Turgut Koçak

turgut.kocak@hotmail.com

14.Aralık.2007

TÜRK-İŞ NEREYE GİDİYOR?

Son yapılan genel kurul göstermiştir ki, TÜRK-İŞ’in geldiği nokta hiçte iç açıcı değildir.

12 Eylül 1980 faşizmi sonrası sola ve sosyalistlere karşı yürütülen sürek avı sonuçlarını vermiş, emek eksenli sendikalar, siyasi partiler, dernekler sürekli olarak kapatılmış yeniden örgütlenmelerine ise izin verilmemiştir. Ortada kendisine dokunulmayan sadece TÜRK-İŞ kalmış, o da faşist generallerin dümen suyundan ayrılmaksızın varlığını sürdürmekle yetinmiştir. O dönemde çalışma yaşamı baştan sona darbeciler tarafından değiştirilmiş, işçiler emekçiler haklarını arayamaz duruma getirilmiştir. Çıkarılan sendika yasalarıyla eli kolu iyice bağlanan sendikalar çalışma yaşamında göstermelik birer kuklaya dönüştürülmüşlerdir. O dönem işçi sınıfımızın kazandıkları haklar birer birer ellerinden geri alınırken sözümona varlığını sürdüren TÜRK-İŞ’in gıkı bile çıkmamıştır.

Daha sonra işçilere ve emekçilere karşı uluslararası başlatılan saldırıyı da hesaba katarsak Türkiye işçi sınıfı içten ve dıştan gelen saldırıların etkisiyle; değil konumunu korumak, çok daha geri mevzilere sürülmüş ve koşulsuz teslim olmaya zorlanmıştır. O dönem özellikle 12 Eylül faşizmi nedeniyle yurtdışına çıkmak zorunda kalan kapatılan DİSK’in yöneticileri, uzun bir sessizlikten sonra yurda dönme koşulları oluşur oluşmaz geri dönmüşler, bu kez işçi sınıfının çıkarlarını devrimci bağlamda değil burjuvazinin sınırları içinde savunmaya başlamışlardır. Bu nedenle sınıf ve kitle sendikacılığı terkedilmiş burjuva çizgisinin egemen olduğu çağdaş sendikacılık anlayışı savunulmaya başlamıştır.

Başında da söylediğimiz gibi, emekçiler aleyhine baştan sona değiştirilen çalışma yaşamı ile birlikte sermaye güçlerinin işçilere ve emekçilere saldırısı daha da artmış, özelleştirmeler hız kazanmış, taşeronlaştırma yaygınlık kazanarak işçilerin örgütlenmesi iyice zora sokulmuştur. Bütün bunlar olurken sermayenin saldırılarını durduramayan işçi sınıfı daha da geri püskürtülerek olup bitenlere boyun eğmek zorunda bırakılmıştır.

Dönemin en yığınsal ve örgütlü sendikası olan TÜRK-İŞ, bu saldırılara bütün gücünü kullanarak karşı durmadığı gibi, kimi bağlı sendikaların karşı koyuşunu da büyük ölçüde engellemiştir. DİSK ise;12 Eylül öncesi dönemi örgütlülüğüne bir daha kavuşamadığı gibi yeni örgütlenmeler de yapmayarak etkisiz kalmıştır. İşçilerin gözünde sendikalı olmakla olmamak arasında bir fark kalmayınca işçilerde sendikalı olmak gereği duymamışlardır. Bir yandan sendikaların örgütlenmek için bir çabalarının olmayışı, diğer yandan işçilerin isteksizliği ve işten çıkarmalar sonucu sendikaların üye sayısı akıl almaz sayılara gerileyerek adı var kendi yok bir hale gelmişlerdir.

Sendikalar işçileri örgütlemedikleri gibi varolan üyelerini de eğitmeyerek, onları iyice gericiliğin pençesine itmişlerdir.

Özetle; işçilerin ekonomik, demokratik sosyal hak ve özgürlüklerini savunmak konumunda olan sendikalar, tam anlamıyla işlevlerini yitirmişler ve yöneticileri her geçen gün daha da düzenle bütünleşerek, deyim yerindeyse işçileri satmışlardır. Bu yüzden dipten gelen dalgalarla zorlanmayan yöneticiler; iyice siyasi iktidara yaslanmış, siyasi iktidarların gölgesinde bir elleri yağda bir elleri balda sendikacılık yapmanın sarhoşluğu içinde bir havaya girmişlerdir. Adım adım faşist ve gerici güçler tarafından TÜRK-İŞ içinde çalışmalar hız kesmeksizin yürütülmüş ve sendikalar içinde mevziler böylelikle sınıf karşıtlarının eline geçmiştir. Esasen TÜRK-İŞ’in son yapılan genel kurulu bir anlamda bu tırmanışın açıktan açığa dışa vurmasından başka bir şey değildir. Mustafa Kumlu başkanlığında oluşan TÜRK-İŞ’in yeni yönetimi işte AKP-MHP kırması bir çizgiye böylece oturmuştur. Bütün bunlar olurken AKP iktidarda olmanın rahatlığıyla bazen açık bazen gizli olarak TÜRK-İŞ içinde operasyonlarını sürdürmüş ve başarıyla tamamlamayı bilmiştir.

TÜRK-İŞ yönetimine seçilen yöneticiler kendilerine bu yönde sorulan soruları geçiştiriyor olsalar da gerçekler gün gibi ortadadır. Bu yöneticiler tıpkı AKP ve MHP gibi işçi düşmanıdırlar ve patronların çıkarlarına at oynatacaklardır. İlericilerin, devrimcilerin, sosyalistlerin çok yönlü olarak yitirdikleri mevzilere her gün bir yenisi eklenmektedir. Son TÜRK-İŞ genel kurulu ile birlikte bir mevzi daha yitirilmiş bulunmaktadır. TÜRK-İŞ’deki bu yeni durumu küçümsemek gerekir. Eski yöneticiler için de olumlu sözler bulamasak da yine de yeni seçilen bu yönetimden üç gömlek daha iyidirler.

Kapitalist sistemin karşısında başta kendi çıkarları olmak üzere tüm diğer emekçi toplum kesimlerinin de çıkarlarıyla yakından ilgili olması gereken işçiler; son zamanlarda büyük ölçüde geriye düşmüşlerdir. TÜRK-İŞ’in son genel kurulu ise olaya tuz biber ekmiştir.

Sonuç olarak geri çekilmenin sonuna gelinmiş bulunulmaktadır. Hiç kuşku yok ki, daha ilerisi uçurumdur. Ya toparlanıp hakkımızı almak için bütün gücümüzle hakkımızı savunacak ve yitirdiğimiz hak ve çıkarlarımızı yeniden kazanacağız ya da uçurumdan yuvarlanarak ölümlerden ölüm beğeneceğiz. Çünkü gelinen noktada artık başka bir seçenek kalmamıştır.

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin politik görüşlerini benimseyen ÖNCÜ SINIF GÜÇLERİ içinde yer alan işçilere şimdi çok daha büyük görevler düşmektedir. Saldırılar çok boyutludur. Bu saldırılar püskürtülmeden yetmez yeni yeni mevziler ele geçirilmeksizin gerçek kurutuluşumuz olan sosyalizm yolunda yürümemizin de  olanağı yoktur.

TÜRK-İŞ’in geldiği nokta hepimize ders olmalıdır.

İLETİŞİM FORMU

NOT: MESAJLARINIZ EN GEÇ İKİ GÜN İÇERİSİNDE CEVAPLANDIRILACAKTIR

 

NOT: telefon numaranızı yazmak istemiyorsanız birkaç rakam yazınız.

 

[- Sayfayı yazdır - ]


SAYFA BAŞI

GİRİŞ SAYFASI

ANA SAYFA