turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


NEREYE KADAR?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

03 OCAK 2015

AKP iktidarı sıfırı tüketmiş olmasına karşın, nasıl olmaktadır da, var olan konumunu birtakım araştırmacılar hâlâ koruduğunu söyleyebilmektedir? Yoksa gözden kaçırdığımız bir durum mu vardır?

Evet, gözden kaçırdığımız bir durum vardır. O da geçmişte merkez sağda yer alan partilerin bugün yerlerinde yeller esmesidir. Anımsarsanız bir zamanlar Doğru Yol Partisi DYP'yi şimdiki DP'yi kurtaracağı savıyla Süleyman Soylu bir umut olarak partinin başına geçsin ve şu dağılmış olan merkez sağı toparlasın diye düşünülmüştü. Peki, ne oldu? Olan şu; Süleyman Soylu bugün AKP'de bir güzel yerini almış durumda. Hem Soylu AKP'ye öyle bir uyum sağladı ki, gelmişi geçmişi dincilikten olan AKP'lilere taş çıkartır durumda.

Önceki gün Süleyman Soylu, öteki partililerin pek dillendirmediği bir şeyi gazetecilere söyleyiverdi. Neymiş efendim? Recep Tayyip Erdoğan'ın yerine parti içinde bir veliaht yer almalıymış, üstelik bu durum pek de güzel olurmuş. Yine Süleyman Soylu'nun sözlerine bakılacak olursa AKP'de yer alacak olan oğullardan biri değil, Sümeyye olacakmış. Gerçekten çok isabet buyurmuşlar. Biliyorsunuz para sıfırlama işini Bilal oğlan becerememişti de Ankara'dan apar topar Sümeyye gönderilmişti anımsadınız mı? Bu yüzden Sümeyye'nin parti içinde sigorta olarak bulunmasının düşünülmesi öyle rastgele bir şey değil. Tutar mı tutmaz mı artık orasını bilemeyiz.

Ancak yazımızın konusu bu değil. Biz bu yazımızda daha çok şu merkez sağın Türkiye'nin başına açtığı beladan söz edecek ve böyle bir merkez sağın beli kırık olduğu için kolay kolay toparlanamayacağını söyleyeceğiz.

Geçmişe küçük bir yolculuk yapalım. Türkiye'de sağ düşünceyi savunanlar cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hep dini politikaya alet etmişler, yığınları kendi çevrelerinde toplamak için cennet alıp cennet satmışlardır. Bu istismar partiler düzeyinde daha çok 1946'dan sonra hız kazanmış, Menderes dönemi olan 1950-1960 arasında en yüksek noktaya çıkmıştır. Aynı anlayış Menderes'in yıkılıp gitmesinden sonra Adalet Partisi, Demokrat Partisi'nin devamıymış gibi kendisini yığınlara sunmuş, dinin istismarı daha da bir hız kazanarak devam etmiştir. O dönemde kurulan Komünizmle Mücadele Dernekleri'ni düşünür ve nelere imza attıklarını bir gözden geçirirsek bugünü anlamakta zorlanmayız. Adalet Partisi bu tür dinci dernek ve cemaatleri sürekli olarak sol ve sosyalist kesimlerin üzerine sürmüş, yoğun bir dinci propaganda ile de iktidar olmayı başarmıştır. Öyle ki, Adalet Partisi ile birlikte dinci kesimlere öyle bir alan açılmış ki, bu çevreler hızla palazlanmışlar, daha sonra AP'den ayrılarak kendi partilerini kurmuşlardır. Erbakan'ın Partisi Milli Selamet Partisi 1973'te yapılan seçimler sonrasında CHP ile koalisyon ortağı kurma noktasına merkez sağın dinci politikalara sonuna kadar kapı aralaması sonucu ulaşmıştır. Sonuçta dinci politikalar 1970'li yıllarda da sürmüş, 12 Eylül darbecileriyle birlikte dinci örgütlenmelerin önü sonuna kadar açılmıştır.

Bugün AKP'ye bu gücü kazandıran işte merkez sağın istismar etmekten asla vazgeçmediği dinci politikaları olmuştur. İşte bu yüzden bugün merkez sağ olarak nitelenen örgütlerin esamesi bile okunmamaktadır. AKP bugün bu politikanın semeresini toplamış ve merkez sağa oy verecekleri de AKP'ye oy verecek çantada keklik haline getirmiştir. Dün Komünizmle Mücadele Derneklerinin içinden gelen pek çok politikacı bugün AKP'nin omurgasıdır.

Peki, bu durum nereye kadar sürecektir?

Aslına bakarsanız AKP son kullanım tarihini doldurmuş, zehirli bir ilaca dönüşmüştür. Dolayısı ile bu parti aracılığı ile toplumun sorunlarının çözümü olanaksızlaşmıştır. Bugün alışılagelen bütün uygulamalar terk edilmiştir. Bu konuda en büyük altlık üstlükse yargıda yaşanmaktadır. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç yargının ne derece baskı altında tutulduğunu dile getiren açıklamalar yapmaktadır. Mevcut Yargı kurumlarının durumu ortadadır. Gelinen noktada artık yargı bağımsızlığından söz etmenin olanağı da kalmamıştır. Yargıç ve savcılar idare tarafından görevlerinden alınabilmekte, yerleri değiştirilerek, önlerine giden dosyalar başka yargıç ve savcıların önüne gönderilerek iktidar tarafından istenilen sonucun alınması sağlanmaktadır.

İşin bu yanını herkes biliyor ve yaşıyor. Daha da vahim olanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tutum ve davranışlarıdır. Onu bağlayan neredeyse hiçbir hukuki işlerlik söz konusu değildir. Öyle ki, istediği gibi davranıyor olması bir yana artık kim ya da kimlerin tutuklanacağına bile karar verme noktasına gelmiştir.

Herhangi bir toplantıya katıldığında kolayca kimlere yönelik operasyon yapılacağını bile söylemeye başlamış, bir hukuk devletinde olması gereken işleyişin hemen hepsini rafa kaldırmıştır.

Sonuç olarak böyle bir ülkede 5 ay içinde seçimlere gideceğiz. Seçimlerde çok seçenekli bir durum söz konusu değildir. Seçimlerde ya Recep Tayyip Erdoğan ve partisi AKP durdurulacak ya da 12 yıldır bizlere yaşatılanların katmerlisiyle karşı karşıya geleceğiz ki, durum apaçık ortadadır. Bu yüzden bu seçimlerde öyle merkez sağ şu bu arayışına girmeden bağımsızlık için, demokrasi için yeni yeni hak ve özgürlüklerin kazanılması ve yitirilenlerin yeniden alınması için çok önemli bir geçitteyiz.

Bu geçit ya geçilecek ya geçilecek…

Bu nedenle bütün Galatasaraylılara çağrı yapıyorum bundan böyle hiçbir Galatasaray taraftarı Galatasaray'ın maçlarına gitmemelidir.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA