla alet edilmemesi gereken hususların başında halk sağlığı gelmektedir. Buna rağmen Tabipler Birliği, korona virüse dair hastalık ve kayıp rakamlarıyla oynayarak devletin ve topyekûn sağlık camiasının bu konudaki canhıraş çabalarını baltalamaya çalışmaktadır" dedi.

Ne kadar ilginç değil mi? Bugüne kadar halktan gerçek rakamları gizleyenler kimlerdi acaba? Eğer Türk Tabipler Birliği, SES ve diğer sağlık emekçileri örgütleri olmasaydı gerçekler su yüzüne mi çıkacaktı? Ya da şöyle diyelim Türkiye’de eğer bir salgın yaşanıyorsa gerekli tedbirleri almayıp halkın sağlığını hiçe sayan ve onca yurttaşımızın ölümüne sebep olan bir iktidarın yanlış uygulama ve politikaları açığa çıkarıldığı için mi bu kadar celallenilmektedir? Yukarıda dile getirdiğimiz gibi ağır sözlerle Türk Tabipler Birliği’ne saldırmayı görev edinmiş olan MHP’lilere bu kez de AKP ve saray iktidarının mızraklık görevi mi verilmiştir ki böylesine ucuz ve tehdit edici saldırılar içindedirler?

Semih Yalçın devam ediyor. "Bu arada bazı terbiye yoksunu ve izansızların, Genel Başkanımız Sayın Bahçeli’nin Tabipler Birliği hakkındaki açıklamalarını fedakâr sağlık çalışanlarının bütününe yönelik gibi göstermeye çalıştığını görüyoruz.

"MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin korona virüs salgınıyla mücadele dolayısıyla sağlık çalışanları hakkında yaptığı paylaşım ve açıklamalar ortadayken, kendisi ve partimiz aleyhinde algı oluşturma çabası boşunadır.

"Sayın Bahçeli; sağlık çalışanlarının genel sorunlarıyla sadece korona virüsle mücadele döneminde değil, her zaman yakından ilgilenen ve onların fedakârca verdikleri hizmeti daima takdirle dillendiren bir siyaset adamıdır.”

Gibi Bahçeli’yi savunma sözlerinin de ne bir önemi ne de toplum katında bir karşılığı vardır. Görüldüğü gibi bu iktidar ve bu iktidarı sahiplenip kendilerini iktidar ortağı görenler gerçekte gidicidirler fakat toplumda algı yaratma peşinde olanların bu ve buna benzer çıkışlarının da bir değeri olmayacaktır. Olmayacaktır çünkü bugün yurttaşın canı sadece korona virüs salgını nedeniyle yanmamaktadır. Bugün neredeyse iktidarın izlediği yanlış politikalar yüzünde yurttaşlar hemen hemen hiçbir sağlık hizmeti alamamakta iktidar sayesinde durmuş olan sağlık hizmetlerinin de bilinen bir gelecekte yeniden verilebileceği ufukta görülmemektedir.

İşte bu yüzden Semih Yalçın ve benzerlerini bu ülkenin emekçi halkı asla unutmayacak, her zorluklarında yanlarında olan doktorlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın yanında olacaktır.

Bu da böyle bilinmelidir…

Turgut Koçak yoldaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI:  12 EYLÜL FAŞİST DARBESİ’NİN 40. YILI

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

GÜNCEL NOTLAR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

17 EYLÜL 2020

BAKAN İSTİFA ETMELİ

Korona virüs salgını geçen yıl Şubat ayında ülkemizde etkisini göstermeye başladı. Sonra bir takım çok da işe yarar bulmadığımız tedbirler alındı. Süreç içinde okullar da tatil edildi. Eğitimi aksatmamak için bir takım girişimler yapılmadı değil yapıldı da bu girişimler devlet okullarında pek bir işe yaramazken daha çok özel okullarda diyebiliriz ki hiç yoktan işe yaradı ve özel okullara giden çocuklarımız da internet aracılığı ile verilen eğitimden yararlandılar.

