turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


FIRSAT CELLATLARI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

17 ŞUBAT 2015



Türkiye ayakta ne iyi. Tepkiler kitlesel ve kitlesel bir uyanış boyutunda ne güzel. Dünden bugüne birike birike patlama noktasına gelen toplumun tepkileri ki, korkulması gereken şey tepki değil tepkisizliktir. Ancak bu tepkileri fırsat görüp ipin ucunu kaçıranlarda bir hayli çok. Bunların içinde tabiki de en çok AKP'liler geliyor. 

Dün Bakanlar Kurulu toplanmışmış da idamı mı konuşacaklarmış ne? Bütün kulağı kesikler bu toplantıya kulaklarını dikip bu yönde bir açıklamayı beklediler ama idamı geri getirmek sanıldığı kadar kolay olmadığı için sadece kimi AKP'li bakan ve belli düzeyde kimselerin bu yönde açıklamlarını dinledik. Dünde söylediğim gibi ortalama düzeyin asla üstüne çıkamamış olan kendilerini aydın, sanatçı ve gazeteci sanan kimi insanların idam isteklerini de topluma nasıl pompaladıklarını gördük.

Herkes bir alem. Recep Tayyip Erdoğan'ından bilmem kimlere kadar herkes Özgecan'ın davasının takipçisi olduklarını söylüyorlar. Ne yapacaklarmış peki? Bu hunharca cinayeti işleyen sanıkların en ağır cezaya çarptırılması için davanın takipçisi olacaklarmış. Yani anlayacağınız ortada bir yargı var ama bu yargıya işini nasıl yapması gerektiği bu tür kimseler tarafından anımsatılacakmış. Kısaca buna yargıyı etkilemek denir ya neyse. Oysa bu tür cezalar için yasalarımızda en ağır ceza maddesi yok mu? Var. Madem var, adalet dağıtmakla görevli yargıçlar işlerini bilmezler mi de birileri çıkıp çıkıp ahkam kesmeyi görev bellemiştir? İşte işin burası tartışma götürür. Bir iktidar düşünün ki, yargıyı tepeden tırnağa denetim altına almak istemekte, üstelik de bu yönde sayısız adımlar atmıştır, hiç kuşku yok ki, yargının da görevini layıkıyla yapacağını bu yüzden kimse düşünememektedir.

AB Bakanı Volkan Bozkır'ın açıklaması ise gerçekten içler acısı bir durumdur. Bakan diyor ki, "benim kızım olsaydı suçluya cezayı kendi ellerimle verirdim." Böylesi büyük bir gafın bir bakan tarafından söylenmesi tabiki de düşündürücüdür. 

Adam bakan olmuş ama Türkiye bir cumhuriyet midir, yoksa bir kabile hukuku ile yönetilen bir ülke midir haberi bile yoktur. Bu sözlerin ağırlığı altında şaşkınlaşan bazı AKP'lilerse hemen bakanın sözlerine yorumlar getirmeye başladılar. Bakan bu sözleri bir bakan olarak söylememiş de bir baba olarak söylemişmiş. Kızı hunharca katledilen Özgecan'ın babası sanki baba değil. Peki, bu baba niye içindeki onca acıya karşın bakan bey gibi davranmıyor da idam isteğinde bulunanlar için bile uyarıcı sözler söyleyerek sadece ve sadece adalet arayışını yinelemekle yetiniyor acaba? Sizler bunun yanıtını verebilir misiniz?

Türkiye'de işsizlik oranı AKP iktidarının bu talancı yönetimi yüzünden resmi rakamlarla bile %11'i geçmişken, çalışanlar asgari ücret 949 TL'ye talim eder ve çalışanların iş güvencesi bile yokken, Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu'nun ağzından hemen her gün şiddeti körükleyecek sözler duyarken, yine Recep Tayyip Erdoğan'ın kadın ve erkeklerin eşit olamayacağına dair fıtratında yok dediği sözlerine katlanırken nasıl olacak da toplumsal olarak bu insanlık dışı olayların önüne geçebileceğiz?

Recep Tayyip Erdoğan muhalefetin parti başkanlarına laf yetiştiriyor. Koltuğu buna izin verir vermez ama laf yetiştirmekten bir an bile geri kalmıyor. Diyor ki, sizler inşaatınıza bekçi alırken bile güvenilir olmasını istersiniz, muhalefet liderleri bir inşaata bekçi olacak konumda da değiller. Hani güvenilir olan bir tek kendisi var. 

Tapelere montaj diyen, montaj olmadığı anlaşıldığında da susup bir daha bu konuda ağzını açmayan, oğluna paraları sıfırlama talimatı veren kişi güvenilr de başkaları güvenilmez. Buyurun çıkın işin içinden nasıl çıkarsanız çıkın çıkabiliyorsanız.

Ne ki, bu bekçilik işi bize ünlü yazarımız Orhan Kemal'in 'Bekçi Murtaza' romanını anımsattı. O bekçi Murtaza ki işine öyle sadıktır ki, kimseye soluk bile aldırmaz. 

Hatta kızı kimyasal solumaktan hastalanır nefes alamayacak hale gelir de buna bile Bekçi Murtaza'nın fırsat vermediğini görürüz. Sonrasında kızı ölünce gerçeği kavrasa da ne yazık ki iş işten çoktan geçmiştir. Yani sizin anlayacağınız bekçi deyince Recep Tayyip Erdoğan'ın aklına Bekçi Murtaza gibi sadık kullar gelir. Ne pahasına olursa olsun görevini patronuna sonsuz bir bağlılıkla yapacaklar yani. 

Sayın Erdoğan ne söylerse söylesin söyledikleri değersizdir. Çünkü her söylediğinin karşılığı vardır hem de okkalı cinsinden.

Toplum, AKP zihniyetinin pompalamasıyla idamın yeniden getirilmesi içi bilinçli bir şekilde manipüle ediliyor. Diyelim ki idam geri getirildi, Türkiye'de kadına yönelik şiddetin ve öldürmelerin önü mü alınacak? Elbette değil. AKP zihniyeti kadını bir meta olarak görür, çocuk doğurup evinde oturmasını sürekli olarak dile getirirse ve de din adına akıl almaz açıklamalar yaparak yok şöyle olursa tahrik olunurmuş, yok böyle olursa namahremmiş gibi sakat açıklamaları insanın doğasıymış gibi yine din adına fetvalarla destekler üstelik de cinsel konularda sadece kadını tahrik eden taraf olarak ağzından düşürmezse bu cinayetlerin ve şiddetin ne ardı kesilir ne de sonu gelir. 

İşte bu yüzden AKP gibi gerici ve sömürücü düzen kapitalizmden yana iktidarların idam cezasını sadece ve sadece kendi iktidarlarını korumak ve devam ettirmek için bir baskı olarak kullanılacağını hem de sola ve sosyalistlere karşı kullanılacağını asla akıllardan çıkarmamak gerekir. 

Bu yüzdendir ki, asla fırsat cellatlarına meydanı bırakmamalıyız. 

Asla gericiliğin dümensuyunda sözler söyleyerek ucuz politikalara yani popülizme kapı aralamamalı aralayanları da en etkili şekilde uyarmalıyız.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA