Mehmet ÖZGÜR

Kadife ‘Devrimci’ Soros Paşa

Sırbistan, Gürcistan ve Ukrayna''dan sonra Ermenistan, Azerbaycan, Moldova, Beyaz Rusya gibi devletlerde de Soros rüzgarının etkisiyle iktidar değişiklikleri beklendiğine göre, George Soros bir süre daha uluslararası siyaset sahnesindeki yerini koruyacak demektir.

1930''da Macaristan''da doğan George Soros, delikanlılığa geçiş yıllarını o sıralar Nazi işgali altında bulunan ülkesinde karaborsacılık yaparak geçirir. 16 yaşına geldiğinde, kendi iddiasına göre Macaristan Sovyet işgali altına girmiş olduğundan, Londra''ya kaçar. Ancak, asıl sebep farklıdır: Sovyetler, yakaladıkları bütün üst düzey Nazi işbirlikçilerini asmaktadır ve Soros ailesi de bu işbirlikçilerden biridir. Asılmaktan kurtulmanın tek yolu ise Sovyet askeri istihbaratı GRU ile ve sonradan KGB adını alacak NKVD ‘ye rağmen Sovyetler''den kaçabilmektir.

1944''te Macaristan''daki Nazi işgali sırasında, baba Tivador Soros, oğlu George için sahte kimlik düzenleyerek Tarım Bakanlığı''nda işe başlatır. George Soros''un bu ilk işindeki görevi, toplama kamplarına sürülen Yahudiler''in el konulacak mallarını belirlemektir.
Harp sonunda, kaçırıldığı İngiltere''deki London School of Economics''de, Britanya aristokrasisinin tanınmış ismi Sir Karl Pope ile Türkiye''deki ultra-liberallerin hayranlığını kazanmış olan Fredrich von Hayek''ten "açık toplum düzeni"ni öğrenir.

1956''da ABD''ye gider ve yerleşir. Spekülatif para hareketlerinden inanılmaz paralar kazanır. (s.257-260) 1983 sonlarında, ABD Kongresi''nin onayıyla, finansörleri arasında Soros''un da bulunduğu NED (National Endowment for Democracy-Ulusal Demokrasi Fonu) kurulur. Amacı, "demokrasiyi yerleştirme" görüntüsü arkasında "ülkelerin karıştırılması operasyonları"nı düzenlemektir. (s.18) … ABD''nin öncelikle NATO üyesi ülkelerin subaylarını IMET       programları

çerçevesinde eğitmesi olağan sayılırdı. Ancak, NED operasyonları kapsamı içinde, Rus Ordusu''ndan 18 subay ile 19 Dışişleri memuru da yine IMET programları çerçevesinde ABD''ye götürülmüş ve "demokrasi" (!) konusunda eğitilmişti. Eğitime alınanlar gelecek vaat edenler arasında seçilmişti ve uygulanan programın 10-20 yıl sonra sonuç vermesi beklenmekteydi. (s.31)

 Soros'un OSI''si (Open Society Institute-Açık Toplum Enstitüsü) Özbekistan'daki işlerini Taşkent'te bağımsız ve büyük bir binadan yönetmeye başladı. Türkiye'den bazı cemaatlerin açtığı okullar (Fethullah Gülen okulları) ile Soros'cuların çevirdiği işler arasındaki paralellikler ayrı bir araştırma konusu olmalıdır. OSI, öteki Asya ülkelerinde yaptığı gibi, Özbekistan'da da kadın ve gençlik örgütleri kurdu, muhalif yayınları destekledi, eğitim alanına girdi, öğretmen ve öğrencilerle parasal bağlar oluşturdu. Özbekistan'da dağıttığı para, 2003 sonunda 22 milyon Dolar'a ulaşmıştı. (s.87)

NED'in resmi kayıtlara geçmiş yıllık ödemeleri 37 milyon Dolar'ı buluyor. 2001 yılı sonuna kadar, Türkiye'deki "sivil" hareketlere (kontrol altındaki STÖ'lere) NED 4,7 milyon Dolar, OSI de 1,073 milyon Dolar tutarında "demokrasi yatırımı" (!) yapmış. (s.55) " Türkiye'deki Arı Hareketi'nin yöneticileri 6-9 Şubat 1998'de Budapeşte'de, OSI''nin Macaristan temsilcisi Central European University yetkilileriyle görüştü. Arı'lılara eşlik eden Soros'un adamlarından Anthony Richter Türkiye'ye gelerek bazı STÖ'lerle ilişkiye geçti.
Arı Derneği ise yeni ilişkileri geliştirmeye başladı… Arı temsilcileri 16-18 Nisan'da İsrail'de Begin-Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde "Türkiye-İsrail ilişkileri ve dış politikaları, Orta Doğu barış süreci, bölgesel güvenlik, bölge ülkeleri arasındaki ilişkiler konularında toplantılar yaptılar.

Ayrıca, Israel Democracy Institute, Peres Barış Merkezi, Tel Aviv Üniversitesi Moshe Dayan Orta Doğu ve Afrika Araştırma Merkezi ile de görüştüler. Türkiye'ye, bu ilişkilerin sonuçları hakkında bilgi aktarılmadı. (s. 200-201) ."19 Şubat 2001''de, MGK toplantısında Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın Cumhurbaşkanı Sezer'e sert sözlerle müdahale etmesiyle ve ardından aynı toplantıda Sezer ile Başbakan Ecevit arasında başlayan sert tartışmayla patladığı sanılan para piyasaları bunalımını (ekonomik krizi) çözmek üzere, Dünya Bankası memurlarından Kemal Derviş Meclis dışından bakan olarak Hükümet'e sokulmuştu.

Derviş bakan olur olmaz, Soros'un adamlarının da içinde bulunduğu NED uzmanları ve diğer Amerikalı uzmanlar Türkiye'ye geldi. Bir yandan TESEV, bir yandan TÜSİAD, öte yandan da ABD'nin yönettiği IMF aracılığıyla Türkiye'ye onbeş günde onbeş yasa çıkarma talimatları verilmeye başlandı. Arı Hareketi de aynı koroya katılmıştı. Hep bir ağızdan "siyasette yeniden yapılanma olmazsa batacağız" türünde ince ayarlı bir medya propagandası başlatılmıştı. (s. 192) Soros ile ilgili ilk yazımdaki bilgiler ile Yıldırım'ın kitabında yer alan bilgiler arasındaki fark, birincinin biyografik ikincinin ise operasyonel ağırlıklı olması. Böylece, bu köşede çıkan iki Soros yazısı birbirini tamamlamış olacak.
”Sivil Örümceğin Ağında''yı okuma imkanı bulacak olanlar, Soros'un ve ona hizmet eden yan kuruluşların tam içimizde olduğunu mutlaka fark edeceklerdir.

Onun için, artık yapılması gereken hesap, Soros'un Türkiye'ye girmesinin nasıl engelleneceği değil, Türkiye'den nasıl  çıkarılabileceği olmalıdır. Bizim medyamızın açık toplumculara pek meraklı olduğu bilinir. Bir de işin içinde renkli, albenili Batı tarzı kampanyalar varsa. Çekoslovakya’yı Çek ve Slovak diye ikiye ayıran gelişmelere “kadife devrim”, Estonya’da Rusya yanlısı yönetimi değiştiren harekete de “şarkı devrimi” denilmişti. Belki de bunlardan ilham aldı Sorosçular. Ukrayna’daki harekete “Turuncu Devrim”, Gürcistan’dakine “Güller Devrimi” ve “Devrimi” adını verdiler.  Hareketlerin arkasında kimin olduğuna bakmadan.Macar asıllı ABD’li ünlü spekülatör George Soros tarafından kurulan Açık Toplum Enstitüsü’nün ilk uğrak yeri değildi Ukrayna. Soros adı, önce Sırbistan'da Miloseviç'i deviren ayaklanmada geçti. Sonra Gürcistan’da... Ardından Ukrayna ve son olarak da Kırgızistan’da eski yönetimlerin devrilmesinde Soros’un parmağı vardı. Soros tarafından kurulan Açık Toplum Enstitüsü, tüm bu ülkelerde ABD yanlısı yönetimler oluşturabilmek için, muhalefet hareketlerine hem maddi yardımda bulunuyor hem de lojistik destek veriyor. Kampanya projeleri, renkler, desenler, belki de konuşma metinlerinin hazırlanmasına varana kadar tüm mesajların içeriği belirleniyor bu lojistik destek kapsamında.(1)

Açık Toplum Vakfı'nı 1979'da New York'ta, Avrupa Vakfı'nı 1984'de Macaristan'da kuran Soros, “kapalı ekonomileri küreselleşmeye hazır duruma getirmek için yol haritaları” sunuyor. Bu ifade çok masum gibi görünmüş olabilir size... Anlayacağımız dile çevirir isek, şunu demek istiyor Soros; “gelişme yolundaki ülkelerin tüm kaynaklarını çokuluslu şirketlerin sofrasına sunacağım.” Bu nedenle Soros’un en önemli ilgi alanı gelişme yolundaki ülkeler. Bugün, 30'u aşkın ülkede vakıflara mali destek veriyor. 1994'te ağ kapsamındaki vakıflara 300 milyon dolar harcayan Soros, 2000'de bu rakamı 494 milyon dolara çıkarmıştı. 2005 rakamını ise bilmiyoruz.

 Ama bildiğimiz bir şey var ki, kişisel serveti 7 milyar doları aşan Soros, bu ülkelerdeki operasyonlarda çok da fazla para harcamıyor. Çok farklı rakamlar ortaya atılmakla birlikte, ağırlıklı bilgiler, Ukrayna’da harcanan paranın 5-6 milyon dolar olduğu yönünde. Peki 5-6 milyon dolarla, nüfusu 50 milyonun üzerindeki Ukrayna gibi bir ülkeyi sarsmak mümkün mü? Eğer öyleyse Türkiye ölçeğindeki bir ülkenin rejimini değiştirmek için 7-8 milyon dolar yeterli bir tutar!

Ama öyle değil... Zira, tek silah para değil. Paradan belki çok daha önemlisi sıkı işbirlikçiler bulabilmek. Maalesef Türkiye’de bunlardan çok var. İnternet sitelerinde, Kasım ayında Devlet Başkanlığı seçimlerine giderken, tüm dünyayı sarsacak gelişmelere de imza atıyordu. İktidar, ülke bayrağındaki maviyi, muhalefet de bal ve arıyı çağrıştırsın diye turuncuyu kampanya rengi seçmişti. İktidar, statükoyu korumaya çalışırken, Viktor Yuşçenko liderliğindeki muhalefet, demokrasiyi, Batı ile yakınlaşmayı ve yolsuzlukla mücadeleyi öne çıkartmıştı. Küçük bir farkla da olsa muhalefetin elde ettiği başarı, tarihe “Turuncu Devrim” olarak geçecek ve tüm dünyada yankı uyandıracaktı. Turuncu devrim, Ukrayna’yı karanlıklar ve sisler içinden çıkaracak aydınlık bir yol olarak gösterildi. Bizim Sorosçu medya da pek memnun oldu bu gelişmelerden.Yolsuzluk savları üzerine çok sayıda üst düzey yetkilinin istifası, Devlet Başkanı tarafından Başbakan Yulia Timoşenko başkanlığındaki hükümetin görevden alınması Ukrayna’yı yeniden dünyanın gündemine taşıdı. Ukrayna’da Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko tarafından Başbakanlık görevinden alınan Yuliya Timoşenko da Yuşçenko’nun yakın çevresini suçluyor.

Ünlü spekülatör Soros hakkında bol miktarda haber, ama daha çok spekülatif olanları ortalığa yayılıyor.  Örneğin, Can Dündar’ın röportajında, Dündar'ın şu sorusundaki ; “Siz sınırın iki yanında da yer alıyorsunuz” ifadesindeki “sınır” hatası, Soros tarafından, “Evet, hem piyasa yarısında onun kurallarıyla oynayan bir katılımcıyım hem de o kuralların geliştirilmesine kafa yoruyorum” yanıtıyla düzeltiliyor. Can Dündar'ın sözünü ettiği sınır düzen ve karşıtı arasındaki sınırsa, Soros kesinlikle ve kararlılıkla, o sınırın düzen yakasında yerleşmiş durumdadır. Bırakın karşı tarafa geçmeyi, sınıra yaklaşmayı bile düşünmemektedir. Zaten, yanıtındaki düzeltme de, sınırın iki yakası değil, düzenin iki yarısı olarak ifade ettiği piyasa ve politika alanlarında faaliyet gösterdiğini belirtmek tarzındadır.

Hemen her röportajda olduğu gibi bu röportajda da iki kişinin fikirleri hakkında bilgi edinebiliyoruz: Soran ve yanıtlayanın, Dündar ve Soros'un fikirleri... Ama biz burada esas olarak Soros'un fikir ve faaliyetlerini ele alacağız. Dündar'ınkilere sadece Soros'a destek nitelikleri üzerinden değinmekle yetineceğiz. Soros'un kullandığı, “demokratik devrim”, “İslam demokrasisi”, “açık toplum” vb., emperyalizmin gerek “soğuk savaş” gerekse sonrasındaki “globalleşme” döneminin temel söylemleridir. Genel olarak emperyalizmin, ama özelde Amerikan emperyalizminin; çünkü bu iki süreç boyunca bu kampın şefliği Amerikan emperyalizmindedir. Can Dündar'ın da, “Diktatörler sizden korkuyor, çünkü siz gelince onlar devriliyor” sözlerinde kastettiği “diktatörler”, artık çok iyi bilindiği gibi, Amerikan emperyalizminin göz diktiği coğrafyalarda yer alan ülkelerin yöneticileridir. Ve, son birkaç yılın gösterdiği gibi, bu ülkelerdeki sözde rejim değişiklikleri, Amerikan emperyalizminin açık/gizli müdahaleleriyle gerçekleşmiştir.

Bu müdahale, kimi zaman askeri saldırı ve işgal biçiminde, kimi zaman seçimlere doğrudan müdahale, siyasi muhalefetin örgütlenip desteklenmesiyle olmuştur. Müdahalenin tarzı nasıl olursa olsun, sonucunda, Amerika'nın her talebine kayıtsız-şartsız evet diyecek bir yönetim o ülkenin başına musallat edilmiştir. Soros ve vakıflarının, kendi ifadesiyle bu “demokratik devrim sürecindeki” muhalefetin beslenmesi/desteklenmesi faaliyetinin, Amerikan emperyalizminin bu ülkelerdeki emellerine ulaşmasına yardım ve destekten başka bir rolü ve işlevi bulunmadığı gibi, tarih hiçbir ülkenin bu tür dış müdahalelerle demokratikleştiğine de tanık olmamıştır. Tabii eğer “demokrasi”yi Amerikan literatüründeki anlamıyla alıp kabul etmiyorsanız… Ki,Soros'un böyle propaganda ettiği ortadadır. Ama onun literatürü, sadece demokrasi ve ihracına ilişkin konularda değil, örneğin “islami demokrasi” konusunda da Amerikanca sözlük kullandığını göstermektedir.

Soros'un, Dündar'ın Türkiye'ye ilişkin bir sorusuna verdiği yanıtta kullandığı; “AKP, İslami bir ülkenin en demokratik partisi. Ve bu çok olumlu bir şey. İslami demokrasinin başarılı olması için elden gelen her şey yapılmalıdır. Türkiye diğer İslami ülkelerden farklı bir tarihe sahip olmasına rağmen yine de İslam dünyası için çok değerli bir örnek olabilir” ifadeleri, Amerikan yönetiminin genel strateji ve uygulamalarından milim sapmadığının göstergesidir. AKP'yi, özelde Erdoğan'ı hükümete taşıyanın ABD olduğu kimseden gizli-saklı değilken, Erdoğan ve partisinin ideolojisi ve ABD'nin “ılımlı İslam” tezi orta yerdeyken, Soros'un fikirlerini “sıradışı”, “ilginç”, “aykırı” hatta “devrimci” etiketleriyle reklam etmek tam bir arsızlıktır. Soros'un hiçbir orijinal fikri bulunmadığı gibi (para cambazlığı konusunda değil politika konusunda) hocası Karl Popper'den öğrenip benimsediğini (ve de kurulması için para akıttığını) aktardığı “açık toplum”un da, toplumbilim katında bir değeri bulunmamaktadır.

Zaten, Soros ve vakıflarının marifeti diye reklam edilen, ama aslında Amerikan müdahalesinden başka bir şey olmayan son dönem gelişmeleri (Balkanlar'da, Kafkaslar'da ve Kırgızistan örneğinde olduğu gibi giderek Asya içlerinde yaşanan sözde halk ayaklanmalarıyla gerçekleşen hükümet değişiklikleri), sözkonusu ülkelerde ne demokrasinin ihyasını sağlamış bulunuyor, ne de bir “açık toplum” yaratmış... Bu yönlü müdahalenin ilk örneklerinden biri olan Afganistan'da halkın Taliban rejiminin karanlık zulmü altında yıllar boyu nasıl ezildiği daha unutulmadı. Saddam “diktatörlüğünden” kurtarılan Irak halkını şeriat yasalarıyla zincirleme çabaları hali hazırda sürüyor. Hepsi bir yana, emelleri karanlık olan bir gücün, emperyalizmin, halklara “açıklık” vaadiyle yaklaşması, o emelleri gizleme dışında yorumlanamaz. Dünle bugün arasında sadece araç ve yöntemlerde bir takım farklar oluşmuştur, o kadar. Dün onların “soğuk savaş” tabiriyle kutuplar ve devletler arasında mücadele olarak yorumladıkları ama aslında sınıflar arasındaki mücadelenin daha sert seyrettiği dönemde, emperyalizm, daha “kapalı”/illegal yöntem ve araçları kullanmaktaydı.

Örneğin müdahalelerde CİA ve kontrgerilla kullanılırdı. İşçi sınıfı mücadelelerinin gerilemesinden aldıkları cesaretle, bugün daha “açık”, daha pervasız yöntem ve araçları tercih ediyorlar. Ne tesadüf ki, Soros, hocasından yıllar önce öğrendiği “açık toplum” fikrini tam da bu dönemde hatırlayıveriyor. Sonra, elindeki ve örgütlediği mali gücü de kullanarak, bu açık toplum fikrini emperyalizmin “demokratikleşme kampanyası”nın hizmetine sunuyor. Kontrgerilla denildiğinde akla ilk gelen “gizli/karanlık askeri faaliyet” oluyor. Ancak, kontr-gerilla örgütlenmesinde kullanılan (ve çoktan deşifre edilmiş bulunan) el kitaplarına bakılırsa, Soros ve benzerlerinin faaliyetlerini de aynı kapsamda değerlendirmek gerektiği görülecektir. Soros, ABD'nin içten ele geçirmeye çalıştığı her ülkede, “sivil” faaliyet gösteren yarı legal örgütlenmelere destek veren biridir.

Soros vakıflarının sadece adı bilinir. Çok irdelenirse bir de yönetim kurulu öğrenilebilecektir. Onun ötesinde, örneğin bu röportajda, “Vakfımızın proje gelirinin çoğu Türk sermayesinden geliyor” derken sözünü ettiği sermayedarlar kimlerdir, medyadan ve diğer “sivil” kişi ve kurumlardan kimlerdir, nasıl destekler sunmaktadır, açıklanmaz, bilinemez. Sadece, çeşitli söylemlerinden ve bazı gelişmelerden bir takım sonuçlar çıkarmak, fikir yürütmek ve tahminlerde bulunmak mümkündür. (2)

Açık Toplum Enstitüsü’nün Türkiye’deki Faaliyetleri

George Soros, Türkiye'ye desteğini 'resmi olarak' üç yıldır veriyor. 1979'da kurduğu, bugün 60 ülkede faal olan, Eylül 2001'den beri de İstanbul'da açılan ofisiyle Açık Toplum Enstitüsü, Türkiye'de 'Avrupa Birliği, eğitim, siyasi reform, medya, kadın hakları, sivil toplum örgütleri ve bölgesel farklılıklar' başlıkları altındaki projeleri destekliyor.  Türkiye İsrafı Önleme Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve AKP Diyarbakır Milletvekili Prof. Dr. Aziz Akgül'ün girişimiyle Temmuz 2003'te başlatılan 'Mikro Kredi Projesi'ne de ilk destek yine Soros ve Soros'un enstitüsünden gelmişti.   Pilot bölge seçilen Diyarbakır'da 'fakirin fakiri kadınlara', 'yaşayabilmeleri' için 100 milyon lirayla, 750 milyon lira arasında değişen miktarda kredi veren, onlara iş yapma olanağı sağlayan 'mikro kredi' uygulamasına Açık Toplum Enstitüsü 100 bin dolar katkıda bulunmuştu. Soros'un enstitüsünü 50 bin dolar ile Vakıfbank, 25 bin dolar ile Finansbank izlemişti. Aziz Akgül 10 bin dolar, Nevzat Yalçıntaş 10 bin dolar, Diyarbakırlı Selahattin Altındağ 10 bin dolar ve Ali İhsan Kaya 10 bin dolar vererek, havuz oluşturuldu." (Funda Özkan, Radikal, 9 Eylül 2004)

Ekonominin iyiye gittiği söyleniyor ama ülke nüfusunun en yoksul yüzde 20'lik kesimindeki 12.6 milyon kişi, günlük ortalama 2 dolar olan yoksulluk sınırının da altında bir gelirle yaşıyor Türkiye'de yaklaşık 12.6 milyon kişi yoksulluk sınırı olan 2 doların altında gelirle yaşıyor. Nüfusun en yoksul yüzde 20'lik diliminde yer alan 12 milyon 586 bin yurttaş günde 1.9 dolarla geçinmeye çalışıyor. Bu tutar, en varlıklı yüzde 20'lik kesimde ise 7.6 dolara ulaşıyor. Refah düzeyinde en yoksulla en zengin kesim arasında dört kat fark bulunuyor. Uluslararası standartlarda günlük tüketim harcamaları için 1 dolar 'açlık', 2 dolar ise 'yoksulluk sınırı' kabul ediliyor. Buna göre, en yoksul kesimi oluşturan 12 milyon 586 bin 228 kişi yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Ancak bulunan 1.9 dolarlık günlük harcama tutarı ortalamayı gösterdiği için, bu kesimde günlük tüketim harcamasının 1 doların, diğer deyişle açlık sınırının da altında kalan yurttaş sayısının da önemli boyutta olduğu tahmin ediliyor.
Ayrıca, 2002 yılında 1 milyon 520.5 bin lira olan ortalama dolar kurunun, 2003 yılında1 milyon 491 bin liraya gerilemesi de günlük harcama tutarını dolar bazında daha yüksek gösterdi. (Radikal, 16 Eylül 2004)

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, devletinin resmi istatistik kurumunun (DİE) verilerine göre bile, 12 milyon insan, günlük 3 milyonun altında (aylık 90 milyon lira bile etmeyen) bir gelirle yaşamak durumunda bırakılmıştır. Aynı ülkede, uluslararası para-sermaye spekülatörü Soros'un fonlarıyla finanse edilen "projeler" aracılığıyla insanlara ("mikro kredi" adı altında) 100 milyon lira dağıtılmaktadır.Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki,aylık tüketimi 90 milyon lirayı bulmayan insanlara, 100 milyon "kredi" vererek büyük işler başarıldığı ilan edilmektedir.Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, ülkenin hazineden sorumlu devlet bakanının (Ali Babacan) oğlunun sünnet düğünü, "böyle olur bakan oğlunun sünneti" manşetleriyle gazetelerde yer alabilmektedir.Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, 25 milyon kredi kartı, milyonlarca "kredi kartı mağduru" üretmektedir. 400 milyon geliri olanların 3 milyar limitli birden çok kredi kartı sahibi edildiği bir ülkede yaşıyoruz. Bu ülke, bir kredi kartı borcunu diğer kredi kartından çekilen nakit parayla ödeyen, "Ali'nin külahını Veli'ye giydiren" "işbitiriciler"in ülkesi olmuştur. Dün Eyüp Sultan'ın uğruna öldüğü söylenen, peygamberin "vaadedilmiş şehir" ilan ettiğine ilişkin hadisler okunan İstanbul'un fethinin yıl dönümlerinde İslâm adına, şeriat adına vurulan mehter davulları, bugün turizm adına, turistler için vurulmaktadır.Dinin siyasete alet edildiği, semazenlerin şov malzemesi yapıldığı bu ülkede, dün, Uzanlar, yatlarıyla, lüks arabalarıyla, jeep'leriyle saltanat sürerken, bugün haraç-mezat satılan yatlarının, arabalarının, jeep'lerinin kim olduğu bilinmeyen yeni sahipleri saltanat sürmektedir. (3)

Soros Türkiye’de En Önemli Panteri Olarak Sabancılar

 Para kumarbazı ve darbe sihirbazı George Soros Türkiye’de yeni ortaklar bulmaya devam ediyor. Soros ile Atlı Köşk’te bir görüşme yapan Sabancı Holding yönetim kurulu başkanı Güler Sabancı Soros ile ortak yatırım yapmaya karar verdiklerini açıkladı. Bilindiği gibi Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da seçilmiş yönetimlerin devrilmelerini de finanse eden Soros’un ne fabrikası ne de bir işletmesi bulunuyor. Soros’un tüm işinin döviz kurları ve borsalar üzerinde kumar oynamak olduğu belirtiliyor.2002 yılında Sabancı Üniversitesinde yaptığı konuşmada söylediği "Türkiye'nin en iyi ihracat ürünü ordusudur" sözleriyle tepki toplayan Soros’un servetini borsa ve çeşitli paralar üzerinde yaptığı spekülasyonlar ile elde ettiği biliniyor. 1992’de sterlinin değer kaybedeceği üzerine 10 milyar dolar oynayarak, bir haftada 2 milyar dolar kazanan Soros, Güney Asya Borsalarından da büyük vurgunlar vurduğu gibi, bu ülke ekonomilerinde büyük krizlerde yarattı.Sabancı Holding’in de karlarının büyük bölümü üretimden ziyade, hazine bonosu faizleri ve borsada yaptığı işlemlerden olduğu biliniyor. Sakıp Sabancı’ya kanser teşhisi konmasından sonra bu bilgiyi kamuoyundan gizleyen Holding bu arada milyonlarca dolarlık hisse satışı yaparak, Sakıp Sabancı’nın ölümünden sonra bu hisseleri yarı fiyatına toplamıştı. Hatta Sakıp Sabancı’nın ölümünü bile 3 gün kamuoyundan gizleyerek hisse satışlarına devam ettiği bilgisi elde edilen holding in bu tip sihirbazlıklar için Soros’a en iyi partner olabileceği değerlendirmesi borsa kulislerinde konuşuluyor.(4)

George Soros, Türkiye'yi suçladı!

Soros ABD'yi eleştireyim derken Türkiye'yi suçladı. Soros, ABDnin Irak politikasını eleştirirken satır aralarında Türkiye'yi Ermenileri öldürmekle suçladı ABD Başkanı George Bush'a karşı çıkışları ve muhalefetiyle tanınan dünyaca ünlü milyarder işadamı George Soros, yine ABD'nin Irak politikasını eleştirdi ancak, ABD'yi eleştirirken Türkiye'yi de Ermenileri öldürmekle suçladı. ABD'nin terörle mücadele sürecini eleştiren "The Age of Fallibility (Yanlışlar Zamanı) adlı kitabının imza günü için New York'ta bulunan Soros, gazetecilere Bush'un Irak'ta yanlış yaptığını ve şimdi bu yanlışından dönemeyeceğini söyledi.

New York Daily News gazetesinin haberine göre Soros "Birçok ülkede bir milli hikaye var ve bu hikaye yüzünden ülkeler, savunulamaz bir davayı sürekli savunmaya mahkum oluyor diye konuştu ve sözlerine "Örneğin Türkler Ermeni katliamını kabul edemez. Biz ABD olarak günahlarımızı kabul etmede eskiden daha iyiydik. Korkarım Irak'ın işgalinin korkunç bir hata olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bush'tan ise bunu yapmasını bekleyemem şeklinde devam etti. (5)

Soros’un Türkiye Temsilcisi Can Paker’in Açıklamaları

Dr. Can Paker, Türk iş dünyası ve sivil toplumunun ileri gelen isimlerinden. Yıllarca profesyonel yönetici olarak bulunduğu iş hayatını noktaladıktan sonra, zamanının büyük kısmını sivil toplum çalışmalarına ayırmaya başladı. ‘Yeri belli olsun’ mantığı ile kurduğu danışmanlık ofisine o kadar çok talep geliyor ki, “Meğer herkes bana danışmak için bekliyormuş” diye şaşkınlığını ifade ediyor. Kendisi, Türkiye’nin en tartışmalı iki sivil toplum kuruluşu olan TESEV’in yönetim kurulu, Açık Toplum Vakfı’nın da Türkiye Danışma Kurulu Başkanı. TÜSİAD’da da halen haysiyet divanı üyesi olarak görev yapıyor. Sabancı Holding Yönetim Kurulu üyeliği ve Güler Sabancı’nın danışmanlığı ise iş dünyasındaki şapkaları. Can Paker’le en çok meşgul olduğu memleket meselelerini konuştuğu bir röportajında şunları söylüyor;

     -TESEV’in yaptığı çalışmaların bütçesi oldukça yüksek. Gelir kaynaklarınız neler?

Bütçenin yüzde 40’ını iş adamlarından bağış olarak alıyoruz. Kalan kısımları Açık Toplum Vakfı’ndan, bazı Alman vakıflarından, AB’den ya da bazı ülkelerin (Hollanda gibi) proje bazında verdiği desteklerden alıyoruz. Mesela Dünya Bankası’ndan… Yüzde 60’ı dış, yüzde 40’ı iç kaynaklı denebilir. Hiçbir projeyi tek bir destekçi ile yapmıyoruz. Yoksa onun güdümünde olduğu izlenimi doğar. Her projede birkaç kurumun desteği oluyor.

     -Alt kimlik üst kimlik tartışmasına ne diyorsunuz

     Bütçenin yüzde 40’ını iş adamlarından bağış olarak alıyoruz. Kalan kısımları Açık Toplum Vakfı’ndan, bazı Alman vakıflarından, AB’den ya da bazı ülkelerin (Hollanda gibi) proje bazında verdiği desteklerden alıyoruz. Mesela Dünya Bankası’ndan… Yüzde 60’ı dış, yüzde 40’ı iç kaynaklı denebilir. Hiçbir projeyi tek bir destekçi ile yapmıyoruz. Yoksa onun güdümünde olduğu izlenimi doğar. Her projede birkaç kurumun desteği oluyor.

     -Alt kimlik üst kimlik tartışmasına ne diyorsunuz?

Bu ülkede yaşayanların hepsine ortak bir şey dememiz gerekiyor; ama bunların kimi Kürt, kimi Laz, kimi Çerkez. Yok sayamayız bunları. Sen istediğini kadar yok say, bu bur bir vakıa. Bütün mesele bunları bir ortak paydada, bir üst kimlikte toparlamak. Alt kimlik var. Bu bir realite. Mesele nasıl bir üst kimlik olacak. Bence Türkiye iyi bir üst kimlik. Çoğulculuğu Anadolulu çok iyi yaşıyor aslında.

-Aynı zamanda Açık Toplum Vakfı’nın Türkiye Danışma Kurulu Başkanısınız. Onun kurucusu da George Soros. Hakkında olumsuz bir kanaat var. Bu imaj sizi nasıl etkiliyor?

Devrimleri parayla yaptırabileceğine ben çok inanmıyorum. Bütün dünyada vakıflar için yaptığı yıllık harcama toplam 600 milyon dolar. Bunun en az 150 milyon dolarını ABD’de kullanıyor. Geriye kalan 350 milyon dolar ise 50 ülkede kullanılıyor. Ülke başına düşen rakam 5-6 milyon dolar. Bu parayla ihtilal olabiliyorsa, başka bir zengin de bu işi yapabilir. Soros’un bize katkısına ben şöyle bakıyorum: Açık Toplum Türkiye’de hangi projeleri fonlamaktadır, bunların Türkiye’ye yararı var mıdır, yok mudur? Fonlanan projeler çok saydamdır, internet sitesinde vardır. Hiçbir proje üçte birden fazla fonlanmaz. Demek ki her projenin üçte ikisini başkaları destekliyor.

-Açık Toplum’un Türkiye’deki bütçesi yıllık ne kadar?

1,5 milyon dolar. TESEV’in de aynı şekilde. Altında ne var sorusunun cevabını ben yine orta sınıf meselesinde görüyorum. Soros 75 yaşında bir adam. Açık Toplum fikrinin teorisyeni Karl Popper’in öğrencisi. Onun etkisi altında kalmış, sonra iş hayatına atılmış. İyi para kazanmış, 12 milyar dolar civarında bir serveti var. Gençliğinden kalan,açık toplum fikrinin yaygınlaştırılması tutkusunu tatmin etmek için farklı ülkelerde vakıf kurması anlaşılamıyor bir türlü. Bence bu işin kelebek koleksiyonu yapmaktan farkı yok. ABD’de Bush’un seçilmemesi için 15 milyon dolar harcadı, ona da danışıklı dövüş deniyor. Sonuçta bu gibi konularda insanları ikna etmek kolay değil.

-Ama siz eleştirileri umursamıyorsunuz gördüğüm kadarıyla…

  Hiç aldırmıyorum çünkü benim bütün hesabım kitabım açık, şeffaf.

-Türkiye ziyaretinde kendisiyle imajı hakkında konuştunuz mu?

Söyledim tabii ki. Türkiye’ye ilk geldiğinde bu yüzden çok ortalıkta görünmek istemedi zaten. Her isteyene her yaptığımızın hesabını her zaman verebilecek durumdayız. Mesela Açık Toplum’u eleştirenler, Akil Adamlar projesini göz ardı ediyor. Avrupa’nın en saygın siyasetçilerini toplayıp, Türkiye’nin neden AB’ye girmesi gerektiğini onlara anlattıran da Soros’tur. Herkes çok memnun kaldı bu işten; ama bunu kimin yaptığı üzerinde hiç durmuyorlar. (6)

Soros-Piyasalar

Yiğit Bulut’un son günlerin moda manşeti: demokrasi kahramanı Soros’la yaptığı değerlendirmeler  bu konu hakkında daha iyi yorumlar yapabilmemizi sağlayacak nitelikte.Dünya genelinde, son dönemde ekonomik-finansal-siyasi bütün krizleri tetikleyen adam olduğundan şüphelenen biri olan Soros ve demokrasi kahramanlığı-sivil toplum çığlığı.ABD Başkanı Clinton ve sonraki  iktidarın 'Türkiye'nin satabileceği tek malı vardır o da askeri gücüdür' derlerken, sözde 'Bush'a ve askeri yapıya karşı olan sivil toplum kahramanı Soros'un aynı cümleyi, yani 'Türkiye'nin ihraç edebileceği tek malı ordusudur' ana fikrini ortaya atması. Bush'a aşırı karşı görünen sivil toplum âşığımızın 'Bush politikaları ile paralel amaçlar ile 'Orta Asya'da darbeleri desteklemesi.

Doların her değerlenme denemesinde, son olarak 1.27 seviyesinde, Soros'un çabaları, Bush'un değersiz dolar politikasına uygun bir şekilde demeçler vererek, gerekirse müdahaleler ile değerlenen dolara set olması. Bu noktada önemli ayrıntı deşifre edilmesi gereken bir terimde gizli; 'askeri-endüstriyel-petrol (AEK)' kompleks... Peki nedir bu yapı? Baskın Oran'ın 'Dış Politika' kitabında yer alan 'İ. Uzgel'in tanımına' yer verelim: "Bu kavram, ABD'deki silah sanayisi, pentagon, Kongre üçgeni içindeki bazı guruplar arasındaki çıkar ilişkilerini anlatmak için kullanılır. Bazen 'Çelik üçgen' diye de tarif edilir. İlk kez dile getiren, 1961'de görevden ayrılırken yaptığı konuşmada ülkede askeri-endüstriyel kompleksin bulunduğunu ve yönetimin kendini koruması gerektiğini belirten Einsonhower olmuştur. Bu sistemin birinci ayağında Pentagon, ikinci ayağında Boeing, Raytheon, Northrop, McDonnell Douglas, Lockhead Martin, General Dynamics, Bechtel gibi dev silah şirketleri, üçüncü ayağında ise silah sanayisinin yoğun olduğu bölgelerin Kongre temsilcileri bulunur. ABD'nin Soğuk Savaş döneminde izlediği SSCB karşıtı politikanın bu kadar katı olması, silahlanma harcamalarının yüksek tutulması, Vietnam Savaşı'na neden olması ve savaşın uzaması gibi gelişmelerden bu oluşum sorumlu tutulabilir." Sonuç: Yukarıdaki satırlar askeri-endüstriyel kompleksin karışık yapısını gözler önüne seren en sade cümleler olmakla beraber bir nokta oldukça dikkat çekici: ABD'de askeri-endüstriyel yapı iktidar kavgasında oldukça etkili. Peki ne zamandan beri? 1929 krizi sonrası kurulmaya başlanan ve 1945'te tamamlanan halen içinde yaşadığımız dünya sisteminin hayata geçmesinden bugüne. Bu noktada bir detaydan bahsetmek gerekli. İktidar kavgası aynı sistemin ayrılmaz iki parçası olan askeri ve finansal güçlerin, 'birleşerek var olan dünya sistemini' oluşturmasıyla başlıyor, belli dönemlerde iktidar paylaşılıyor ve son olarak 1980 sonrası kavga derinleşiyor. CLINTON döneminde operasyonlar, SOROS efendinin de içinde olduğu hatta başı çektiği bir ortamda dünya borsalarında gerçekleştirilirken, BUSH iktidarında, kâğıt operasyonları yerini paranın askeri komplekse aktığı bir ortamda Ortadoğu ve Orta Asya'da gerçek savaşlara bırakıyor, dünya borsaları ise derin bir sessizliğe gömülüyor. 'Türkiye-piyasa-sıcak girişler-siyasi yelpaze' gibi kavramları sorgularken, AB liderlerinin söylemleri-BUSH'un samimi destekleri-SOROS'un sivil toplum ayakları' kafamızı karıştırmasın! Bütün bunlar özü bir olan dinamiğin 'farklı pozisyonlandırılmış bileşenleri' olabilir. (7)

Atilla İlhan George Soros’un  Oyunları Açıklıyordu.

George Soros’un adını ilk defa 15 Şubat 2003 tarihinde TRT 2’de  “Attila İlhan’la Zaman İçinde Yolculuk” programında duymaya başladık. Attila İlhan, Soros’tan bahsederek Türkiye’ye yapmayı planladığı yatırımlara dikkat çekmişti. Bu tarihten itibaren Soros’un adını sık sık duymaya ve okumaya başladık. Türkiye’nin en iyi ihraç malı ordusudur.” diyen Soros’un yönettiği paralar ulusal piyasaları alt üst ediyor. Eli dünyanın her yerine uzanan bu adamın mesleği ekonomi dilinde “spekülatörlük.

”Bir başka deyişle “para sihirbazlığı.”Soros son 3,5 yıldır Türkiye’de de kök salmaya başladı. (Nokta dergisi 26 Nisan-2 Mayıs 2004 tarihli sayısında Soros hakkında geniş bir kapak dosya yayınlamıştı.)  Soros’un Türkiye serüveni 2001 Şubat’ında yaşadığımız ağır ekonomik krizden 5 ay sonra Temmuz ayında irtibat bürosu kurmakla başlıyor. Soros Vakfı’nı finanse ettiği Açık Toplum Enstitüsünün (OSI) Türkiye ayağı birçok sivil toplum kuruluşunu fonluyor.

               Ne ilginçtir ki Soros’un adı bazı ülkelerde yaşanan iktidar kargaşalarında ve ekonomik krizlerde öne çıkıyor. Geçtiğimiz aylarda Gürcistan’da yaşanan sivil darbenin arkasından Soros çıktı. Soros Gürcistan’daki darbeyi gerçekleştiren Saakaşvili ve ekibine 3 milyon dolar destek verdi. Devrik Cumhurbaşkanı Şevardnadze de darbeyi Soros, AB ve ABD’nin gerçekleştirdiğini açıkladı. Gürcistan’ın yeni yönetiminin rüşvet almaması için bir proje gerçekleştiren Soros, Başbakan ve Bakanları dünyanın gözü önünde maaşa bağladı. Soros Gürcistan’ın ardından Ermenistan yönetimini de değiştirmek için muhalefetle işbirliği yaptı. Sırbistan’da Miloseviç’in iktidardan uzaklaştırılmasının arkasında ve Yugoslavya’nın dağılması sürecinde yine Soros ön plandaydı. Son olarak Kırgızistan’da yaşanan iktidar değişikliğinde yine Soros’un etkisi konuşuluyor. Soros başta Ortadoğu olmak üzere, dünyanın en zengin petrol ve

doğalgaz kaynağı Kafkasya-Orta Asya ülkelerinde vakıflarıyla etkin.Ayrıca Güney Afrika’da 18 Cumhuriyet’te ofisleri

bulunuyor.

Şimdi gelelim Bay Soros’un Türkiye’de ne haltlar yediğine….(8)

 

Sonuç Yerine

 

Soros’un kurduğu Açık Toplum Enstitüsünün Türkiye ayağının çoğunluğunu Bilgi Üniversitesinin öğretim üyeleri oluşturuyor. Bunların içinde eski dönek solculardan tutunda, azınlık aydınlarına kadar geniş bir neo- liberal tayfa kısacası. Soros Vakfı Türkiye’de en çok Türkiye Ekonomik Sosyal Etüdler Vakfı’nı (TESEV) desteliyor. Ayrıca Soros Türkiye’deki birçok kadın örgütünü fonluyor. Peki Soros Türkiye’de neyin peşinde? Bu sorunun cevabını anlayabilmek için su, altın ve petrol ticaretinin arkasındaki gerçeklere bakmamamız gerekiyor. Türkiye emperyalist hegemonya alanlarının içerisinde, hatta Soros üçgeninin (petrol-altın-su) tam ortasında yer alıyor. Strateji uzmanları, Anadolu’yu çevreleyen su kıtlığının yarattığı müthiş pazar, çok yakın bir gelecekte Uluslararası şirketlerin Türk suyunu ele geçirmesi savaşına neden olacağını söylüyorlar. Soros’un Türkiye’ye olan ilgisinin bir kısmını bu durum oluşturuyor.Diğer yandan Soros küreselleşmeyi sağlamak amacıyla ulus devletleri devre dışı bırakan politikalarını  örgütlerken,  bunun için de Sivil Toplum Kuruluşları’nı kullanıyor.  Pekala Soros’un parasıyla geçinen kuruluşlar şunu bilmiyorlar mı ;devleti olmayan, vatanı işgal edilmiş bir ülkede demokrasi ve özgürlükten bahsedilemez. Afganistan ve Irak’taki süreç kanlıda olsa, diğer ülkelerde renk devrimleri ile geçişler daha yumuşak oldu. Gençler, azınlıklar, kadınlar ve neo-liberaller demokrasi ve özgürlük vaatleri ile kandırılarak iktidarlar zayıflatılarak bu yapıldı. Soros’un ülkemize politikaları ve paralarıyla verileceği tek hak esarettir. Bugün içinde bulunduğumuz koşullarda, bağımsızlık ve demokrasi  için mücadele ettiğini söyleyen her birey, emperyalizmin sivil toplum ideolojisi , NGO’laştırma politikası ve  NGO’larıyla mücadele etmek zorundadır. Sınıf mücadelesini bulatarak, sendikalara eğitim veriyoruz diye Sivil toplum Örgütlerine çevrilmeye çalışılması fiili meşru mücadele yerine masa başı oyunlarına insanları sürükleyen hep aynı dalganın izleridir. Bu rüzgar görece ülkemizde sınıf mücadelesinin ve onun sınıf partilerinin gündeme müdahale edememesinden yararlanarak Sivil Toplum Örgütlerince demokrasi ve özgürlük vaatleriyle  maniple edilebiliyor ve karşı koyuşla karşılaşmıyor. İşçi sınıfı partileri ve sendikaları toplumsal muhalefet odağı olamadıkları sürece küçük burjuva aydın kesimi bu rüzgarın önünde yaprak misali bir oyana bir bu yana savrulacaktır. Öyleyse çözüm nedir?  Doğru politikalarla muhalefet edebilmek,küçük burjuva sosyalist fikirlerden arandırılan, özgürlük ve demokrasi safsataları yerine, sınıf mücadelesinin doğru perspektifleriyle örülmüş sınıf partilerinin, toplumsal muhalefeti tekrar ellerine aldıkları, devrimci ve komünist bir perspektifle siyaset üreten bir dalga yaratmaktır.

Kaynaklar:

        1.         Çek asıllı bir siyasi analist olan Honza Malina  AHT / Mustafa Yıldırım,Sivil Örümceğin Ağında'Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 3.Baskı, İstanbul, 2004  

 2.          George Soros’la Can Dündar’ın Röportajı  Ferruh Sezgin 19.01.2005 – 25.01.2005 Ötüken  AHT

 3.         Soros’un Paraları, Babacan’ın Şehzadesi, AKP’nin ‘Zina’sı ve 1,9 Dolarlık Yaşam 2004 Antiemperyalizm.org

 4.         Soros & Sabancı Sihirbazlık Şirketi 11.05.2006 AHT

 5.         George Soros Türkiye’yi Suçladı 16.06.2006 AHT

 6.         Can Paker pöportajı aht.

 7.         Soros-piyasalar-AEK Yiğit Bulut 13.05.2005 Radikal

 8.         Soros Kontr-gerillanın sivil ayağıdır A.Aydın Antiemperyalizm.org


SAYFA BAŞI

ANA SAYFA