Aradan onca zaman geçmesine ve salgının önlenememesine karşın Milli Eğitim Bakanı deyim yerindeyse yerinde çakılıp kaldı ve hiçbir şey yapmadan okulların yeniden açılması tarihine geldik dayandık.

Oysa salgın daha da azdığı için okullarda eğitim verilmesi güçleşti.

Daha da önemlisi Milli Eğitim Bakanlığı’na Diyanet kadar bile para ayrılmadığı için okullarda kullanılacak sağlık malzemeleri ile ilgili paralar bile kayıt sırasında anne ve babalara yıkılmak istendi. Bakan Ziya Selçuk ise bakanlığın en büyük harcama kaleminin öğretmen aylıkları olduğunu söyleyince eleştirilere uğradı fakat söylenen gerçekti. Çünkü mevcut iktidar için eğitimin çok da bir anlamı olmadığından fazladan para niye ayrılacaktı değil mi?

Okullar açıldıydı açılmadıydı derken bir de baktık gördük ki 3 milyonun üzerinde öğrencinin evlerinde interneti, 750 bin ailenin evinde de televizyonu yokmuş.

Eh bu durumda ne oluyor? Eğitim resmen çökmüş oluyor.

Durum bu olunca Ana muhalefet Partisi CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun eğitimle ilgili iktidara bir önerisi oldu.

Bu öneri interneti olmayan ailelerin evlerine internet hizmeti alabilecek hizmeti biz sağlayalım, yalnız bizim var olduğumuz belediyelerde bağış toplamak da dahil iktidarın engellemesi olmasın.

Kılıçdaroğlu’nun önerisi yasal olarak olabilecek şeylerdi fakat iktidar bunu nasıl kabul ederdi de eğitimi yürütemediler CHP bu konuda şu şu görevleri üstlendi dedirtirlerdi değil mi?

Tabiki de bu öneri kabul edilmeyecek, iktidar ise çocuklarımıza devlet okullarında doğru dürüst eğitim veremeyeceği için işler kesinlikle daha da bir kötüye gidecektir.

İktidarda biz bu işi yürütemiyoruz bu yüzden de kamuoyunun tepkisini de düşünerek istifa edecek değillerdi ya bağırta bağırta, halkın gırtlağına basa basa iktidarda kalacaklar ve gün gelecek seçimler de tehlikeye düşerse neler olacağını kestirmek gerçekten de çok zor olacak çok zor…


05 - 12 EYLÜL 2020

1- Uşşak-i Tarikatı şeyhinin 12 yaşındaki bir kız çocuğuna yönelik cinsel tacizinin kamuoyu üzerindeki olumsuz etkisi aradan iki hafta geçmesine rağmen bu hafta da etkisini sürdürdü.

Kamuoyunun güçlü tepkisi nedeniyle önce unutturulup üstü örtülmeye ve hafif cezalarla geçiştirilmeye çalışılan bu suç, sonunda adli makamlara ulaşarak, suçlunun yargılanmak üzere tutuklanmasına ve suçlu şeyh hakkında dava açılması kararının alınmasına neden oldu.

Çocuğun ailesinin çabasıyla açığa çıkan bu olay aslında yaşananların ancak bir kısmını oluşturmaktadır.

Gerçekte ise benzeri olaylar basına ve sosyal medyaya yansıyanlardan daha fazladır.

Bu gün tarikatlar, siyasi, ekonomik ve cinsel sömürünün etkili bir aracı haline gelmiş, pek çok tarikat ve benzeri yapıda kadınların ve çocukların cinsel sömürü ve istismarı ve bununla ilgili olarak taciz ve tecavüz gibi suçlar büyük ölçüde artmıştır.

Bu durum, AKP İktidarı ve saray yönetiminin tarikatları güçlendirmesinin ve onların işlediği suçları çoğu zaman örtbas etmesinin; ya da çoğu zaman bu tür olaylara hafif cezalar verilmesini sağlamasının bir sonucudur.

Kuşkusuz bu duruma bir günde gelinmemiştir.

Tarikatlar, ortaçağda hem İslam Dünyası’nda; hem de Avrupa’da ve diğer toplumlarda, dinin farklı toplumların ve toplulukların yaşam ve kültürlerine uygun bir biçimde yorumlanması ve halkın dinsel yolla bir dayanışmaya giderek ihtiyaçlarını karşılaması gibi amaçlarla ortaya çıkmıştır.

Ancak bir süre sonra ekonomik ve siyasi gücü elinde bulunduran hâkim sınıflar ve yönetimler tarafından toplumu denetlemek ve daha kolay yönetmek ve kendi otoritelerini yaymak için bir araç olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bu dönemlerde tarikatlar, yönetimler tarafından bir yandan belli ölçüde desteklenirken; diğer yandan da kendi sınıfsal çıkarlarına ve amaçlarına uygun olarak denetlenip, yönlendirilmişlerdir.

Ekonomik ve siyasi gücü elinde bulunduran hâkim sınıfların çıkarları ve egemenlikleriyle bağdaşmayan, onların egemenliklerini ve yönetimlerini sorgulayan tarikatlar ise dağıtılarak yok edilmeye çalışılmış, bu yapılamayınca da baskı altında tutulmuşlardır.

Kapitalizm öncesi feodal toplumların yapısına uygun olan tarikatlar, kapitalizmin gelişmesi, toplumsal ilerleme ve aydınlanmanın gerçekleşmesi, bilimsel ve laik düşüncenin dinsel ve geleneksel düşüncenin yerini alması ve yeni modern burjuva toplumunun ihtiyaçlarını karşılayamaması sonucu hızla yozlaşarak tam bir sömürü yuvasına dönüşmüşlerdir.

Türkiye’de de tarikatlar, 1950’de Demokrat Parti iktidara geldikten sonra Demokrat Parti ve diğer sağ iktidarlar döneminde aldıkları destek ve yardımlarla yeniden ortaya çıkıp gelişme imkânı bulmuş ve tekelleşen kapitalist sömürü düzeninin ve kapitalizmin bir ürünü olan emperyalizmin ihtiyaç ve yapısına uyumlu bir sömürü aygıtlarına dönüşmüşlerdir.

1950’den sonra, yani Demokrat Parti’yle birlikte tarikatlar, hem Demokrat Parti Dönemi’nde; hem de sonrasında yoksul köylü kitlelerini, köyden kentlere göç eden kent yoksullarını, İşçi sınıfının lümpen ve yeni oluşan kesimlerini kapitalist düzen içinde tutmak, sola yönelmelerini ve bu yolla büyük toprak sahiplerine ve burjuvaziye karşı toplumsal muhalefetin ve devrimci muhalefetin yükselmesini önlemek, emperyalist güçlerin bölgesel politikalarına hizmet etmek için kullanılmışlar, seçimlerde oyların kapitalist düzeni savunan ve ülkedeki laik-demokratik düzeni zayıflatıp yıkmaya çalışan tutucu ve gerici partilere yönlendirilmesini sağlamışlardır.

Bunun yanında tarikatlar, sermaye sınıfının, özellikle Anadolu Sermayesi olarak adlandırılan, MNP, MSP ve RP’sini kuran, daha sonra da AKP’nin kurulup gelişmesinde önemli bir rol oynayan sermaye kesiminin sermaye gücünün arttırılmasında, yani bu sınıfın sermaye birikiminde önemli bir rol oynamışlardır.

Nitekim Uğur Mumcu’nun Tarikat-Siyaset-Ticaret adlı 1987 yılında basılmış eserinde Türkiye’deki tarikatların ekonomik ve siyasi bağlantıları, bunların sermaye sınıfı, kapitalist sömürü düzeni ve emperyalizme yönelik hizmet çalışmaları anlatılmaktadır.

Bunlar içinde zamanla uluslararası alana da yönelip gücünü önemli ölçüde arttıran Gülen Cemaati ise hem ekonomik ve siyasi alanda en güçlü tarikat yapılanması olmuş; hem de yurtdışı bağlantıları, uluslararası alandaki çalışmaları ile emperyalist güç odakları, özellikle Amerikan Emperyalizmiyle derin bağlantılar kurmuştur.

Bugün AKP İktidarı ve saray rejimi sayesinde tarikatlar, Türkiye’nin eğitim sistemine ve hukuki yapılanmasına da şekil ve yön vermeye çalışmaktadırlar.

Kapitalizmin ve emperyalizmin bir parçası haline gelmiş bu yapılar, çıkarları nedeniyle kapitalist sömürü düzenine ve AKP gibi iktidarlara ve saray rejimine bağlıdır.

Ayrıca AKP İktidarı ve saray rejimi döneminde elde ettikleri ekonomik kaynakları ve siyasi destekleri daha önce hiçbir dönemde bu kadar yoğun bir biçimde elde etmemişlerdir.

Ancak bu yozlaşmış yapıların diğer düzen partileriyle de ilişkilerinin ve bağlarının olduğu da bir gerçektir.

Bu yüzden tarikatlara karşı verilecek etkili bir toplumsal-siyasal mücadelenin aynı zamanda antikapitalist ve antiemperyalist bir mücadele olması, bu yüzden de bu mücadelenin toplumsal muhalefetin devrimci güçlerinin ve partilerinin öncülüğünde yürütülmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Öte yandan sosyal medyada ve ilerici basın ve medyada tarikatların ve önderlerinin işledikleri yolsuzluk, dolandırıcılık, cinsel taciz, tecavüz gibi suçlar, bu yapıların tüm kirli ve çirkin yüzlerinin ortaya çıkmasına ve toplumda bunlara duyulan tepkinin tüm saklamalara, haber yasaklamalarına rağmen büyük bir artış göstermesine neden olmuştur.

Bu da bu yozlaşmış yapıların yıkılışını ve çöküşünü kolaylaştıracaktır.

*********

2-
Ankara’da KHK’ lı emekçilerin eylemine polis müdahale etti.

İstanbul’dan Ankara’ya yürüyen ve bu kente ulaştıktan sonra eylemlerini bir basın açıklamasıyla sona erdirmeye çalışan KHK’ lı Cemal Yıldırım, Muhammet Semih Karaoğlu ile eyleme destek veren Resul Kalyoncu polisin müdahalesiyle karşılaşıp gözaltına alındılar.

Eyleme destek veren yurttaşlar da polisin müdahalesine uğrayıp gözaltına alındılar ve darp edildiler.

Eyleme müdahalenin gerekçesi ise valilikten izin alınmaması olarak açıklandı.

Oysa demokratik eylemlerde valiliğin iznine gerek yoktur.

Bu tür eylemlerde valilikten izin alınmaz.

İktidar ve saray, kendilerini destekleyen olay ve eylemlere kolayca izin verirken ve bunun için covid-19 salgınını bile dikkate almadan kalabalıkları toplamaktan kaçınmazken, KHK’ lı memurların ve onları destekleyenlerin yapacağı basın açıklamasına müdahale edilmesi maksatlıdır.

Burada amaç, muhaliflerin mümkün olduğu kadar sesinin az duyulmasını, hatta duyulmamasını sağlamak ve halkla buluşmalarını engellemektir.

KHK’ lı memurlara yönelik bu şiddetli tepki ve gözaltının nedeni ise iktidarın ve sarayın, KHK adaletsizliğinden kamuoyunun, halkın haberdar olmasını engellemek istemesi ve iktidarın hukuksuzluklarına, baskıya ve yoksulluğa yönelik tepkilerin hızla büyüyüp yayılmasından korkmasıdır.

Bu müdahale, aynı zamanda AKP İktidarı ve sarayın demokrasiden ne kadar uzakta olduklarını da ortaya koymuştur.

*********

3-
Cargill Şirketi Yönetimi’nin sendika ve sendikal mücadeleye yönelik düşmanca tutumu nedeniyle sendikaya üye olan işçileri işten çıkarmasından sonra şirket yönetimine karşı mücadele eden işçilerin şirketin önce Bursa Orhangazi’deki fabrikasının önünde başlayan eylemleri, aynı şirketin İstanbul’daki müşterilerinin genel merkezleri önünde oturma eylemleri ve basın açıklaması şeklinde devam ediyor.

Bu eylemlerin sonuç vermesi ve yayılması için işçi sınıfının tüm ilerici ve devrimci örgütlerinin, ilerici ve devrimci partilerin, işçi sendikalarının bu tür eylemleri, bunlara katılarak desteklemeleri ve eylemlerin etkisinin ve gücünün artması için tüm güçleriyle mücadele etmeleri gerekmektedir.

Bu eylemlerin desteklenmesi ve büyütülmesi, bu yolla etkisinin arttırılması, işçi ve emekçi kesiminde örgütlenmeyi arttırarak örgütlü olmamanın ve sendikasızlığın emekçiler ve işçiler aleyhine oluşturduğu yoksullaşmayı ve hukuksuzluğu da azaltacak, onların geleceğe dönük umutlarını ve mücadele güçlerini arttıracaktır.

Ancak bugün çoğu zaman tekil ve sınırlı düzeyde yapılan bu tür direnişlerle yeterli katılım ve örgütlenme olmadığı için kesin sonuç alınamamakta, büyük bir ilerleme sağlanamamakta olup, en fazla sınırlı kazanımlarla yetinilmektedir.

Bu sınırlı kazanımlar ise çoğu zaman işçilerin en temel haklarıyla ilgili olmakta, bunun dışına çıkılamamaktadır.

*********

4-
Saraydan yapılan açıklamayla BES (Bireysel Emeklilik Sigortası)’te biriken paraların şirketlere uzun vadeli ve düşük faizli kredi olarak kullanılacağı belirtildi.

Bu açıklamadan da anlaşılacağı gibi AKP İktidarı ve saray, işçilere ve emekçilere kaynak bulup ayırmazken, hem devletin kaynaklarını sermayeye ayırmakta; hem de işçilerin emeklerinin ve çalışmalarının bir sonucu olan kaynakları da sermaye için kullandırmakta, sermayeye vermektedir.

Bunun en son örneği de BES’ te biriken paraların sermaye sınıfının ihtiyaçları için kullanılacağının açıklanmasıdır.

Daha önce de kıdem tazminatının sermaye için kullanılması gündeme getirilmiş, bu durum işçi ve emekçilerin, özellikle işçi sendikalarının tepkilerine neden olmuştur.

Bunun dışında işsizlik fonuna sermaye adına el atılarak işsizlik fonu da yağmalanmıştı.

Bu da yeterli olmayınca sıra BES’ in sermaye için yağmalanmasına geldi.

AKP İktidarı ve saray, ekonomik krizin ve covid-19 salgın hastalığının neden olduğu ekonomik sorunların faturasını işçi ve emekçi kesimlerinin üzerine yıkarken, onların kaynaklarını ve paralarını da sermayeyi ve inşaat şirketlerinin sahiplerini kurtarmak için kullandırmaktan kaçınmamaktadır.

BES’ le ilgili olarak yapılan son açıklama da bunun bir sonucudur.

Bu tutum, sermaye ile işçi sınıfı arasındaki sınıfsal çatışma ve mücadeleyi daha fazla şiddetlendirmekte ve işçi sınıfının kendi sınıfsal çıkarları doğrultusunda toplumcu ve devrimci bir mücadele için daha hızlı örgütlenmesini bir zorunluluk haline getirmektedir.

Bunun yanında, AKP İktidarı ve sarayın, saray rejiminin sınıfsal özelliğini, sınıfsal karakterini, hangi sınıfa hizmet edip, en çok hangi sınıf için çalıştığını ve hangi sınıfın iktidarı olduğunu açık ve çıplak bir biçimde göstermektedir.

*********

5-
Eğirdir Gölü özel hüküm ve kanunlarla korunmasına ve birinci sınıf içme suyu kaynağı olmasına ve göl çevresinde yapılaşmanın kanunla yasaklanmasına rağmen, göl kenarında yapılaşmaya gidilmek istenmektedir.

Bu amaçla göl kenarındaki makilik alanlar iş makinalarıyla katledildi.

Geçen sene de göl kenarında yapılaşmaya gidilmek istenmiş; ama Türkiye Tabiatını Koruma Derneği’nin verdiği mücadeleyle bu yapılaşma engellenmişti.

Bu sene aynı şey yeniden denenmektedir.

Söz konusu dernek, bu yapılaşmanın önüne geçmek için bölgenin duyarlı insanları ve halkın duyarlı kesimleriyle birlikte hareket etmektedir.

Ancak verilen mücadelenin halk ve doğa yararına çözüme kavuşması, gölün ve göldeki içme sularının ve çevredeki doğal güzelliklerin yapılaşmadan zarar görmelerinin engellenmesi için daha etkili ve güçlü bir mücadeleye gereksinim duyulmaktadır.

Günümüzde hem Türkiye’de; hem de dünyanın bir çok ülkesinde doğanın ve doğal güzelliklerin kapitalizm tarafından rant ve kar için daha fazla talan edilmesi yoluna gidilmiş; bu talan bizim gibi örgütlü toplumsal mücadelenin ve doğa bilincinin zayıf olduğu ülkelerde daha vahim bir hal almıştır.

Günümüzde doğanın kapitalizmin sınırsız kar hırsı ve rant gelirleri için daha fazla tahrip edilmesini önlemek için, doğanın ve doğal güzelliklerin korunması amacıyla doğa için verilen mücadelenin güçlendirilip örgütlenmesi gerekmektedir.

Bunun yanında bu mücadelenin işçi sınıfının kapitalizme ve emperyalizme karşı verdiği devrimci mücadeleyle de birleştirilmesi gerekmektedir.

Aksi takdirde kesin ve etkili bir sonuç almak mümkün olmayacaktır.

*********

6-
AKP İktidarı ve sarayın Suriye’den sonra Kuzey Afrika’da Libya’daki politikaları da çıkmaza girmiş görünüyor.

Libya’da AKP İktidarının desteklediği Sarrac Hükümeti’nin en önemli bakanlarından biri olan ve AKP’ye yakınlığıyla bilinen bir bakanın başbakan Sarrac tarafından görevden alınması ve kendisine kuşkuyla bakılmasının ardından Sarrac Hükümeti, Libya’da Türkiye’ye karşıt bir tutumda bulunan Fransa’yla ve Libya’da Türkiye Yönetimi’nin karşısında olan diğer devletlerin yönetimleriyle görüşmeye hazırlanıyor.

Bu durum Libya’da izlenen politikada önümüzdeki günlerde daha büyük sorunların çıkacağını ve Türkiye’nin bu ülkedeki etkisinin daha fazla azalacağını ortaya koyuyor.

AKP İktidarı, Libya’da kısa sürede önemli bir başarı elde edemeyeceğini anlayınca dikkatleri Doğu Akdeniz’de Yunanistan’la mücadelenin üstüne çekti.

Doğu Akdeniz de Türkiye ile Yunanistan arasında deniz tabanının altındaki petrol ve doğal gaz yataklarının paylaşım kavgasından doğan bu mücadele, hem bu iki ülkenin sermaye güçleri arasındaki rekabet ve çatışmanın; hem de bölgenin ekonomik kaynaklarından yararlanmak isteyen diğer büyük güçlerle, bölgesel güçlerin mücadelesinin bir sonucudur.

Doğu Akdeniz deki bu paylaşım mücadelesi ve kavgası, sadece Türkiye ile Yunanistan arasında değil; aynı zamanda büyük güçler arasında kontrol edilemeyecek büyük bir çatışmanın çıkmasına ve bunun bir dünya savaşına doğru gelişmesine yol açabilir.

Şimdilik daha düşük gibi görülen bu olasılık ilerde daha fazla artabilir.

Kaldı ki bu kriz, dünyanın en büyük silah üreticisi firmalara sahip olan Fransa, Britanya, Hollanda ve Federal Almanya gibi ülkelerin silah tekellerinin silah satışlarını arttırarak büyük kazançlar elde etmeleri için bir fırsat da yaratmış oldu.

Öncelikle Fransız sermayesi ve hükümetinin bu krizi kullanarak Yunanistan’a çok sayıda savaş gemisi, uçak, füze ve denizaltı satacağı muhtemeldir.

Bunu Britanya, Hollanda ve Federal Almanya’da izleyecektir. Aynı devletler ilerde Türkiye’ye de silah satmak isteyeceklerdir.

Bu da bu tür krizlerin en çok kimlere hizmet ettiğini ortaya koymaktadır.

Doğu Akdeniz de ortaya çıkan bu gerginlikte her ne kadar Avrupa Ülkeleri birlikte hareket ediyor gibi gözükse de aralarında bir rekabet ve anlaşmazlığın olduğu da bir gerçektir.

Öte yandan son günlerde ABD’nin ve NATO’nun bu krizle daha yakından ilgilenip krize etki etmek istedikleri de bir gerçektir.

Krizin bir diğer özelliği de hem Türkiye’de; hem de Yunanistan’da şovenizmi, milliyetçiliği ve gericiliği güçlendirmesi ve her iki ülkenin kamuoyunu meşgul ederek her iki ülkede de hükümetlere toplumsal muhalefetin baskısından kurtulma ve ülkelerinin ekonomik ve toplumsal sorunlarını kamuoyundan gizleme olanağı vermesidir.

*********

7-
Sudan’da toplumsal muhalefetin yürüttüğü güçlü ve etkili bir mücadelenin sonucunda İslamcı faşist diktatör Ömer el Beşir iktidardan düşürülürken, 30 yıllık İslamcı-faşist yönetim de sona erdi.

Yapılan tartışma ve görüşmeler sonucunda Sudan’da din ve devlet işleri birbirinden ayrılarak laiklik kabul edildi.

Bunun yanında kadınlar, geçmişte ellerinden alınan haklara yeniden kavuşuyorlar ve kadınlara yönelik ayırımcı muameleler de kalkıyor.

El Beşir’in devrilmesinden sonra Sudan’da kadın sünneti kaldırıldı, kadınlar seyahat özgürlüğüne yeniden kavuştu ve bu gelişmeler ve reformlar devam ediyor.

Sudan gibi oldukça geri kalmış bir Afrika ve İslam Ülkesinde gerçekleşen bu ilerleme, hem İslam dünyasını oluşturan ülkeler için; hem de Türkiye için umut verici bir gelişmedir.

Bugün Türkiye’ye göre çok daha geri kalmış ülkelerde bile dinci-gerici bir yönetim kolayca tutunamamakta, başta kadınlar olmak üzere verilen bilinçli ve örgütlü bir toplumsal mücadelenin sonucunda yıkılmaktadır.

Sudan’daki mücadelede ve bu mücadelenin kazanılmasında kadınların önemli bir rol oynadığı bir gerçektir.

Bu gelişme Türkiye’de ve diğer İslam Ülkelerinde kadınların mücadelesini laiklik ve demokrasi için verilen mücadeleyi güçlendirirken, İslamcı akımların etkisini ve gücünü daha fazla azaltacaktır.

Bugün giderek laiklikten uzaklaşan Türkiye’de bu gelişmenin gericilere ve gerici güçlerin en büyük temsilcisi AKP’ye darbe vurması olasıdır.


özgecan cinayeti ile ilgili görsel sonucu

TSİP PROGRAMINDAN:

KADINA ŞİDDET'E HAYIR

b) Dayak ve her türlü yıldırma yöntemleri en ağır biçimde cezalandırılacak, insanlık onurunu ayaklar altına alan, kadının kendi bedenini herhangi maddi çıkar karşılığı satması kesin olarak önlenecek, fuhşun tuzağından kurtulan kadınların onurlu bir yaşama kavuşması için iş sağlanacak, fuhşun ve kadını aşağılayan diğer baskıların nesnel koşulları ortadan kaldırılacaktır.



DOST VE KARDEŞ ÜLKE SURİYE, İŞTE BU KADAR GÜZEL.



TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

"SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


Av. İdris Köylü

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN WEB SİTESİ

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SİYASAL YAZILARI

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SANATSAL YAZILARI

İdris Köylü arkadaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.

Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


SAYFA BAŞI