NEDEN TSİP- 4

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOSYALİST SOLUN PUSULASI

Ülkemizde çok tartışılan konuların başında işçi sınıfı partisi gelir. Bu konuya solda bulunan neredeyse herkes ve her çevre el atmış ve kendince öneriler de sunmuştur. Gerek bu öneriler, gerekse önerilerden yaşama geçirilmeye çalışılan kimi eylemli girişimler ne yazık ki olumlu bir sonuç vermiş değildir. Bu nedenle de işçi sınıfı partisi tartışma gündemimizden bir türlü çıkmış değildir. Konunun tartışılmasından korku duymaya gerek yoktur. Ancak sorun sürekli olarak gündemde kaldığı ve sola ve sosyalizme gönül verenler için çekim merkezi olabilen bir örgütte yaratılamadığı için çok sayıda kişi örgütsel yapıların dışında beklemekte, kitlesel bir işçi sınıfı partisi yaratılamamaktadır. Sonuç olarak yaşanılan bu olumsuzluk nedeniyledir ki, vurduğu yerden ses getiren bir işçi sınıfı partisini yaratma girişimleri bir türlü dallanıp budaklanarak çınara dönüşememektedir. Bir işçi sınıfı partisi yaratmak kolay değildir, bunu biliyoruz. Ancak olanaksız da değildir bunu da biliyoruz. Bize göre bu soruya anlamlı ve kalıcı bir yanıt vermek istiyorsak; TSİP'in kuruluşundan günümüze dek verdiği savaşımı hiçbir öznel niyete düşmeksizin gözden geçirmeli ve bir an önce yola koyularak amacımız doğrultusunda yol almalıyız.

 

İşçi sınıfı partisi olarak TSİP

 

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) 15-16 Haziran 1974 tarihinde kurulmadan önce çıkardığı kitle dergisinde bu konuyu enine boyuna tartışmış ve Leninist parti modelinde karar kılmıştır. Ne ki, TSİP'in kuruluşunun hemen arkasından soldan karşılaştığı salvolar hız kesmeksizin sürmüştür. O güne dek bir işçi sınıfı partisi örgütleme gücünü kendilerinde bulamayanlar böyle bir örgütlülüğün yaratılması için soyunanlara akıllarından ne geçiyorsa söylemişler ve kendi varlıklarını da TSİP'ten koparacakları irili ufaklı parçalara bağlamışlardır. Hiç kuşku yok ki, o dönem TSİP, ikili bir saldırının altındadır. Bir yandan 12 Mart faşizminin arkasından boy verip çıkan TSİP'in varlığı demokrasi ve sosyalizm düşmanı egemen güçleri harekete geçirmiş, TSİP'in merkez ve bağlı örgütleri sürekli olarak baskılanarak gelişen ve yığınsallaşan partinin yoğun baskılarla önü kesilmek istenmiştir. Öyle ki, merkez ve il yöneticileri sürekli olara tutuklanarak cezaevlerine gönderilmiş, partinin koyduğu her eylem polis saldırısıyla karşılaşmıştır. Yine de bu durum sonucu değiştirmemiş 12 Mart sonrası toprakta boy veren devrimci damar artarak ve büyüyerek gelişmesini sürdürmüştür.

 

 İkinci saldırı ise devrimcilik ve gerçek komünist parti olmak savı ile yapılarak doğrudan parti üye ve yöneticilerini hedeflemiş ve kafalarda yaratılan soru işaretleriyle amaca büyük ölçüde ulaşılmıştır. Bu çevrelerden gelen eleştirileri kısaca özetlemek istiyoruz.

 

Bazılarına göre TSİP, Doktor Hikmet Kıvılcımlı çizgisindedir ve bu çizgiden sapmıştır. Bu yüzden de parti ya aslına dönmelidir ya da parti terk edilmelidir. Bu düşünce de olan arkadaşların sayıları oldukça az olmasına karşın doğrudan partiyi hedefleyen bir tutum alındığı için etkili olduklarını da söylemekte yarar vardır.

 

Diğer bazıları ise;1965'lerden beri Türkiye'de yaşananları izlemenin ötesine geçmemelerine karşın, TİP'i bile kendileri için karşıt sayarak korkuya kapılmışlar, Sovyetlerin TİP'i tanıyacağı korkusu ile her yerde ve her zaman TİP'i olumlayacak tek bir söz bile etmedikleri gibi  bilinçli bir karalama kampanyası yürütmüşlerdir. Hiç kuşku yok ki, TİP sol ve sosyalizm adına eleştirilebilir ancak kıskançlıkla her ne olursa olsun o dönemde hedef tahtasına konulacak bir örgüt değildir. Aynı durum TSİP'in başına da gelmiştir. Onlara göre bu partinin nereden çıktığı belli değildir. (Ahmet Kaçmaz) kastedilerek ne olduğu belirsiz bir üstenci (müteahhit) tarafından kurulmuştur. Daha da önemlisi bu partiyi Sovyetler enternasyonal olarak kabul etmemekte bu bağlamda mühür kendi ellerindedir.

 

Bu çevrelerin yaptığı sözümona eleştiriler partide küçümsenmeyecek kopmalara neden olmuş ve partinin gücünü önemli ölçüde etkilemiştir. Salt bu yüzden TSİP dışa dönük savaşımının büyük bir bölümünü bu çevreye karşı kullanmak zorunluluğu duyumsamış ve parti üyeleri neredeyse eski TKP'ye karşı kendisini şerbetlemek zorunda kalmıştır.

 

Üçüncü çevre devrimci demokrat bir damar olan güçlerden gelmiş, özellikle gençlik içinde Mahirler, Denizler kullanılarak TSİP'in örgütlü gücü engellenmek istenmiştir. Öyle ki sonradan Dev-Yol olarak kurulan örgüt, TSİP'in gençlik içinde yaygınlığından adeta ürktüğünü belirten bildirge yayınlamaktan bile çekinmemiştir. Bu konu Taner Akçam'ın kaleminden dile getirilmiştir. Denizlerle hiç mi hiç ilintili olmaması gereken Maocu kesimlerde aynı yöntemi kullanarak TSİP'e karşı akıl almaz provokasyon eylemlerin girişmişler ve kara çalmışlardır.

 

Oysa TSİP kendisini açıkça ilan etmiştir ki, yukarıdan aşağı doğru örgütlenen, demokratik merkeziyetçi işleyişi ilke edinmiş, organlı çalışan, üye ve yöneticilerinin verilen görevi yaptıkları, eleştiri ve özeleştiri mekanizmasının işlediği, üye ödentilerinin aksamadığı leninist bir parti modelidir. Ve zaten saldırıların da asıl amacı budur. Kimi eleştirilerde haklılık payı yok mudur sorusuna gelince içtenlikle söylemek isteriz ki vardır zaten bu tür eleştirilere de TSİP gereken önemi her zaman vermiştir verecektir de...

 

Yazımızın başında bir işçi sınıfı partisi yaratmak için TSİP'in geçmişinin ve bugününün önyargısız gözden geçirilmesini salık vermiştik. Evet; sözümüzü bir kez daha yineliyoruz. TSİP burada gerçekten de sosyalist solun pusulasıdır ve gelmişiyle geçmişiyle ve şimdiki durumuyla da hep öyle kalacaktır. O halde başta kendimize olmak üzere sola ve sosyalizme yakın duran herkese TSİP gerçeğini yüreklice öneriyoruz.

NEDEN TSİP?

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, Sovyetlerin yıkılışı ve dünyada olup bitenlerin yarattığı tsunamiyi en iyi gören parti olmuştur. O günlerde parti içinde Sovyetler Birliği yıkılmadan önce sürdürülen tartışmalarda Gorbaçovcu çizginin karşıdevrimci bir çizgi olduğunu söyleyen arkadaşlarımız bugün de partiyi omuzlayan arkadaşlarımızdır. Yıkılış öncesi ve sonrası dünyada baş gösteren çaplı dönekliğin aksine Marksizm ve Leninizm de direnen TSİP'liler, güçleri yettiğince işçi sınıfı partisinin ilkelerinde direnmişler, büyük ölçüde güç yitirerek de olsa ayakta kalmayı başarmışlardır. TSİP'in aksine diğer yapılar bir bir yok olarak tarih olup gitmişlerdir.

 

Yaşanan olaylar ortadadır. Özellikle 'Sol'un Birliği' propagandasına dayandırılan kimi sağ girişimlerin hemen hepsi boşa çıkmıştır. Büyük bir propagandayla direnç noktalarını zayıflatan sağcı anlayışlar gerçek bir sınıf partisi anlayışını dışlamış, Sosyalist Birlik Partisi, Birleşik Sosyalist Parti, ve Özgürlük ve Dayanışma Partisi deneylerini yaşayarak ve yaşatarak sonu başından belli bir noktaya gerisin geri dönmek zorunda kalmışlardır. Dün bu tür birleşmenin ölümüne savunucusu olan ve bu doğrultuda kimilerinin içtenlikle çalıştığını da bildiğimiz birlikteliğin yerinde bugün yeller esiyorsa bunda şaşılacak bir şey yoktur. Özetle olanlar eşyanın doğası gereğidir. Amaçlanan birlik her zaman için aynıların bir araya gelmesiyle olasıdır ve olursa böyle bir birlik kitleselleşmede bir sıçrama yaratabilir. Tıpkı elma ile armudun toplanamayacağı gibi ne yazık ki, ayrı ayrı düşüncede olanlarda toplanamıyor. Sonuç olarak yaşanan deneyim de bunu gösterdi. Solun birliğinin sağlanması şöyle dursun tersine büyük bir umutsuzluk da yarattığı herkesçe bilinmektedir. Yani gidilen yol bir işe yaramamış onca zaman ve emek bir çırpıda yitirilip yok edilmiştir.

 

TSİP öteden beri sosyalist solun bölünmüşlüğüne işaret etmiş ve birliği bütün dönemlerinde politikalarının başına yerleştirmiştir. Gerçekte budur. Çünkü Türkiye Sosyalist Hareketi pek çok nedene bağlı olarak bölünmüştür. Burada doğru olan politika da bölünmüşlüğü ortadan kaldırmaktır. TSİP bu politikada özverili davranmış, yol gösterici de olmuştur. Ancak bir tek şeyin altını kalın çizgilerle çizerek ilgili örgütlere iletmiştir. O da partinin leninist anlayışla örgütlenecek olması ve öğretisel ve örgütsel birliği asla gözardı etmemesi. Partinin bu görüşü her dönem sürekliliğini korumuş, ta ki partinin içinden bir kesimin çıkıp da örgütsel ve öğretisel birlik olmasa da birleşileceği doğrultusunda tutum almalarına kadar. Bu doğrultuda partiyi terk edenlerin durumu ortadadır. Şimdi nerede oldukları ya da hangi boşluğu doldurdukları bile sorulamaz. Çünkü; böyle bir maddi durum ortadan tam anlamıyla silinmiştir. Ama TSİP vardır ve her zaman da daha üst bir örgütlenme yaratılıncaya dek de var olacaktır. Bu yüzden de neden TSİP sorusunuz yanıtı yukarıdaki ayrıntıda verilmiş olmaktadır.

 

GELELİM BİRLİĞE

 

Birlik ancak ve ancak komünistler arasında politik bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Genel anlamda solun birliği ise bu anlamda birliğin dışındadır. Genel anlamda solun birliği için düşünülse düşünülse  cephe birliği düşünülebilir.

 

Buradan kalkarak sözümüzü uzatmadan yanıtımızı verirsek; komünistlerin birliği ancak ve ancak öğretisel ve örgütsel birlik temelinde gerçekleşebilir. TSİP; birliği böyle anlamaktadır. TSİP kendi tarihinde bir gerçeği daha en ince noktalarına kadar kavramış ve ilkeleri arasına not düşmüştür. O da birliğin ne pahasına olursa olsun gerçekleşmeyeceği gerçeğidir. Yani salt birlik olsun diye birlik olunamaz. Birliği gerçek anlamda tam bir komünist olarak kavramak ve içselleştirmek gerekir. Kimilerinin sandığı gibi birlik, ne bir dayatmadır ne de pazarlıklarla elde edilecek bir erektir. Birliği doğru kavrayanlar için birlik, öğretisel ve örgütsel temelde gerçekleşecektir. Bu konu bizim de içinde olduğumuz kimi zeminlerde gündeme gelmiş ve tartışılmıştır. Ne ki, bu yönde atılan adımlardan bir sonuç çıkmamıştır. Arkasından da verilen emekler unutulup gitmiştir. Öyleyse birlik konusunu gündemine alan politik yapılar konuya her yönüyle kapsamlı düşünmeli ve soruna komünistçe yaklaşmalıdır.

 

Bize göre birliği engelleyecek sayısız öznellikler vardır. Bunun yanında birliği nesnel olarak dayatan ve öznellikleri aşacak denli zorlayan nesnel koşullar da ne yazık ki yoktur. Sorunu bu şekilde koyduktan sonra şimdi en önemli konuya işaret edebiliriz. Evet, komünistlerin birliği önemlidir, ancak bu birlik öyle görünüyor ki, bugüne kadar denenen yöntemlerle aşılacak gibi görünmemektedir. O zaman geriye bir tek yol kalmakta o da savaşım içinde işçi sınıfı partisinin birlikteliği sağlama görevidir. TSİP konumunu tam da burada doğru değerlendirerek kendisini komünist birliğin odağı saymaktadır. Yani özet olarak savaşım içinde birliği sağlayacağına inan duymakta ve yoluna kararlıca devam etmeyi dün olduğu gibi bugünde önüne koymaktadır. Bu kadar söz kısaca şöyle özetlenebilir.

 

 Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, sosyalist solun pusulasıdır. Bu sözleri salt söz olsun diye söylemiş değiliz. Kendi tarihimizin süzgecinden kendimizi geçirdikten ve karşılaştığımız sorunlar karşısında nasıl bir tutum aldığımızı iyice bir irdeledikten sonra bu sözleri daha yüreklice söylemeyi kendimizde hak görmekteyiz. Bir bağlamda TSİP gerçeği bu yönde edilen ve edilecek olan gevezeliklerinde sonudur diyebiliriz.

 

TSİP NE YAPMAK İSTİYOR?

 

TSİP'in bugüne dek söylediklerinin neredeyse tamamı doğrulanmıştır. Bu doğrulanmanın nedeni partinin bilimi kendisine rehber edinmesidir. Öyle ki parti olarak en zor koşullarda bile parti ilkelerinden ödün vererek salt daha çok insanı örgütlemek için ilkelerimizden ödün vermiş değiliz. Sınıfın nasıl örgütlenmesi gerektiğinden, köylülük sorununa, köylülük sorunundan gençlik sorununa, dinci gericiliğin tırmanışına nasıl baktığımıza ve uluslararası sermaye güçlerinin neleri kotardığı ve sol ve sosyalist saflarda nasıl gedikler açtıklarına kadar hemen her konuda bugüne dek yanılmış değiliz. Kimileri bizim bu gerçek yönümüzü gücümüze bakarak anlamak istemeyebilirler. Ancak kim nasıl bakarsa baksın bu gerçek değiştirilemez.TSİP'in savundukları ve durduğu direnme çizgisi hemen herkesin önüne bir gerçeklik olarak erinde gecinde çıkar. Daha da önemlisi hangi deli çaylardan geçtiği ve boğulmadan nasıl yoluna devam ettiği bir deney birikimi ve sınanmışlık olarak dağarcığında mevcuttur. Ya da şöyle dersek çok da ukalalık etmiş sayılmayız. Bugün bazı yapıların yaşadığı sorunları TSİP bundan tam 30 yıl önce yanıtlamış bir partidir. Dolayısı ile TSİP'in bundan sonrası için yapacağı şey sonuna kadar arkasına güç yığmaktır. Bunu da başaracağımızdan hiç kuşkumuz yoktur. Ve yakında bu söylediklerimizi gerçekleştirdikçe dostlarımızın ne denli sözümüzün arkasında olduğumuza tanık olacaklarını açıkça ilan ediyoruz.

 

Sonra gençlik örgütlenmesi sorunu; görevimizin başında geliyor. Gençliğin sosyalist örgütlenmesi olan Sosyalist Gençlik Birliği'ni (SGB) örgütlemek ve gençliğin içinde her türlü gerici ve faşist örgütlenmelerin önünü kesmek için yoğun bir çabayı uzun zamandır sürdürmekteyiz. Çabalarımız daha şimdiden gençlik içinde yandaşlarını bulmakta ve genç devrimciler bizimle birer ikişer yakın bağlar kurmaktadırlar. Belki de bugüne dek en zayıf noktamız geçlik içinde yaygın bir örgütlenmeyi gerçekleştirmemiş oluşumuzdur. Bu yüzden de TSİP dışa dönük eylemlerde zayıf bir görünüm vermektedir. Halen devrimci savaşımın içinde olan, ya da herhangi bir nedenle geri çekilip kendilerini şimdilik izlemeyle sınırlandıran önemli sayıda bir gençlik kitlesi bizi yakından izlemekte ve tartmaktadır. Genç Sosyalist'de de yazdığı gibi bu kesimler için çekim merkezi işlevi görecek bir gençlik örgütlenmesi yaratılacaktır.

 

Bu yüzden de sizleri sosyalist solun pusulası konumunda olan partimizi izlemeye çağırıyoruz.


SAYFA BAŞI

ANA SAYFA