turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


İŞÇİDİR ÖLÜR BU İŞİN FITRATINDA VAR…

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

8 EYLÜL 2014

Yıllardır köşeye sıkıştırıla sıkıştırıla iyice susturulan işçilerimizin ne doğru dürüst sigortaları yapılır ne de iş güvenlikleri vardır. İşten atılmaları patronun iki dudağının arasındadır. Yasalar vardır ama yasalara uyanları bulamazsınız. Büyük büyük çok büyük şirketler büyük işler alırlar, doğrudan işin her türlü sorumluluğunu yüklenmektense işi çeşitli taşeron firmalara dağıtarak hem sorumluluktan yakalarını kurtarırlar hem de işçiler sabahtan akşama asgari ücrete çalıştırılıp iflahları kesilir. İşçilerin yedikleri yemekler, barındıkları yerler içler acısıdır. Onlar sadece görülmemiş bir özveriyle kendilerine reva görülen insanlık dışı uygulamalara katlanırlar. Sendikalar işçileri örgütleyip onların ekonomik, demokratik, sosyal haklarını savunmak için kurulurlar ama nedense işverenler iş yerlerine sendikaların girmesini hiç mi hiç istemezler. Zorunlu olarak sendika olacaksa da patronun denetiminde sarı bir şey kurulur, al takke ver külah işler, yine işçilerin sırtından çarkın dönmesi sağlanır.

Doğal olarak işçilerin bu denli eziliyor olmaları onları sosyal yaşamdan büyük ölçüde uzaklaştırmıştır. Sosyalistler bilirler ki, tarihin çarkını ileri doğru döndüren sınıflar mücadelesidir. Bu nedenle de işçiler için, mücadelede hem eylemsel hem de öğretisel (ideolojik) olarak öncü oldukları tespiti yapılmıştır. Oysa uzun süredir dünyada ve ülkemizde işçiler korkunç boyutlarda kuşatılmış, onların mücadele dışı kalmaları için akla gelmedik binbir oyun tezgahlanarak kendilerine biçilen rolün sarsılmasına neden olacak görüşlerin de filizlenmesi yönünde yıkıcı kuramlar geliştirilmiştir. Bu yıkıcı kuramlardan birisi de tabiki de "Radikal Demokrasi"dir. Bu görüşte olanlar; işçilerden bir halt çıkmayacağının tespitini yapıp çoktan etnik ve inanç parçalarına, çevrecilere ve marjinal gruplara yönelirlerken işçiler için de lutfedip onlar da haklarını savunacaklarsa buyursunlar gelsinler denilmiştir. Burada sözü özetlersek diyebiliriz ki yıkıldığımız yerden ayağa kalkmalı işçileri yeniden kendileri için sınıf haline getirerek burjuvazi adına oyunbozan unsurların lambalarının fitilini kısmalıyız.

Hem nedir böyle? Soma'da işçiler kitle halinde ölecekler hemen koşup oraya boy göstereceğiz. Oysa önceden de yaşamını yitiren işçiler orada çalışmıyorlar mıydı? Ölmeden önce de iş güvenliğinden yoksun her an ölebilecekleri bir ortamda değiller miydi? Niçin sendikalar, politik örgütler gidip de orada daha önce boy gösterip gereken çalışmayı yapmadık. Haydi diyelim ki, yeterince bilgili değildik, 301 madencinin ölümüyle olup bitenlerin farkına vardık. İşte yine olmadı. CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel'in bizzat Soma'da yaptığı çalışmaları ve meclisteki konuşmalarını da mı duymadık?

Görüldüğü gibi say say bitmeyecek kadar çoktur eksiğimiz. Türk Tabibler Birliği şu Torunlar İnşaat'ın Ali Sami Yen Stadı'nın yerine yaptığı rezidansları kastederek bundan kısa süre önce ölümler yaşanır hatta 10 sayısını da vererek olacakları rapor etmemiş miydi? Etmişti. Peki, hangi sendika bu verilerden yola çıkarak bir çalışma içine girmiştir? Hangi siyasi örgüt geliyorum diyen ölümler için ön uyarıcı olmuştur? Hiçbiri. Oysa 10 işçimiz yaşamını yitirdikten sonra herkes oraya koşuyor. Herkesin söyleyecek bir sözü olduğunu görüyoruz. Bayrağını kapan oraya gelmiş, gelsin bir diyeceğimiz yok da niçin felaketlerin arkasından gidiyoruz hep? İş yerlerinin ne kadar güvensiz olduğu, işçilerin yatıp kalktıkları yerlerin içler acısı yerler olduğunu görüp gösterip halkımızın vicdanına sesleniyoruz zahir. Oysa o vicdan şunun şurasında Soma'da yaşanan işçi katliamının üzerinden kaç gün geçti de karardı ya da gölgelendi dersiniz?

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi olarak bu konuda yeni bir şeyler yapmak gerektiğine inanıyoruz. İşçiler sendikalarda örgütlenmelidir, Yetmez; sendikalar örgütlü oldukları yerlerde iş yaşamını denetler konuma gelmeli, iş yerlerinde işyeri temsilcileri hem eğitilmeli hem de işçilerin sendikalarıyla bağlarını daha da sıkılaştırır hale getirmelidir. Bugün sendikalar yok değildir vardır. Türk-İş ve Hak-İş gibi sendikalar zaten patron sendikaları konumundadır. DİSK'se gücü ve içinde bulunduğu koşullar nedeniyle bir türlü yeterince etkili olamamakta, çeşitli politik çevrelerin etkisinde dar grup anlayışını egemen kıldıkları için serpilip gelişememektedirler. Aynı durum Kamu çalışanları alanında da söz konusudur. KESK'in birinci işlevi örgütlenmek olmasına karşın artık bu konuda diyebiliriz ki neredeyse devre dışı kalmıştır. Oysa aynı kuruluş tepe noktasında hemen her konuda bir şeyler söylemeyi kendisine görev edinmiş, asli görevi olan örgütlenmeyi ise çoktandır gündeminden bile çıkarmıştır.

Demiri tersine bükmenin zamanı gelmiştir.

Ya demiri tersine bükecek, "işçidir ölür, bu işin fıtratında var" diyenlerin oyununu boşa çıkaracağız ya da Başbakanlığa tayin edilen Ahmet Davutoğlu'nun fıtrat anlayışını doğrulayıp işçilere fatiha okunması ile durumu idare edecek bir çürümüşlüğün çukuruna yuvarlanacağız.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA