"Ya sev ya terk et"

03.Ekim.2007

Turgut KOÇAK

                                                                               turgut.kocak@hotmail.com


Hrant Dink'in katil zanlılarının getirildiği arabanın üstüne "Ya sev, ya terk et" yazılmış. Çok ilginç doğrusu. İnsan bu yazıyı görünce bu cinayete imza atanların kim ya da kimler olduğunu daha iyi görüyor. Oysa; Hrant Dink'in öldürülmesinin arkasından basın konuyu o denli yozlaştırdı ki, neredeyse bütün ipuçları karartıldı. Bu suçu isleyenlerin arkasında kimler olabileceğinin araştırılması yapılmayıp aydınlanır gibi olduğunda, basın kardı karıştırdı konu ile ilgili haberler öyle kirletildi öyle kirletildi ki, gerçek suçluların üstüne tanınıp ortaya çıkmamaları için kalın bir sal örtüldü.

Ne ki, katliamı gerçekleştirenler, bütün bu kirletmelere karşın ikide birde ortaya çıkıp,"biz buradayız" dercesine hem alay ediyor hem de güç gösterisinde bulunuyor. Ülkemizde adaleti sağlama görevini üstlenmiş olan Adalet Bakanlığı ise bu küstahlıkların üstüne gideceği yerde öküzün altında buzağı aramaya devam ediyor. Hrant Dink'in katil zanlıları Adalet Bakanlığı'na bağlı cezaevi arabasıyla duruşmaya getiriliyor. Her bakımdan denetim altında olması gereken bu arabaya ne yazık ki, "Ya sev, ya terk et" sloganı yazılarak tehdit açıkça sürdürülebiliyor.

Anımsanırsa; olayın daha ilk günlerinde ortaya çıkan bilgiler ve belgeler hem Trabzon polisini hem de kendisine olayla ilgili ihbar yapıldığı halde kılını kıpırdatmayıp, geliyorum diyen cinayeti önlemeyen İstanbul polisini işaret ediyordu. Ne var ki, bu kişilere yönelik küçücük bir araştırma yapılmadığı gibi bu yönde yapılan tüm isteklere de bilinçli bir şekilde kapı bile aralanmadı. İstendi ki, sözü geçen cinayet dosyası elde bulunan maşa konumundaki kimselerin üstüne yıkılsın, hüküm alan alsın konu da kapatılıp gitsin.

Oysa; bu gerçekler çok önemli bir olguya işaret etmektedir. Bu tehlikeli durumu doğru dürüst görmeksizin önümüzdeki günlerde kim bilir daha neler olabileceğini kestirmek gerçekten de zordur. Görevlerini tam bir yansızlık içinde yapması gereken güvenlik güçleri uzun zamandır hem kadrosuna belli bir siyasi tercihi olanları almakta hem de yukarıdan aşağı bu şekilde kadrolaşmaya gitmektedir. Basında öteden beri, MHP ve Fetullah Gülen'in görüşleri doğrultusunda eleman alındığını dillendiren sayısız haberler çıkmış, bu haberleri yalanlayan bir açıklama yapılması gereği bile duyulmamıştır.

Gerçekler gün gibi ortadadır. Hrant Dink cinayetine dolaylı ya da dolaysız karışan emniyet görevlileri vardır. Bu kişilerin bu cinayetin işleneceğini hem de kimin tarafından işleneceğini biliyor olmaları bir rastlantı sayılabilir mi? Yine bu bilgilere karşın hiçbir şey yapılmamış olması dikkat çekici değil midir?

Evet, dikkat çekicidir. Bu cinayeti üstünkörü demeçlerle kapatmak isteyen, üstelikte bu cinayetin ihbarı kendilerine geldiği halde önleyici bir tedbir bile almayan ya da aldırtmayan İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'a ne yapılabilmiştir? Ya da yapılmıyorsa neden yapılmamaktadır? Bu kişilerin politik yakınlığı deşildiğinde ortaya nasıl bir manzara çıkmaktadır? Bunlar, kim ya da kimlerin adamlarıdırlar?

Burada konu gündeme gelmişken asıl hedefin dışında hedefler göstererek gerçekleri karartmaya soyunmuş, işbirlikçi basın, ya da buralarda yuvalanmış sözde solcu takımı şimdi neden uyuz uyuz kaşınmakta, gerçek suçlulara işaret etmekten çekinmektedir. O dönemde AKP'nin değirmenine su taşıma görevi ile görevlendirildikleri için mi doğruları yazmaksızın akıl karıştırmaya soyunmuşlardır? Bu zatı muhteremler o dönemde görevlerini öylesine bağlılık içinde yapmaya çalışmışlardır ki, bu gibi suçların arkasında Cumhuriyet gazetesi çevresi ve Kemalistler olabileceğini bile utanıp sıkılmadan yazıp çizebilmişlerdir.

Oysa cezaevi aracına yazılan "ya sev, ya terk et" belgisinin suçluları; dünya görüşleriyle, örgütsel kimlikleri ile ne kadar gün gibi ortadaysalar Hrant Dink cinayetine dolaylı dolaysız karışanların kimlikleri de bir o kadar açıkça bellidir. Eğer dönemin Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı bu işin üstüne gitmiş olsalardı gerçekler bugün daha açık olarak kamuoyunun bilgisi içinde olacaktı. Ve suç işleyenlerin işledikleri suçta yanlarına kalmayacaktı.

Ortada şimdi de basit gibi görünen ama o denli tehlikeli olan bir durum söz konusudur. Cezaevi aracına bu yazıyı kim ya da kimler yazmışsa, yeni Adalet Bakanı M. Ali Şahin buldurtup ortaya çıkarmalı, sorumluları da cezalandırılmalıdır. Bugüne kadar olduğu gibi, bu olayda da demeçler karın doyurmayacak.

Demeçlere karnımız tok. Haydi bulun, bulabiliyorsanız. Ama nerde sizde o yürek? Kedi pisliğini açar mı? Olsa olsa örter.

İLETİŞİM FORMU

NOT: MESAJLARINIZ EN GEÇ İKİ GÜN İÇERİSİNDE CEVAPLANDIRILACAKTIR

 

NOT: telefon numaranızı yazmak istemiyorsanız birkaç rakam yazınız.

 

               [- Sayfayı yazdır - ]              


ANA SAYFA