Turgut KOÇAK

GENEL BAŞKAN

turgutkocak2009@hotmail.com

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? - 3

Programın giriş bölümü aşağıdaki gibi yazıldı ve dünden bugüne gelişmelere işaret edilerek, Paris Komünü ve Ekim Devrimi'nin dünya proletaryası için önemi vurgulanarak, "Ekim Devrimi çözülmelere karsın, yine de dünya proletaryasının ve halklarının esin kaynağı olmaya devam ediyor" denilerek kararlılık özellikle vurgulandı.

Parti programında sosyalizmin "Yeni Dünya Düzeni"ni savunanlara karşı insanlığın tek kurtuluş seçeneği olduğu ve "kendi iç çelişkilerinden kurtulamayarak çürüyen emperyalist-kapitalizm karşısında, insanlığın ileriye doğru gelişiminin asal yönlendiricisidir." Belirlemesi ile tarihin akışı bir kez daha vurgulandı.

Emperyalizme karşı ödünsüz savaşım programda şu şekilde yer aldı. "Bugün yeryüzünde, geniş emekçi yığınların ve halkların ortak düşmanı emperyalizmdir. Bu olgu emperyalizme karşı dünyanın dört bir köşesinde yürütülen savaşımın çok yönlü bir bütünlük kazanmasını sağlar." TSİP'in emperyalizme ve kapitalizme karşı yürüttüğü savaşım bir işçi sınıfı partisine yakışır tarzda formüle edilerek; "Günümüzde enternasyonalizm dayanışma olmadıkça, hiçbir ülke halkı savaşımı sonuncu utkuya ulaştıramaz." Denildi.

Sosyalist bir partinin sınıfçı tavrı ise aşağıdaki gibi konularak TSİP'in ayrıcalığı taçlandırıldı. "Emperyalizmin sömürüsü ve baskısı altındaki Türkiye halkının savaşımı bütün dünyadaki anti-emperyalist savaşımın ayrılmaz bir parçasıdır. Bu savaşımın önderi işçi sınıfımızıdır. Halkımızın sonuncu kurutuluşunu sağlamakla yükümlü olan işçi sınıfımız, emperyalizme karşı yürütülen savaşımın sonuna kadar kararlı biricik gücüdür. Çünkü ulusal sınırları çoktan aşıp uluslararası nitelik kazanmış olan sermayeye karşı savaşım veren bütün ülkelerin işçi sınıfının düşmanı tektir. Emperyalizm. Sonuncu ereği tektir; sınıfsız, sömürüsüz bir dünya toplumu. Bu somut durum işçi sınıfının birliği ilkesinin en yüce biçimi olan proletarya enternasyonalizmine sonuna dek bağlılığı zorunlu kılar."

Sıra Türkiye'nin değerlendirilmesine gelince solda yapılan kimi değerlendirmelerin aksine yerine oturan bir değerlendirim yapılarak sapma akımlara zemin hazırlayacak olan değerlendirmelerin yarattığı tahribata son verildi. Parti programı konuyu şöyle ele aldı.

Dünya emperyalist-kapitalist sistemine bağımlı, orta gelişmişlikte bir ülke olan Türkiye'de egemen üretim biçimi kapitalizmdir. Türkiye'de boy vermesi yüz yıl öncesine uzanan ve bu noktadan günümüze dek gelen süreç boyunca not etmeye değer etkin-yarışmacı bir dönem geçirmeyen kapitalizm, başlıca gelişmesine Kurtuluş Savası'ndan sonra kavuşmuştur. Kapitalizmin bu başlıca gelişimi bütünüyle dünya kapitalizminin emperyalist döneminde yer aldığı ve palazlanmakta olan yerli burjuvazi, giderek emperyalizmle tam bir işbirliğine girdiği için, Türkiye kapitalizmi emperyalizme bağımlı olmuştur.Bu dönem boyunca, yerli burjuvazinin ortaklık içinde olduğu uluslar arası finans kapitalin tekelci niteliği ülke kapitalizmine de yansımış, ayrıca kapitalizm öncesinden gelen toplumsal koşulların zorlamasıyla Türkiye kapitalizmi tekelci bir nitelik kazanmıştır."

Dünyada ve ülkemizde son gelişmelere değinilen programda can alıcı noktalar vurgulanmış, gelinen noktanın bilince çıkarılmasına büyük özen gösterilmiştir. Bu bölüm programda şu şekilde dile getirilmiştir.

"24 Ocak Ekonomik kararları'yla başlayıp günümüze kadar gelen süreçte Türkiye kapitalizminin tekelci niteliği daha da gelişmiş, emperyalizmle olan işbirlikleri güçlendirilerek ülke ekonomisinin bağımlılığı arttırılmış, dünya sosyalizm uygulamasındaki çözülmeyle birlikte, tek kutuplu hale gelen dünyamızda Türkiye kapitalizmi dünya emperyalizminin olmazsa olmaz bir parçası durumuna gelmiştir. Dolayısıyla Türkiye tekelci burjuvazisi her türlü yetersizliğine karşın bölgemizde artık çok daha söz yetkisi olan yandır. Bu durumun sonucu ise Türkiye Tekelci burjuvazisinin bölge pazarı üzerindeki pay istemleri, yayılmacılık eğilimlerini güçlendirmektedir."

Ülkemizde kapitalizmin gelişimi ile birlikte yaşanan altlık üstlükler kısaca formüle edilmiş mülksüzleşme ile birlikte köylerden kentlere artarak süren göç olgusunun yarattığı yoksullaşma ve işsizliğin sonuçlarına değinilerek sermaye güçleri ile onun karsısında yer alan işçiler ve sömürülen Diğer emekçilerin durumuna yer verilmiştir. Bu bölüm programda kısaca söyle anlatılıyor.

"Kapitalizmin, yani pazar için meta üretiminin ve buna bağlı olarak değişimin gelişmesi; bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de kentlerde ve köylerdeki geniş emekçi yığınlarının önemli bir bölümünü, kendilerinin olan üretim araçlarından kopararak yoksullaştırmış ve işgüçlerinden başka satacağı bir şeyi olmayan ücretli köle durumuna getirmiştir. Özellikle son yıllarda büyük kentlerdeki nüfus patlaması ve bunun getirdiği sayısız sorunlar kapitalizmin ekonomik yasalarının nasıl acımasızca işlediğinin somut göstergesidir. Kapitalist toplumda gönenç düzeyinin göstergesi gibi ele alınan araba, beyaz eşya gibi asal gereksinmelere, üreticilerin küçük bir bölümünün sahip olması onların kredi ve borç kıskacı içinde boğuldukları gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır. Böylece üretim ve dolaşım araçlarının önemli bir bölümünün mülkiyetini elinde toplayan az sayıda kapitalist ve büyük mülk sahibinin karşısında, işçiler ve sömürülen Diger emekçiler yer almaktadır."

Programın devamı üretim araçlarından koparılarak mülksüzleşen küçük üreticilerle birlikte işçi sınıfımızın nitel ve nicel olarak gelişmesine değiniliyor ve program şu şekilde sürüyor.

"Üretim araçlarından koparılarak proleterleştirilen küçük üreticilerinde aralarına katılmasıyla daha da kalabalıklaşan işçi sınıfının durumu her geçen gün kötüleşmektedir. Yaygınlaşan kapitalistleşme sonucu işçi çalıştırma artsa bile daha ileri tekniklerin kullanılmasının hızla yaygınlaşması işçiye olan gereksinimi görece azalttığından, işsizler ordusu çiğ gibi büyümektedir.

Kapitalist üretimin kaçınılmaz sonucu olan bu durum emeğin sermayeye bağımlılığını ve dolayısıyla sömürüye olan zorunluluğunu daha da arttırmaktadır.

Öte yandan kapitalist ekonominin denetimsiz yapısı sürekli olarak ekonomik bunalımlara yol açmakta, var olan kapitalist üretim ilişkilerinin yol açtığı bu durum, üretici güçlerin gelişmesini engellerken, proleterleşme ve tekellerin güçlenmesi süreçlerini hızlandırmaktadır. Üstelik ekonomisi, emperyalist sisteme bağımlı olan ülkemiz, bu sistemin gittikçe yoğunlaşan bunalımlarını daha da duyumsamakta ve bağımlı kapitalist ekonomi derin yaralar almaktadır.

Kapitalizm, emeğin üretkenliğini arttırarak yaratılan toplumsal değerin büyümesini sağlarken, bu toplumsal değerden yararlanma eşitsizliğini de beraberinde getirir. Bir avuç tekelciden ve onun gerici bağlaşıklarından oluşan sömürücüler, kapitalist mülkiyet ilişkilerinin bir sonucu olarak, toplumsal varsıllıkların büyük bir bölümüne el koyarken, tüm değerleri yaratan emekçiler yoksulluk içinde ve güçlükle geçinecekleri en az geçim koşullarında yaşamak zorunda bırakılırlar. Bu durum işçi sınıfının görece ve bazen kesin olarak yoksullaşmasına yol açarken köylülerin önemli bir bölümünün, küçük memur, zanaatkar, esnaf ve Diğer halk tabakalarının yoksulaşmalarını son evreye vardırır. Bütün bu toplum kesimleri var olan düzenin kötülüklerini, yoksullaşmanın getirdiği bağımlılığı, sömürünün yoğunlaşmasını, kıyım ve yaşama gevensizliğinin acısını ve öfkesini yüreklerinde duyarlar.

Toplumsal çelişkilerin gün geçtikçe büyüyüp derinleşmesi sınıf saflaşmalarını daha da belirginleştirmekte, sömürü ve baskıyla karşı karşıya olan toplum kesimlerinin kendi kurtuluşları doğrultusunda emperyalizme ve yerli ortaklarına karşı savaşımlarını birleştirmeleri için elverişli bir ortam yaratmaktadır.

Öte yandan kapitalist üretimin sosyal niteliği ile üretim ve dolaşım araçlarının özel mülkiyeti arasındaki kapitalist toplumun temel çelişkisi her geçen gün daha da derinleşmekte ve yükselen sosyalleşme düzeyi özel mülkiyet kabuğunu zorlamaktadır. Bu durumda, burjuva toplumunun yukarıda sıralanan çelişkilerinin kaynağı olan bu temel çelişkinin, işçi sınıfının erki ile çözülmesi gerekmektedir. Ancak böylece ekonomide kargaşayı ve devri bunalımları yaratan kapitalist üretim yerine sosyalist üretim temellendirilerek üretici güçlerin alabildiğine serpilip gelişmesi sağlanacak; ancak böylece toplumda küçük bir azınlığın, büyük bir çoğunluğu sömürmesine son verilerek var olan düzenden acı çeken geniş kitleler kurtarılmış olacak ve ancak böylece gönencin toplumun bütün kesimlerine yayılarak, toplumsal varsıllık kaynaklarının, aynı zamanda, sömürü ve yoksulluğun da kaynakları olması önlenecektir.

İşçi sınıfı, devrimci sürecin başını çekmek ve sonuna değin götürmek zorundadır. İşçi sınıfı üretim araçlarının özel mülkiyetinden yoksundur. Buna karşılık var olan düzende ezilen ve acı çeken Diger toplum kesimleri, üretimde nesnel konumları geregi özel mülkiyet alanında kalırlar. Ve var olan üretim ilişkilerinin sosyalist üretim ilişkileri ile değiştirilmesinde öncü rolü oynayamazlar.Bu nedenle işçi sınıfımızın, toplumdaki Diger sınıf ve tabakalardan, onların dünya görüşlerinden ve ideolojilerinden bağımsız örgütlenmesi, politikasını kendi sonuncu amacı doğrultusunda bağımsızca belirlemesi zorunludur.Bununla birlikte işçi sınıfının siyasi eylemliliği tüm sömürülen ve baskı altında tutulan Diger toplum kesimlerine, durumlarının umutsuzluğunu ve kurtuluşlarının, ancak işçi sınıfının yönetim erki ile birlikte olanaklı olacağını gösterir. Onları savaşımlarının yanılmaz bir doğa yasası gibi işleyen bilimselliğine ve haklılığına inandırmaya, aynı saflarda savaşıma katmaya çalışır.

Ülkemizde gerek sömürüye karşı yürütmekte olduğu ekonomik savaşımı yönlendirebilmesi, gerekse emperyalizme ve yerli ortaklarına karşı sürdürdüğü bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm savaşımını başarıya ulaştırabilmesi için işçi sınıfının örgütlü siyasi savaşım yürütmesi gereklidir. Ancak böyle yapmakla yönetim erki savaşımını verebilmesi, yönetime gelebilmesiyle yönetiminde uygulayacağı bir dizi köklü girişimlerle kendinin ve geniş emekçi yığınların geleceğini yok eden halk düşmanı komplo ve sabotajları önleyerek, halkın çıkarlarını koruması gerçekleşebilir. Ancak böyle yapmakla, bütün halkın kurtuluşunu sağlayacak olan kendi sonuncu amacı doğrultusunda toplumun yeniden biçimlendirilmesi olanaklı olur.

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nin amacı ve görevi; Türkiye işçi sınıfını bilimsel olarak zorunlu bu erk amacına doğru yöneltmek, bu savaşımında onu örgütlemek, ona bilinç ve savaşım kararlılığı kazandırmaktır.

Türkiye kapitalizminin gelişimindeki tekelci nitelik burjuva demokrasisinin yaygınlaşıp kökleşmesine olanak vermemiştir. Burjuvazinin ırkçılığı ve şovenizmi de burjuva diktatörlüğünü besleyip güçlendirmiştir. Bunlara etkin bir biçimde varlığını sürdüren kapitalizm öncesinden kalma keyfi davranışlar ve baskı yöntemleri de eklenince, alışılmış burjuva demokrasisinin kurum ve kuruluşlarının kalıcı biçimde yerleşmesi zorlaşmaktadır. Faşist ve dinci akımların varlığını sürdürmesine yol açan bu ortamda, tekelci burjuva zorlandığında ve koşullar elverdiğinde, emekçilerin savaşımları sonucu edinilen demokratik kazanımlar, cılız burjuva demokratik ortam yok edilerek faşist yönetimler getirilmektedir. Bütün bu koşullar demokrasi savaşımının ne ölçüde yaşamsal olduğunu gösterir. Ülkemizde halk düşmanı egemen güçler emperyalizmle işbirliği içindedir. Kendi çıkarları ile emperyalizmin çıkarları öylesine iç içe girmiştir ki; onların emperyalizmden bağımsız bir tutum göstermeleri, bilimsel olarak olanaksızdır. Halkımızın sömürülmesinde işbirliği içinde olan emperyalizm ve yerli ortakları, onun baskı altında tutulmasında da, ortak çıkarlarının sürmesi açısından işbirliği yapmak durumundadır. Demek ki halkımız emperyalizme karşı sürdürdüğü bağımsızlık savaşımında, eylemli olarak, onun yerli ortaklarını, ikisinin sömürü ve baskılarının sürekliliğini gerçekleştiren yönetimleri de karşısına almak zorundadır. Bu durumda bağımsızlık savaşımı ile bir bütün oluşturur.

İşte bu durumda, işçi sınıfımızın yakın ereği, emperyalizme bağımlı tekelci burjuvazinin ve bağlaşıklarının egemenliğine son vererek bağımsızlığı ve demokrasiyi gerçekleştirmektir.Bu amaç işçi sınıfının örgütlü öncülüğünde halkın demokratik yönetimini olanaklı ve zorunlu kılar. Ülkemizde çıkarları Bağımsızlık, Demokrasi ve Özgürlükten yana olan kesimlerin birlikteliğini gerektirir. Bu gereksinim Halk Cephesi'nde somutlaşır. Halk Cephesi'nin temelini işçi-yoksul köylü bağlaşıklığı oluşturur.

Ülkemizde üretici güçlerin gelişme düzeyi, bağımsızlık ve demokrasi doğrultusundaki girişimlerde, Demokratik Halk Erki'ni sosyalist istemlerle de karşı karsıya getirir. Toplumumuzda işçi sınıfının bağımsız ve yönlendirici bir sınıf olarak yer almasının yol açtığı bu durum, Demokratik Halk Erki'nin daha ilk adımda, sosyalizm doğrultusundaki köklü dönüşümlerini olanaklı ve zorunlu kılar. Demek ki Türkiye'de bağımsızlık ve demokrasi için verilen savaşım, sosyalizm için verilen savaşım ile birleşir bütünleşir.

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, Demokratik Halk Erki'ne giden yolda halkımızın sürdürmekte olduğu bağımsızlık ve demokrasi savaşımında, emperyalizme ve gerici yönetimlere yönelen bütün anti-emperyalist ve anti-faşist girişimleri destekler, bu gibi eylemleri isçi sınıfının sonuncu çıkarları doğrultusunda, yörüngesine almaya çaba gösterir.

Ancak emperyalizme bağımlılığı, tekelci sermayenin egemenliğini ve anti-demokratik baskıları daha ince yöntemlerle pekiştirip yaygınlaştıran, her türlü iyileştirme (reform) girişimlerini tümüyle geri çevirir. Yine işçi sınıfının savaşımını yolundan saptırıp, burjuvazinin çıkarlarının peşine takarak ona zarar veren her türlü sapmaya, revizyonizme, sol serüvenciliğe ve işçi sınıfı dışı bir akım olan anarşizme karşı kararlı bir biçimde savaşır. Sosyalizm uygulamasındaki çözülmeyle birlikte sözde yenileşme kılığı altında sosyalizmi yok etmeye yönelik ikinci cepheyi açan yeni revizyonizme karsı ideolojik savaşım verir."

Sonuç olarak Türkiye Sosyalist İşçi Partisi kendisini bilimsel sosyalist bir parti olarak programı ile ifade ediyor ve bu programı yaşama geçirmek için eylemli bir duruş sergilemeyi özenle sürdürüyor. 3 Ocak 1993'ten bu yana geçen süreci de anlatarak kısaca siz değerli okuyucularımıza TSİP'i anlatmış olacak ve bir komünist partisinin olmazsa olmazlarına yer vereceğiz...


SAYFA BAŞI

ANA SAYFA