YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

Partimizin kuruluşundan bugüne 36 yıl geçti.Pek çok partili ve SGB'li arkadaşımız faşistler tarafından katledildiler. 12 eylül faşizmi'nin zindanlarında işkence gördüler. Acılar çektiler,işsiz kaldılar sürgünler yaşadılar.
Yılmadan,korkmadan sosyalizm bayrağını yükseklerde dalgalandırmayı yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline getirdiler. Kendi yaşamları ile parti yaşamını birleştirdiler.

ENTERNASYONAL MARŞI.mp3


Veli Gürcan

      Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur. 12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur. İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir. Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Genç Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı  unutmayacağız.

TSİP’liler olarak söz veriyoruz
Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve
kendisini asla unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

   Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir. Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum. Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.

Turgut KOÇAK


VELİ GÜRCAN YOLDAŞ SENİ ÇOK SEVİYORUZ

"YOL KENARINDAKİ KEDİ YAVRUSUNA, MUHABBETLE BAKMAYANA, SOSYALİST DENMEZ " Veli GÜRCAN

TESLİM OLMAYANLAR ÖLMEZ!..

Turgut KOÇAK

TESLİM OLMAYANLAR ÖLMEZ!..

12 Eylül faşizminin ilk günleriydi. Tutuklamalar, baskınlar, işkenceler birbirini izlerken partinin gür sesi Veli GÜRCAN’ın ağzından tok bir ses yükseldi. Kasetler bütün Türkiye’de dağıtılarak faşist cuntaya hodri meydan denildi. Partili, partisiz yüzlerce devrimci Veli GÜRCAN’ın seslenişinden moral buldu ve işçi sınıfı devrimcilerinin asla teslim alınamayacağını bir kez daha öğrenmiş oldu. Veli GÜRCAN yoldaşımızın sesi, deprem gibi yükselerek faşist zorbaların yüreğine korku saldı. Sınıf düşmanları da anladılar ki, TESLİM OLMAYANLAR ÖLMEZ!.. deprem gibi erinin asla teslim alınamayacağına bir kez daha
Veli Gürcan’ın adı geçtiği zaman kim olursa olsun TSİP’i anımsamadan geçemez. Çünkü; onun adı partiyle öylesine özdeşleşmişti ki, TSİP deyince Veli Gürcan Veli Gürcan deyince TSİP akla gelirdi. O partinin düzenlediği her eylemin akla gelen ilk konuşmacısıydı. Kürsüye çıktığı zaman devleşen yoldaşımızın merhabasıyla yer gök sarsılır partililer yeri göğü oynatacak denli güçlü duyumsarlardı kendilerini.

Kendisini ilk dinlediğim miting Taksim Alanı’nda partinin düzenlediği mitingdi. Alan dolmamıştı, sessiz bir bekleyiş vardı. Kürsüye çıkan kısa boylu adamın yumrukları havaya kalktı ve hemen arkasından yeri göğü inleten makineli tüfek atışına benzer bir konuşma başladı. Yumruklar indi kalktı, ses gücü hemen yandaki otelin camlarında, karşıki apartmanların duvarlarında patladı. Yoldan geçip gidenler çivilenmiş gibi yerlerinde kalakaldılar. Alanda partililerin dışında büyük bir kitle oluştu. Artık Veli Gürcan gerçekten de  devleşmişti. Bir an çevredeki yapıların rüzgarın önünde sürüklenen yapraklar gibi sürüklendiğini, İstanbul’un tuzla buz olduğu duygusuna kapıldım. Bugün bile ne zaman Taksim’den geçsem bu anı yaşıyor gibi olur, yürekten hüzünlenirim.

Daha sonra kendisini onlarca kez dinledim ama her defasında ilk kez dinliyormuşum gibi geldi bana. Partinin hangi ilinde ya da ilçesinde bir parti eylemliliği düzenlenirse düzenlensin Veli Gürcan orada olurdu. Genel Başkan dahil diğer yöneticilerin bu eylemlerde bulunmuş ya da bulunmamış olması kimsenin dikkatini çekmezdi. Eğer olağanüstü bir nedenle Veli Gürcan gelememiş olursa hemen her partili bu eksikliği ta yüreğinde duyar ah çekerdi. Bu nedenle Veli Gürcan yoldaşımızın partide ayrı bir yeri vardı. Onu herkes sever sayar bağrına basardı. Partide onun gibi konuşmaya ve onun gibi davranmaya öykünen pek çok arkadaşımız vardı. Ama o yine de herkesten başkalığını öldüğü son ana kadar koruyan farklı bir yoldaşımızdı. Ne yapar ne söylerse yürekten inanarak yapar, yaşamında yapmacık küçücük bir çapağa izin vermezdi. Yani o bir candı bizim canımızdı…

İyi bir örgütçü ve tartışmacıydı. Parti örgütlerinin kurulmasında emeği en çok geçenlerin başındaydı. Gece demez, gündüz demez partinin kendisine verdiği her göreve koşardı. Bu yüzden de içimizde uzun süre evi olmayan tek arkadaşımızdı. Çünkü ona her partilinin evi ağzına kadar açıktı. Ona karşı gösterilen böylesine kucaklayıcı sevgi durup dururken oluşmuş bir sevgi değil her damlası emekle kazanılmış ve hak edilmiş bir sevgiydi. Yoldaşları ona güvenirdi. Çünkü bilirlerdi ki, o bu güveni hak edenlerin ilk sırasında yer alıyordu.

Veli Gürcan diğer yöneticilerin çoğunun aksine partililerin sonuna kadar partiye bağlı kalmasında baş rolü oynayan kişiydi. Partide yaşanan onca erozyona karşın parti yine de dipdiri kaldıysa burada Veli yoldaşımızın yeri doldurulamaz bir etkisi vardı. Bir başka deyişle o TSİP için bir sigortaydı. Veli’nin parti içindeki bu denli etkili oluşu kimilerince kıskanılmış mıdır bilmiyorum ama ben kendi adıma zaman zaman buna tanıklık ettiğimi söylemek zorundayım. Ancak hemen kimse böylesi bir duyguyu açıktan açığa dile getiremese de bazı davranışlar vardı ki bu davranışlar kıskananları ele veriyordu. “Adam canım Veli işte” sözlerinin altında saklı bu kıskançlık yine de son yol ayırımlarına kadar çoklarının boğazında düğümlü kaldı. Bu sahte iki yüzlülük, Veli yoldaşımız yaşamını yitirdikten sonra da sürüp gitti. Veli Gürcan bu kez bu gibilerin yoldaşı değildi ama Veli ağabeyleri olarak dillerinden düşmedi. Daha yukarıdakiler ise bunu bile yapmamaya özen gösterdiler. Tıpkı kendileri gibi Veli Gürcan’ın da unutulup gitmesi için içtensizliklerinden vazgeçmediler. Kızı Aslı’nın babasının mezarı başında söylediği sözün ne anlama geldiğini bile düşünemediler. Aslı “Babamın ne kadar çok dostları varmış…” demek ki Aslı da anlamıştı ki, bu tür dostluklar birer gösteriden ibaretti ve gerçek anlamda hiç mi hiç bir önemi yoktu. Bütün bunlara karşın Veli Gürcan’ı hiçbir zaman unutmayacak ya da unutturmayacak dostları da yok değildi. O büyük emek verdiği partisi Türkiye Sosyalist İşçi Partisiydi. Parti var oldukça öyle de kalacaktı. Bu partililerin ona olan borcuydu.
Bu bakımdan biz TSİP’liler onun adını özenle yeni partililere aktaracak ve onu bütün sosyalizm savaşımımız boyunca yanı başımızda duyumsayacağız. Partimizin oluşturduğu parti okulundan başka pek çok kurumlaşmasına onun adını vererek ona olan yoldaşça bağlılığımızı her aşamada yerine getireceğiz.

Gerilere giderek onu asla unutulmayacak kılan 1979 ara seçimlerinden söz etmek istiyorum. Biz bir grup partili arkadaşla Manisa’nın Salihli ilçesinde seçim çalışması için Pazar yerinde bildiri dağıtırken MHP’li Somuncuoğlu’nun otelinde beslediği faşistlerin saldırısına uğramış ve pazaryerinde onlara hak ettikleri dersi vermiştik. Hemen sonra bir pazarcı tezgahının üstüne çıkıp konuşma yaptığım sırada bana bir kadın yaklaşmış ve: “Siz bunları bilmiyorsunuz ne olursunuz arkadaşlarınızı da alın bir an önce buradan gidin” demişti. Ben de bir süre daha konuştuktan sonra arkadaşlarımla pazar yerinden ayrılmıştık.

Aynı akşam Veli Gürcan’ın TRT’de konuşması olduğu için Salihli’de bir kahvehaneye oturmuş televizyon izliyorduk. Sıra Veli yoldaşımıza geldiği zaman kahvede bulunanların hemen tamamı oyunlarını bırakmış put kesilmişlerdi. Kimseden çıt bile çıkmıyordu. Konuşmanın dozu öylesine etkiliydi ki, bütün dinleyenler şaşkın durumdaydı. Veli Gürcan’ın konuşması Türkeş’e yönelik ağır sözlerle bitti. O ana kadar çıt çıkmayan kahvede kendiliğinden ayağa kalkan insanlar, “İşte bu!! İşte bu!!”, “sana kurban oluruz” diye ayağa kalktılar. Sevinçten ne yapacağımızı bilemedik. Onların sevinçlerine katılmakla kalmadık oradakilerle kim olduğumuzu söyleyerek parti görüşlerini paylaştık.

Şimdi de Ankara Kızılırmak Sineması’nda yapılan bir toplantıya sizi götürmek istiyorum. O toplantıya babam da katılmış onu can kulağı ile dinlemişti. Toplantı bittiğinde konuşmadan etkilenen babam bir süre hiç konuşmamış sonra da “eğer bu konuşma bir alanda yapılmış olsa insanlara da yürüyün meclisi ele geçirmeye denilse kesinlikle meclis ele geçirilir” demişti.

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur. 12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur. İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir. Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Genç Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

TSİP’liler olarak söz veriyoruz

Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve
kendisin asla unutturmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…
Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz. 


__________________________

BUGÜNKÜ KARARLILIĞIMIZIN,ESİN KAYNAĞI OLDUN

SENİ ÇOK SEVİYORUZ YOLDAŞ

VE

SENİ HER ZAMAN SEVGİYLE ANACAĞIZ

TÜM PARTİLİ YOLDAŞLARI'NIN, AİLESİ'NİN VE SEVENLERİ'NİN

BAŞI SAĞOLSUN.

ALİ ÖNER (GENEL BAŞKAN)

__________________________

17.TEMMUZ.2010 CUMARTESİ GÜNÜ

PARTİMİZİN KURUCULARINDAN VE ESKİ MYK ÜYEMİZ,

AYDOĞAN GEZER

YOLDAŞI

KAYBETTİK

 "Her ölüm için erken denir. Öyle midir bilmiyoruz ama bizim için Aydoğan Gezer yoldaşımızın yaşamını yitirmesi erken denilenin de ötesinde yüreğimizi burkmaktadır. Sırasıyla yoldaşlarımızı bir bir yitiriyoruz ve artık onların arkasından söyleyecek sözümüz olabildiğince çoğalıyor. Önce hepimizin çok sevdiği ve emeğini asla unutamayacağımız Veli Gürcan’ı yitirdik. Arkasından da Gültekin Gazioğlu’nu. Kuşkusuz yaşamını yitiren yoldaşlarımızın arkasından konuşacak değiliz. Biz de onları yürekten anıyor ve üzülüyoruz. Ne ki, doğanın yasalarını tersine çevirmenin olanağı yok. Bu yüzden de üzülmenin ötesinde elimizden bir şey gelmiyor. Aydoğan Gezer Yoldaşımızdan söz edecek ve TSİP olarak onu kendi ölçülerimiz içinde anacak ve yoldaşlarının belleğine kazıyacağız. Biz onun ışık olduğunu biliyoruz. Kendi ışığı ona yetecek…"

O SINIFIN İÇİNDEN GELEN BİR SENDİKACIYDI

Aydoğan Gezer, TSİP kurucuları içinde yer almadan önce sağlık emekçilerinin sınıf ve kitle sendikacılığını yürüten bir sınıf önderiydi. Genel bağlamda sınıf çıkarlarını gözeten ve ona hizmet eden bir tutumla kimseyi yarı yolda bırakmış değildir. Sağlık iş kolunda devrimci bir geleneğin damarı günümüze kadar gelmişse Aydoğan Gezer yoldaşımızın emeğini teslim etmek gerekir. O parti saflarında görev aldıktan sonra yine sınıfın çıkarları gereği başında olduğu sendikadan Tüm Sağlık-İş’in daha büyük bir sendikal birlikte yerini alması için özveride bulundu.Daha sonra TSİP içinde Merkez Yürütme Kurulu içinde yer alarak partinin örgütlenmesinde olabildiğince yararlı oldu. İyi bir örgütçüydü. Bu yüzden de partinin birçok örgütünü kurulmasında onun yeri doldurulamaz emeği vardır. Sol ve sosyalist yapılarda insanlar genellikle göstermelik bir sertlik görüntüsü taşır. Aslında başkalarının üzerinde böyle bir görüntü sergileyenlerin gerçekte kendi eksikliklerini kapatmak amacıyla böyle bir yola saptıkları bilinir. Aydoğan Gezer yoldaşımız bilinenin ve o günlerin kabul gören tiplemelerinin dışında biriydi. Yumuşak başlı ve engin gönüllü kimliği ile bütün partililerin güvenini ve saygınlığını kazanmıştı. Bu yüzden de partimizde güven demek Aydoğan Gezer demekti. O birlikte yürüdüğü yoldaşlarıyla güven ortamında ve doğal bir liderlik ölçülerinde yapılması gerekenlere omuz verir, birlikte bir başarıya ortak imzasını atardı. Bu nedenle de Aydoğan Gezer’in hiçbir yoldaşının gönlünü kırdığına kimsenin tanıklığı yoktur. Konuyu bu şekilde koyduğumuza bakıp kimse onun özensiz ve salt yumuşak başlı ve engin gönüllü olduğunu düşünmemelidir. O, üzerine düşen görevi titizlikle yerine getirir, yapılması gereken görev sonlanıncaya kadar peşini bırakmazdı. Öyle ki, partimizin 58 il ve çevresinde örgütlü bir güce ulaşmasında payı büyüktür. 12 Eylül 1980 faşist darbesinden sonra Türkiye’nin her köşesinde TSİP bir direniş mevzisi olarak bir ölçüde de olsa öne çıkmayı başarmışsa ki başarmıştır, parti tarihi ile ilgili konuşmaya başladığımızda Aydoğan Gezer yoldaşımızı anmadan geçmemiz olası değildir. Onunla ilgili söyleyeceklerimiz kuşkusuz bu kadar değildir. Birçok devrimci gibi Aydoğan Gezer yoldaşımız da zor yaşam koşulları içinde aç susuz günler geçirmiştir. Onu tanıyıp da yaşadıklarıyla ilgili hiç şikayetlenmediğini bilenlerin gözünde daha da büyüktür. Biz biliyoruz. Onun partisi TSİP biliyor. Bu yüzden de onun parti tarihi içinde yeri hep onurla korunacaktır.

Sonra; onunla ilgili çok şey var söylenecek. 12 Eylül faşizminin öngünlerinde ülkemizde hemen her gün 15-20 kişi faşist saldırılarla yaşamından oluyordu. İşte o günlerde İstanbul Tepebaşında bulunan parti genel merkezine faşistler bir saldırı düzenleyerek katliam gerçekleştirmek isterler. Kapı zilini çalarlar bir arkadaşımız açar. Tam bu anda susturuculu silahla içeri dalmak isteyen faşist katillerin üzerine atlayan Aydoğan Gezer yoldaşımız olur. Aynı anda silahı düşürmek için yumruğu indiren Gezer’in bu hareketi ile tabancanın susturucusu da namlusu da yer düşer, bununla birlikte ateş alan silahla karnından ağır yaralanır. Hemen hastaneye kaldırılan yoldaşımız hastaneye zamanında ulaştırıldığı için yaşama döner ve gösterdiği dirençle kısa zamanda kendisini toparlayarak yoldaşlarının arasına döner.

İşte yukarıda yumuşak başlılığından söz ettiğimiz yoldaşımızın iş partili yoldaşları olunca yaşamını tehlikeye atarak gereğini yapacak denli yiğitliği ve gözüpekliğini de unutmamak gerekir. Sonra 12 Eylül 1980 faşizmi günleri başlar. Diğer partili arkadaşlarımız gibi Aydoğan Gezer arkadaşımız da Almanya’ya gider ve Frankfurt’ta yaşamaya başlar. Aydoğan Gezer arkadaşımız bir yandan parti çalışmalarına omuz verirken diğer arkadaşlarımızdan farklı olarak Alman Komünist Partisi’ne üye olur ve çalışmaya başlar. Bu hareketini de komünistler hangi ülkede olurlarsa o ülkenin komünist partilerinin içine girip çalışmalıdır görüşüne dayandırır. O dönemde bazı partililerce Aydoğan Gezer’in tutumu eleştirilir ve yanlış bir tutum içinde olduğu savı ileri sürülür. Oysa bugün bakıldığında bu eleştiriyi getiren arkadaşlarımızın çoğu ya örgütlü bir savaşım içinde yokturlar ya da TSİP’le hiçbir ilişkileri kalmamıştır. Ancak o bizimle gönüldaşlığını hiç mi hiç kesmiş değildir. Hasta olduğu dönemlerde bile onun ağzından dökülen sözler partimizin tarihinin unutulmaz yerinde yerini çoktan almıştır bile. Yoldaşımız orada bulunan dost ve arkadaşlarınca Frankfurt’ta toprağa verilmiştir. Umuyoruz ki, Veli Gürcan yoldaşımızın cenazesinde kızı Aslı’nın söylediği gibi öldükten sonra Aydoğan Gezer yoldaşımızın da “ne çok arkadaşı varmış” sözüyle hüzünlü bir şekilde uğurlanmamıştır. Bunu söylüyoruz, çünkü insanlar sağlığında bir kez bile aramazlarken yaşamını yitirince birden bire kıymet biniyorlar.

Ama o bizim her zaman kıymetlimizdi.
Onu yürekten anıyor ve uykusuna uğurluyoruz.

CENAZE TÖRENİNDEN RESİMLER


AYDO’YU UĞURLADIK

İlhan ERYILMAZ

 Bu O'na kızı Evren'nin taktığı bir isimdi. Arkadaşlarının, Evren gibi 80'li yıllardan sonra doğan çocukları da bu ismi benimsediler. "Aydo nasılsın", "merhaba Aydo", "Aydo babamın sana selamı var" denildiğinde, gözlerinin içi güler, kendini daha bir genç hissederdi.

Doğrusu ona takılan bu ismi ben de çok sevdim. Daha doğrudan, daha içten, daha candan gibi geldi.

Ve şimdi 60'li yılların sonundan başlayarak, 10 yılı İstanbul'da, 30 yıla yaklaşan bölümü Almanya'da geçen arkadaşlığımızı zaman zaman bu sevimli kısaltmayla nitelendirerek anlatmak sanki onun da çok hoşuna gidecekmiş gibi geliyor bana.

Aydo'yla 60'lı yılların sonunda, yani TSİP daha kurulmadan 4-5 yıl evvel İstanbul'da tanıştığımızda ikimiz de sağlık işkolunda faaliyet gösteren farklı memur sendikalarının yöneticileri idik. kısa sürede sendikaları birleştirdik. Birleşik sendikanın yöneticileri olarak Çapa Tıp Fakültesi Dekanından Sağlık işçilerinin sorunları ile ilgili bir toplantı talep ettiğimizde Dekan bizi başından savmak istedi. Ancak Aydo tam bu anda devreye girdi, dekana köseleleri parçalanmış ayakkabılarını göstererek: "Dekan Bey bizim sabredecek zamanımız yok!" dedi. Sendikanın daha da güçlenmesini sağlayacak bir ilk toplantının yolu böylece açılmış oldu.

Hastanenin amfisinde tüm işçilerin katılımı ile yapılan toplantıda dekandan sonra ben konuşacaktım. Konuşmaya başlamadan önce Aydo elimin ayağımın titrediğini fark etmiş olmalı ki; yavaşça kulağıma eğilerek, "aman ağam sakin ol!" dedi. Yüreğime bir tas soğuk su serpilmiş gibi geldi, sakin oldum. Konuşmam bittiğinde salon sağlık işçilerinin coşkulu tezahüratları ile inliyordu.

Aydo'nun kulağıma fısıldadığı o sihirli sözcükleri hiçbir zaman unutamadım.

Memur sendikalarının yeni yeni gelişmeye başladığı, memurluktan işçiliğe geçişin mücadelenin can alıcı noktasını oluşturduğu bu dönemde maddi olanaklar hayli kısıtlı idi.

Hatta bir defasında taksitle aldığımız bir buzdolabını hemen daha düşük bir fiyatla peşin satarak biriken kira borçlarımızı ödemiştik.

Aydoğan Gezer sendikal çalışmalarını daha sonra Tüm Dokuma-İş Sendikasın da sürdürdü.

Arkadaşları ile örgütlediği Epengle grevi sendikal özgürlükler konusunda dönemin kilometre taşlarından birini oluşturdu.

Ama Aydo'nun aklı bir yandan da hep "başka yerlerdeydi". 60'lı yılların ikinci yarısında gelişen devrimci harekete annesinin deyimi ile "gül gibi işini" -bir firmanın iyi para kazanan pazarlama müdürü idi- bırakarak katılmış, 70'li yıllardan itibaren de işçi sınıfının devrimci siyasetinin yeniden örgütlenmesi arayışlarına girmişti.

Aydoğan gezer aradığını 1974 yılında buldu ve 1974 yılında Türkiye Sosyalist İşçi partisi TSİP kurulunca, Hiç duraksamadan partinin kurucuları arasında yer aldı.

Bu tarihten itibaren de Aydoğa Gezer'in daktilosu, partinin genel merkezi ile yurt çapına yayılmış TSİP örgütleri arasındaki bir telgraf maniplesi gibi tıkırdayıp durdu.

Genel merkezde olmadığı zamanlarda ise TSİP örgütlerindeydi. Yeni örgütlerin kurulusuna, kongrelere katıldı. Sorun çıkan illerin yardımına koştu. Anadolu'da basmadık yer bırakmadı.

12 Eylül darbesine kadar gerçekten de tüm TSİP'li lerin Aydoğan Abi'si oldu.

12 Eylül darbesine giden lanetli yolun taşlarının döşendiği yıllarda parti genel merkezinde faşist bir saldırının hedefi oldu. Karaciğerinden yaralandı. Ancak kurşun karaciğeri parçalamamış, yan katmanlardan girerek, ölümcül bir hasara yol açmamıştı. Yine de ağır bir ameliyat geçirdi. Nekahet döneminde odasının kapısında sivil polisler "biraz iyileşse de götürüp merkezde sorguya çeksek" diye bekleyip durdular.

Ancak ugradığı saldırı sağlığını önemli ölçüde bozmuştu. 12 Eylül darbesinden sonra yurt dışına çıkmak zorunda kaldı.

Ben de 82 Kasımında yurt dışına çıkınca, Almanya'da Aydo'la tekrar görüştük. Türkiye'de Çağatay'ların kendi deyişleri ile - "küçük Stalinler" - yarattığı günlerdi. Yurtdışında ise kepazelik diz boyu idi.

Avrupa'daki TSİP Sempatizanları’nın kandırılmasına yönelik uyduruk örgütlenmeler kurulmuş, politbüro üyeleri beğendikleri Avrupa ülkelerine postu sermişlerdi.

Aydoğan Gezer gördüğü bu rezaletleri sert bir şekilde eleştirdi. Ahmet Kaçmaz'ın kendisini Offenbach'taki evinde ziyaret ederek, "sen bu işlere fazla karışma, partinin abisi ol" şeklindeki sözlerine ise "TSİP'in abisi Ayazpaşa'da moloz çekiyor" diyerek tepki gösterdi.

O böyle bir TSİP'in Abisi olmak istemiyordu.

Aydo 55 yaşında Almanya'da işçi olarak çalışmaya başladı. Geçici olarak işe alınmıştı ama işe yatkınlığı, hep o alçakgönüllü, efendi hali nedeniyle kısa zamanda kadrolu oldu ve o yardımsever, işçi dostu tutumlarıyla da işçi temsilciliğine seçildi, 62 yaşında emekli oluncaya kadar 7 yıl çalıştı.

Aydo ta gençlik yıllarında yüreğine işlemiş o sosyalizm sevdasından hiç bir zaman vazgeçmedi.

Almanya'da Alman Komünist Partisi'ne girdi. Partinin pek çok eylemine etkin olarak katıldı.

Daha sonra ise bu partinin yerine kurulan LİNKE’ ye üye oldu.

Öldüğünde tabutunun başucundaki kırmızı kazaklı, eli sigaralı fotoğrafında, kendisini uğurlamaya gelen Türkiyeli ve Alman yoldaşlarına tatlı tatlı gülümsüyordu.

Ailesine canı kadar düşkündü. Dost meclislerinde "Bana müsaade, Rasime'ye yemek hazırlamam lazım" diyerek izin istediğinde kimi "Almancı" arkadaşlarının şaka yollu takılmalarını umursamazdı.

Aydo'nun esas övüncü ise Kızı Evren'di. Evren'in yaşam merdivenlerini başarıyla tırmanmasını kıvançla, gözlerinin içini parıltılarla doldurarak izledi.

Evren'in gerek Fransızca aksanıyla almanca konuşarak televizyonda insanları "işlettiği"

"Mari aus Paris" programının, gerekse FFH'daki -Frankfurt'ta bir radyo- müzik moderatörlüğü programının afişleri yaşadığımız Offenbach şehrinin sokaklarını doldurduğunda tabiri yerindeyse "dört köşe" olurdu.

Evren babasına hayatının en mutlu günlerini yaşattı. Bunun herhalde başta gelen nedeni onun da babasını engin bir sevgi ile seviyor olmasıydı.

Aydo 2010 yılının bahar aylarında rahatsızlanarak hastaneye yatırıldı.

TSİP’ teki can yoldaşı Veli Gürcan gibi o da Akciğer kanseri olmuştu. Ama ne yüzündeki canlılık, ne yaşama bağlılığı ve ne de umudu hiç bir zaman eksilmedi.

Sanki hastanedeki tedavisi 1-2 haftada bitecek ve yine günlük yaşamını sürdürmeye başlayacaktı. Buna içten inanıyordu.

Belki de bu yüzden olsa gerek, ölünceye kadar en ufak bir acı çekmedi.

Ölmeseydi 28.11.2010 günü 68 yaşında olacaktı. Ben Aydo'yu, bu "68"li yoldaşımı ne kadar çok sevmiştim!


İlhan ERYILMAZ


BİR SÜREDİR KANSER TEDAVİSİ GÖRMEKTE OLAN,

PARTİLİ ESKİ YOLDAŞIMIZ,

ZEYNEP ANUK (TATLITÜRK)

04. AĞUSTOS 2016 PERŞEMBE GÜNÜ KAYBETTİK.

ACIMIZ SONSUZDUR.

YOLDAŞIMIZI, SEVGİ VE SAYGIYLA ANIYOR,

BAŞTA AİLESİNE, AKRABALARINA, DOST VE SEVENLERİNE,

BAŞ SAĞLIĞI DİLİYORUZ.


PARTİMİZ ESKİ ÜYESİ

ŞÜKRÜ LAÇİN YOLDAŞI KAYBETTİK.

ACIMIZ SONSUZDUR.

BAŞTA AİLESİNİN, DOST VE AKRABALARININ, PARTİLİ YOLDAŞLARININ BAŞI SAĞOLSUN.

IŞIKLAR İÇİNDE YAT ŞÜKRÜ YOLDAŞ, IŞIKLARLA KAL.

SENİ HİÇ UNUTMAYACAK,

HER DAİM, SEVGİ VE SAYGIYLA ANACAĞIZ.

TURGUT KOÇAK
GENEL BAŞKAN

 


Ramazan AYDIN

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nin 3 Ocak 1993 Açılış Genel Kurul Delegesi

Ankara İl Başkanı ve en son Parti MYK Üyemiz Ramazan AYDIN yoldaşımız yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak memleketi olan Kırıkkale'de yaşamını yitirmiştir.

Ramazan AYDIN yoldaşımızı genç yaşta yitirmiş olmaktan duyduğumuz acımız sonsuzdur

Başta ailesine, partili yoldaşlarına ve dostlarına başsağlığı diliyoruz.

Partili yoldaşların olarak söz veriyoruz.

Seni her zaman saygıyla anacak ve  yaşamın boyunca görmeyi düşlediğin rüyalarını mutlaka gerçekleştireceğiz.

Değerli yoldaşımız, Ramazan AYDIN...


AVUKAT  M.SEMİH GÖKDEMİR YOLDAŞI KAYBETTİK

Partimizin Sakarya İl Örgütü eski üyesi ve Eski Bora Başkanı Avukat M. Semih Gökdemir vefat etti.

 2004-2006 yıllarında Baro Başkanlığı yapan Gökdemir, uzun süredir kanser hastalığıyla mücadele ediyordu.

Partili yoldaşım M.Semih Gökdemir'i kaybetmenin üzüntüsü içindeyim.

 Başta ailesine, yoldaşlarına ve dostlarına başsağlığı diliyorum.

Partili arkadaşların olarak söz veriyoruz,

Seni, onurlu mücadeleni, unutmayacak ve saygıyla anacağız.

Turgut Koçak

Genel Başkan


MUSTAFA ALIMCI

1933 - 1986

1933 YILINDA KAYSERİ'NİN ÖZVATAN İLÇESİNDE DÜNYAYA GELDİ.KAYSERİ PAZAR ÖREN KÖY ENSTİTÜSÜNÜ BİTİRDİKTEN SONRA SİİRT'İN TİLLO  İLÇESİNDE ÖĞRETMENLİĞE BAŞLAYAN MUSTAFA ALIMCI DAHA SONRA KAYSERİ'NİN EKREK (KÖPRÜBAŞI) KÖYÜNDE  BULGARİSTAN GÖÇMENLERİ VE ERMENİ VATANDAŞLARININ EĞİTİMİ İÇİN YAZ TATİLLERİNİ FEDA EDEREK ÇALIŞTI.

 ALIMCI O YÖREDEKİ HALKIN SAYGI VE SEVGİSİNİ ÜZERİNDE TOPLAMAYI BAŞARDI.1964 YILINDA YİNE KAYSERİ'NİN ERKİLET  İLÇESİNE ATANAN MUSTAFA ALIMCA BURADA 1 YIL ÇALIŞTIKTAN SONRA KAYSERİ MERKEZE ATANDI.

ALIMCI KAYSERİ'DE SİYASİ ÇALIŞMALARINA DAHA DA HIZ VEREREK TÖS VE TİP İÇERİSİNDE AKTİF OLARAK  YER ALDI. KAYSERİ'DE SOSYALİST HAREKETİN GELİŞMESİNE BÜYÜK KATKILARDA BULUNDU.

12 MART FAŞİST DARBESİ DÖNEMİNDE, ÇEŞİTLİ ZAMANLARDA, GÖZALTINA ALINAN MUSTAFA ALIMCI, 1972 YILINDA AİLESİYLE BİRLİKTE  İSTANBUL'A  YERLEŞTİ. ALIMCI BURADA TSİP İÇİNDE AKTİF OLARAK ÇALIŞMALARA KATILDI VE YİNE AYNI DÖNEMDE  TÖB-DER İÇİNDE DEMOKRATİK MERKEZİYETÇİLER GRUBUNDA  ÇALIŞMALARDA BULUNDU. PARTİSİ TSİP'İN VE TÖB-DER'İN TÜM EYLEM VE ÇALIŞMALARI'NA FEDAKARCA KATKILARDA BULUNAN MUSTAFA ALIMCI,12 EYLÜL DARBESİNDEN SONRADA  PARTİSİNİN İLLEGAL ÇALIŞMALARINA KATILDI.

DEĞERLİ YOLDAŞIMIZ MUSTAFA ALIMCI, 1986 YILI'NIN 1 ARALIĞINDA KANSERE YENİK DÜŞEREK HAYATINI KAYBETTİ.

MUSTAFA ALIMCI YOLDAŞIMIZI

SEVGİ VE SAYGIYLA ANIYORUZ.


BEKTAŞ ÖZTÜRK

1931 - Şubat.2004

     Bektaş ÖZTÜRK yoldaş,1931 yılında Yozgat merkezine bağlı ÇORAK Köyünde dünyaya geldi.
O Yıllar köyde ilk okul yoktu.köyün en yaşlılarından ilk okuma yazmayı öğrendi.Daha sonra 1938 yılında, Kayseri Pazarören KÖY ENSTİTÜSÜ,ne yatılı öğrenci olarak girdi.Köy Enstitüsünden mezun olduktan sonra ilk göreve memleketi Yozgat ili merkezine bağlı -HASANÇİ-Köyü ilkokulunda göreve başladı.Daha sonraki yıllarda Yozgat ve Kayseri ilinin köylerinde görevlerde bulundu.
      1966 yılında ise Yozgat  ili merkezinde Cumhuriyet İlkokulunda emekliliğine kadar aynı ilkokulda devam etti.1975 yılında emekli oldu.


      Yozgat merkezdeki görevli olduğu yıllarda önce TÖS daha sonraları TÖS'ün yerine kurulan TÖB-DER de yönetim kadrolarında ve başkanlıklarında bulundu.
      1976 yılında Yozgat'ta ilk Halkevini kurdu ve ilk halkevinin başkanlığını yürüttü.
      1974 yılıda kurulan TSİP ne katıldı.1977 Yozgat'ta SGB nin kurulmasını gençlik örgütlenmesini sağladı.bir çok eğtim kültür konularında eğtim çalışmalarını yürüttü.Parti yayınlarının ve özellikle Kitle dergisinin şaşmaz takipçisi idi.Okur, okutur ve dağıtırdı.
      Tiyatro kurdu,tiyatroda oyunculuk yaptı.


      1979 yılında İzmir'e gediğinde ilk işi olarak Bornova TSİP ilçe teşkilatını kurdu.İlçe başkanlığı yaptı.
       Yozgat'tan İzmir'e iki nedenden dolayı geldi.Birincisi çocuklarına iş imkanı yaratmak,ikinci nedense  Demokratik hak ve özgürlüklerin tüm insanların elinden alınması ve Yozgat'ta, faşist baskıların son noktaya gelmesiydi.Yozgat'ta ve katıldığı bir çok etkinliklerdeki konuşmaları nedeniyle bir çok kez göz altına alındı ve yargılandı.

Bektaş ÖZTÜRK yoldaş hiç bir zaman parti ideolojisinden uzaklaşmadı.Uğradığı her türlü baskılara rağmen o hep dimdik ayakta kaldı.İnandıklarından ve partisinden hiç bir zaman taviz vermedi.
       Gençlik yıllarında Sporla da iç içe oldu.O yıllarda futbol oynadı.O hep şunun altını çizerdi.Her yaşın yaşamda ayrı bir yeri vardır.Her yaşın gerektirdiği şekilde yaşanmasından yana olduğunu belirtirdi.
       Bektaş ÖZTÜRK yoldaş'ın ikisi kız, beşi erkek, yedi çocuğu vardı.erkek çocuklarının hepsi partilidir.
       
       Bektaş ÖZTÜRK yoldaş'ın mezarı İzmir/Bornova mezarlığında TSİP eski Merkez Yürütme Kurulu üyesi VELİ GÜRCAN yoldaş'ın mezarının yanındadır.Bektaş ÖZTÜRK yoldaşı saygıyla anıyoruz.

Onun mücadelesi mücadelemize ışık tutacaktır.

Partili yoldaşları olarak,Onu unutmadık unutmayacağız.


Vural COŞKUN

1937 - 1994

1937 Yılında Yozgat'ın Çorak Köyünde doğan Vural COŞKUN, daha önce kökenlerini araştıran, “Cemal Oğulları” adlı bir roman yazıp akrabalarına sunmuştu. Gördüğü ilgi onu ikinci kitabı olan “Eğitmen” romanını yazmaya itti. Kitabın basım hazırlıkları sürerken rahatsızlanarak hastahaneye kaldırıldı ve yaşamını yitirdi.

Vural ÇOŞKUN, ODTÜ'de işçi olarak çalıştı ve oradan emekli oldu. İşçi olarak çalıştığı dönemlerde sosyalistlerin yanında yer alarak, emekten yana onurlu bir yaşam sürdü. İşçi olmasına karşın onun aydın kişiliği dostları arasında sevilip sayılmasını sağladı. Aydınlığa ve güzelliğe karşı duyduğu tutku çocuklarının eğitiminde önemli bir rol oynadı.

 Vural COŞKUN’u tanıyanlar, onu insan sevgisiyle dolu bir kişi olarak bilirler. O yobazlığı seçenleri ve dini politikaya alet edenleri hiç sevmezdi. Ölmeden önce bile bu konuda yakınlarına vasiyette bulunmayı ihmal etmemişti.

Vural COŞKUN, aynı zamanda parti MYK üyemiz ve genel saymanımız  Necdet ÇOŞKUN yoldaşın da babasıdır.

Biz, Vural COŞKUN’un dostları olarak kendisini saygı ve sevgiyle anmayı hep sürdüreceğiz. Onun anısı bizlerle hep yaşayacak. Onu, o güzel insanı, mücadelemizde yaşatacak. Hiç unutmayacağız.


VURAL COŞKUN YOLDAŞ’A

DOĞUM : 1937 

ÖLÜM : 07.09.1994


     Yıl 1937...
     Yeni bir ışık,yeni bir mücadele adamı geldi bu dünyaya…Çocukluğundan bir şey anlamadı;çünkü çalışmakla geçti bütün çocukluğu.Gündüzleri çalıştırır,geceleri kitap odalarında kitap okuturlardı ona.Ali’nin çatal kılıcından ,Kerbela’da Hasanla Hüseyin’in katledilmesini dinlerken,büyüklerinin nasıl dövündüklerini görmekten gına gelirdi.O,ta o zaman görmüştü karanlığa gömüldüğünü halkın.Daha küçüktü,sesi çıkmazdı.Sesi çıkarsa kızarlardı! Bu çalışma,bu karanlık yazıları okumak yıllarca sürdü.O,kendi kendine söz verdi çocuklarını yetiştirirken karanlığa bulaştırmamaya..

     O,artık genç bir adamdı,onu evermek lazımdı;köylü bir kızla everdiler.Artık bu onursal mücadeleyi eşiyle beraber göğüslemişlerdi…Bu arada çocukları dünyaya geliyordu.Zaman zaman kendi kendine verdiği söz aklına geliyor,çocuklarını karamsarlıktan,bilgisizlikten uzak tutmanın yöntemlerini arıyordu…

     Yıllarca çalıştıktan sonra evini ve ailesini şehre taşımanın bir yolunu buldu.Bir taraftan çocuklarını okutuyor,bir taraftan çalışıyordu.Kolay değildi;yedi çocuk,onların bakımı,eğitimi…Ama o bir mücadele adamıydı.Hem hayatın çelişkilerini kavrıyor,hem çalışıyordu.Kavradığı çelişkileri çocuklarına anlatıyor,onları aydınlatıyordu.Artık kurtuluşun sadece çalışmak değil,hayatı çalışanlarla birlikte emek vererek değiştirmek olduğunu anlıyordu.Hayatı birlikte yaşamak,paylaşmak hangi sistemde vardı?

     Onu da buldu,SOSYALİZM ile tanışması böyle oldu…

     O hiçbir zaman çocuklarına mücadeleden,dayanışmadan uzak durun demedi.Hayatı değiştirmenin bedeller ödeyerek gerçekleşeceğini anlattı çocuklarına,hiçbir zaman korkmadı,korkunun çözüm olmadığını anlattı çocuklarına…ODTÜ’de işçi olarak çalıştığı dönemlerde de hep işçilerin mücadeleleriyle bütünleşerek onurlu bir yaşam sürdü.Hayata veda ederken bile karanlığa saplananlara bir mesaj vermeden gitmenin doğru olmadığını düşündü ve kararlılığını son nefesine kadar sürdürdü.ŞİMDİ YEDİ YENİ IŞIK DA SENİN YOLUNDA İLERLİYOR…

     14. ölüm yıl dönümünde,bu mücadelenin yiğit evladı Vural COŞKUN'u, sevgili babamı, partili yoldaşları olarak, saygıyla anıyoruz…


TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP) MYK ÜYESİ VE GENEL SAYMAN

Necdet COŞKUN


VURAL YOLDAŞI ANIYORUZ

7 Eylül 1994 tarihinde aramızdan ayrılan yoldaşımız Vural Coşkun’u ölüm yıl dönümünde bir kez daha saygı ile anıyoruz.

Yoldaşımız, işçi sınıfı ideolojisine bağlı bir insandı ve sendikal mücadelenin öncüleri arasında yerini almıştı. Özellikle 12 Eylül faşizmine doğru giden zorlu koşullarda ve darbe döneminde, en küçük bir tereddüde dahi düşmeden ön saflarda durmuş, siyasal yaşantısıyla çevresindeki insanlara örnek olmuştu.

O, iyi bir baba, iyi bir eş, sendikacı ve sosyalist bir insan olmanın yanı sıra aynı zamanda kendi amatörlüğü içinde bir araştırmacı, şair ve deneme yazarıydı.

Çok yönlülüğü içinde duygu, düşünce ve anlatılarını, yayınladığı şiir, roman denemesi ve araştırma kitabıyla okuyucularına aktarmıştı.

Özellikle günümüzdeki uzmanlaşma eğilimlerine bağımlılık ve yaşamlarımızdaki sığlaşma dikkate alındığında, yoldaşımızın üretken aktarımlar yapma çabası dikkat çekicidir.

O, bu uğraşı içinde umutlarımızı, acı ve dirençlerimizi, kısaca içinde yaşadığımız gerçekliğimizi kendi yaşam penceresinden dile getirmeye çalışmıştı.

Şiirlerinde köy hayatını ve şehirlere savrulan insanların yaşadıkları zorlukları çeşitli yönleriyle ele alan, sınıf çelişkilerini ironik bir dille sunan yoldaşımız, kurgu ve yaşanmış olayları da yazıya dökmüştü.

Vural COŞKUN, duyarlı ve duygusal bir insandı.

Bu yapısını hayatı boyunca korumuştu.

“Evdeydik. Babam yine daktilonun başındaydı ve tekli vuruşlarla yazmaya çalışıyordu. Arada bir mola veriyor ve bizlerle sohbete dalıyor, şakalaşıyordu.

Bu molalardan birinde bir tabak meyve hazırlayıp masanın başına geçtik ve akşam haberleri için televizyonu açtık. Haberlerde Sivas şehrinde birçok aydının, şairin, sanatçının, semah dönen insanın bir otelde “kıstırılmış” olduğu ve otelin ateşe verildiği anlatılıyordu.

O, henüz bir ısırık dahi almadığı elindeki meyve ile öylece donakalmıştı.

Evde insanı delirten bir sessizlik oluşmuştu ve gözleri yaşaran babam, öylece uzaklara bakıp kalmıştı.

Sanki bu bakışta daha önce yaşanmış benzer acıların çığlığı patlıyor, çaresizliğin solgunluğu tüm renklerini elinden alıyordu.

İşte o günden sonra sanki sevinçleri çalınmış gibi yaşamaya devam etmişti.”*
Herkesin günün birinde bu dünyadan gitmesi kadar doğal bir şey olamaz.

Ancak, yaşamını insanların eşitlik ve özgürlük mücadelesine adamış, sevgisi ve dostluğuyla herkese örnek olmuş Vural Coşkun’un aramızdan ayrılışını hala büyük bir eksiklik olarak değerlendiriyoruz.

Onu 21. ölüm yıldönümünde tüm devrimci duygularımızla bir kez daha selamlıyoruz.


   *Anı, oğlu Akif COŞKUN tarafından paylaşılmıştır.


 

TÖB-DER  GENEL BAŞKANI

GÜLTEKİN GAZİOĞLU’NUN

ANISI

MÜCADELEMİZE IŞIK TUTUYOR

Ahmet İnce*

 

12 Ağustos 2005 tarihinde, eğitim emekçileri hareketi, büyük çınarlarından birini kaybetti. Fırtınalı bir yaşam ve çetin mücadele yılları hızla akıp geçti.

Özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesinin sıra neferi, eğitim emekçileri hareketinin unutulmaz önderi TÖB-DER Genel Başkanı Gültekin GAZİOĞLU’nu,ölümünün 3.yıldönümünde,saygıyla selamlıyoruz.

(YAZININ TAMAMI)



MEHMET PALAZ

     19.06.1978 günü Adana Marsa Fabrikası önünde işçilerle partimizin "Sendikal Haklar Kampanyası" bildirilerini dağıtırken pusu kuran faşistlerin otomatik silahlarla şehit ettikleri GENÇ SOSYALİSTLER BİRLİĞİ üyesi yoldaşımız Mehmet PALAZ,şimdi bizimle birlikte aramızda... Yüreğimizde yaşıyor. Gülnar'da mezarına yoldaşları kırmızı karanfiller koyacak.


BAYRAM TURAN

Bayram TURAN SOSYALİST GENÇLER BİRLİĞİ Espiye Şubesi Yönetim Kurulu üyesi idi. 29 Mayıs 1978 günü faşist katiller tarafından katledildi.

Bayram TURAN genç bir sosyalistti.Sosyalizm mücadelesi yolunda kararlı bir arkadaşımız.örgütlü bir neferimizdi. Onu tüm yoldaşları unutmadılar. O simdi partimizin bir köşesinde kızıl bir bayrak gibi saçlarını rüzgara vermiş yoldaşlarını selamlıyor.


 Doç. Dr. ORHAN YAVUZ


 
Orhan YAVUZ, Erzurum Atatürk üniversitesi'nde öğretim görevlisi idi. Faşist güçlerin,devrimciler üzerinde baskılarını boşa çıkarmak için devrimci öğrencilerin yanında saf tuttu. Faşist güruh,bu aydın ve güzel insanımızı kendileri için aşılmaz bir set olarak gördüklerinden onu 1977 yılında katlettiler.


     Doç. Orhan YAVUZ'un katledilmesinden sonra Üniversiteyi ellerine geçiren faşistler, devrimci öğrencilerin can güvenliğini
ortadan kaldırarak üniversiteyi tamamen işgal ettiler.
İşçi sınıfı sosyalizminin onurlu savaşçısı, yoldaşımız Orhan YAVUZ'U unutmadık.


  FERHAT UZUN

Ferhat UZUN yoldaşımız, aramızdan ayrılalı 12 yıldan fazla oluyor.

Onu 22 Haziran 1995 günü yitirdik. O sessiz,dürüst çalışkan ve yiğit bir yoldaşımızdı. Parti toplantılarında ve mitinglerinde yine bizimle olacak,yine bizimle yürüyecek.

Kendisini,sevdiğini bildiğimiz bir şiirle anmak istiyoruz.

"Devrilecek üstüme kelebeğin kanadı / Altında kalacağım hafifin / Ve ölüp gideceğim sağrısı köpüklü atların üstünde"

Ferhat UZUN yoldaş, son nefesini verirken bile "yaşasın sosyalizm... yaşasın tsip..." diye nefesi çıktığınca haykırıyordu.

Bu da yoldaşımızın mezar taşına kazınmış  bir şiir:

Saraylar saltanatlar çöker

kan susar birgün

zulüm biter.

menekşelerde açılır üstümüzde

leylaklarda güler.

bugünlerden geriye,

bir yarına gidenler kalır

bir de yarınlar için direnenler...


AHMET DESTELİ

Ağustos 1980 Yılında faşistler tarafından katledilen  Ahmet DESTELİ,  Paktaş-2' de tekstil işçisi ve Tarsus İlçe Örgütü üyesi idi.

 Ahmet DESTELİ arkadaşımızın, onurlu savaşımını sürdüren partili yoldaşları olarak bir kez daha anıyoruz.


      

BİRGÜL ŞAHİN

17.ŞUBAT.1999'DA KAYBETTİĞİMİZ BİRGÜL ŞAHİN, HAYATINI TÜRKİYE İŞÇİ SINIFININ VE EMEKÇİ HALKININ KURTULUŞUNA ADMIŞ YÜREĞİ SEVGİ DOLU, CESUR BİR YOLDAŞIMIZDI.

ABHAZ HALKI'NIN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI VERDİĞİ GÜNLERDE HİÇ TEREDDÜTSÜZ SAVAŞA KATILIP KAHRAMANLIKLAR GÖSTERDİ. 

ABHAZ HALK KAHRAMANI OLDU.

SAVAŞTA GÖSTERDİĞİ KAHRAMANLIĞI, BUGÜN DİLLERDEN DİLLERE DOLAŞMAKTADIR.

SENİ ÇOK SEVİYORUZ VE DÜŞLERİNİ GERÇEKLEŞTİRECEĞİMİZE SÖZ VERİYORUZ BİRGÜL YOLDAŞ VE SENİ HER ZAMAN SEVGİYLE SAYGIYLA ANACAĞIZ.

BİRGÜL YOLDAŞ'I DAHA YAKINDAN TANIMAK İÇİN TIKLAYINIZ


GÜNAY GEÇGİLİ

1950 - 31.12.2004

31.12.2004 TARİHİNDE YAKALANDIĞI AMANSIZ HASTALIK SONUCU YAŞAMINI YİTİREN,

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ ÜYEMİZ

VE AYNI ZAMANDA

İSTANBUL ESKİ İL BAŞKANIMIZ NURİ GEÇGİLİ'NİN DE EŞİ OLAN

GÜNAY GEÇGİLİ YOLDAŞIMIZIN

ANISINI YAŞATACAĞIMIZA

PARTİLİ YOLDAŞLARI OLARAK SÖZ VERİYORUZ.

O İYİ BİR YOLDAŞ,

İYİ BİR ANNE VE YÜREĞİ SEVGİ DOLUYDU...

SENİ UNUTMAYACAĞIZ

GÜNAY YOLDAŞ


Hanefi Özer

1958 -18.06.1996

             O’ küçücük bir ayna ile bağlıydı Hayata. Özgürlük ve sosyalizm mücadelesine genç yaşlarda katılan Hanefi özer yoldaş Erzurum Aşkale ilçesinde alevi bir ailenin çocuğudur. Gençliğin mücadeleye yoğun bir biçimde katıldığı dönemlerde Hanefi özer de mücadeleye Türkiye sosyalist işçi partisinin  Gençlik örgütü sgb ile katılmış Beşiktaş ilçesi üyelerindendir. 

1977 de İstanbul gültepede  partinin bildiri dağıtımında faşistlerin silahlı saldırısı sonucu  Orada yaralanmış daha sonra hastaneye kaldırılmış onu uzun süre yatağa bağlayacak olan Omuriliğine saplanan kurşun onu felç etmiştir . Uzun tedaviler cevap vermedi Ankara da ve İstanbul da hemen hemen bütün olanaklar seferber edildi ancak olmadı kurşun kördü ve adresi de sormamıştı.

Ölümüne değin yatakta yatmak durumunda kalmıştır. Hanefi özer İnsan olarak ve bir sosyalist olarak son derece güzel bir insandı.İdrar Sondajının  kana  karışması sonucunda sevgili hanefiyi kaybettik.

Ben cezaevi öncesi ve cezaevinden çıktıktan sonra hanefiye düzenli olarak ilgilendim benim dışımda iki kişiden başka Hanefi'nin yanına maalesef kimse uğramadı. Hanefi'nin resmini ve izini ve onun anısı üzerinden konuşacakların bunu iyi bilmesi gereklidir. Hanefi vurulduğunda

Hanefi'nin küçük bir aynası vardı. Yatağının başucu cama yakındı o aynayı cama tutar  Gelen gidene bakardı. Bazen bizim arkadaşlarımız geçerdi ve onların ilgisizliğine çok içerlerdi. Burada söylenebilinecek en güzel şey Hanefi'nin hayata ve sosyalizme olan bağlılığı idi. Ben Hanefi'nin evinin önünden her geçişimde yatağının bulunduğu cama tarafına bakar dururum sanki Hanefi aynası ile beni çağıracak diye .

Devrim ve sosyalizm şehidimiz Hamza balcı ile birlikte hasdal mezarlığında yatmaktadırlar.


YUSUF YAVUZ

(1937 - 2011)

1980 Öncesi  TÖB-DER Of şubesi yöneticilerinden, demokratik merkeziyetçi partili yoldaşlarımızdan

Yusuf Yavuz'u kaybettik.

Yoldaşları olarak söz veriyoruz, anısını yaşatacak ve onu her zaman saygıyla anacağız.

TSİP MERKEZ YÜRÜTME KURULU


Av.CUMA DALGIÇ

YOLDAŞI KAYBETTİK

1980 öncesi Sosyalist Gençlik Birliği (SGB) üyesi olan Av. Cuma DALGIÇ yoldaş,

Ankara'da geçirdiği rahatsızlık sonucu vefat etmiştir.

Acımız büyüktür.

Onu, her zaman saygıyla anacağız.

Yoldaşlarına, dostlarına ve ailesine başsağlığı diliyoruz.

 

CUMA DALGIÇ YOLDAŞLA ANILARIM

(HASAN YAVAŞ)

AYTÜL ACARBAŞ

Ş.Koçhisar mustafacık mah.doğumlu. AYTÜL ACARBAŞ,
 8 Nisan 1976 tarihinde Eskişehir’de düzenlenen mitinge gittiğinde, daha miting alanına varmadan, teyzesinin oğlu tarafından faşistlere gösterilerek silahla tarandı ve yaşamını yitirdi.

AYTÜL ACARBAŞ'I

SAYGIYLA ANIYOR VE HAYKIRIYORUZ...

FAŞİZME EÇİT YOK


HALİL ÇELİMLİ

YOLDAŞI KAYBETTİK

12 EYLÜL 1980 ÖNCESİ PARTİMİZİN GYK ÜYESİ

VE

ANKARA İL YÖNETİCİSİ,

HALİL ÇELİMLİ YOLDAŞ HAYATA GÖZLERİNİ YUMDU

ÇELİMLİ YOLDAŞI, KAYBETMENİN ÜZÜNTÜSÜ İÇİNDEYİZ.

BAŞTA AİLESİNE, YOLDAŞLARINA VE DOSTLARINA BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUZ.

TSİP GENEL MERKEZİ


12 EYLÜL 1980 ÖNCESİ

DEMOKRATİK KADIN BİRLİĞİ (DKB)

SAKARYA İL YÖNETİCİSİ

MEYREM BAYRAK ,

YOLDAŞIMIZ,

12 ARALIK 2010 PAZAR GÜNÜ

VEFAT ETMİŞTİR

PARTİLİ ARKADAŞLARIM ADINA,BAŞTA AİLESİNE, DOSTLARINA VE YOLDAŞLARINA

BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUM.

ALİ ÖNER

GENEL SEKRETER


PARTİLİ YOLDAŞLARIN OLARAK, SENİ ÇOK SEVİYORUZ.

IŞIKLAR İÇİNDE YAT, AKAY YOLDAŞ.

IŞIKLARLA KAL.


ONLAR MÜCADELEMİZİN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK ve

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...


ÖNEMLİ NOT:PARTİ ARŞİVİMİZ "BİRİLERİNİN"ELİNDE KALDIĞI

VE

DAHA SONRA BU KİŞİLER TARAFINDAN "TARİH VAKFINA" VERİLDİĞİ İÇİN, BAZI YOLDAŞLARIMIZIN, BİLGİLERİNE ULAŞAMADIK.

BU KONUDA, YAŞAMLARINI YİTİREN YOLDAŞLARIMIZIN AİLELERİNDEN VE YAKINLARINDAN

RESİM-KISA ÖZGEÇMİŞ V.B. BİLGİ VE DÖKÜMAN DESTEĞİ BEKLİYORUZ.

BİZE, tsip15161974@gmail.com

e-mail adresinden ulaşabilirsiniz.

SAYFA BAŞI

ANA SAYFA