Turgut Koçak

turgut.kocak@hotmail.com

VE 2007 ve 2008

02.Ocak.2008

Koskoca bir yılı daha devirdik. Geçmişin değerlendirimini yaparken ne kadar nesnel olabiliriz bilemiyorum. Ya da, neden böyle bir değerlendirime gerek vardır? Bir bakıma yaptığımız eleştiri ve özeleştiri bize ne kazandırmakta devrimci yaşamımıza bir artı getirmekte midir? Kişi olarak bu konu kafama hep takılmıştır nedense. Çünkü çocukluğumuzdan beri eleştiri ve özeleştiriyi devrimci olmanın en önemli kıstası olarak öğrendik. Öğrendiğimiz ilk günden başlayarak da bu silaha sayısız kez başvurduğumuz oldu, hâlâ da oluyor. Ama; yapılan eleştiri ve özeleştirilerin genel olarak bakıldığında bir yararı olmuş mudur diye sorarsanız; üzülerek yanıtlamak isterim ki olduğunu söylemekte oldukça zorlanıyorum. Şimdi bu yazdığımı okuyan dost düşman hemen herkesin bu söylediklerime kıs kıs güldüklerini ve burun kıvırdıklarını görür gibi oluyorum. Bunların bir kısmının da yararsız silah eleştiri ve özeleştiriye sarılarak bir kez daha iman tazeleyip aynı tas aynı hamam yollarına devam edeceklerinden hiç kuşkum yoktur.

Çok gerilere gitmeden salt 2007 yılı içinde kendi içimize ve dışımıza yönelik yaptığımız eleştirileri ve bize yönelen eleştirilere karşı yaptığımız özeleştirileri bile ele alsak birçok olumsuzluğun üstesinden gelinmesi gerekirdi sanırım. Ne yazık ki, değişen ve düzelen bir şey olmadığı gibi olumsuzluk anlamında makasın daha da açıldığını görmekteyiz. Oysa eleştiri ve özeleştiriyi yaparken beklediğimiz şey; kötü giden şeylerin düzeltilmesi ve nitelik sıçramasının yakalanması iken nasıl oluyor da tam tersi bir kazanım elde etmekte ve istediğimiz sonucu almak yerine sürekli olarak hayal kırıklığına uğramaktayız? Ya da denilebilir mi ki, yapılan eleştiriler yersiz ve haksızdır? Gerçekleri göz önüne getirdiğimizde yapılan eleştirileri az bile bulduğumuzu söyleyebiliriz. Ama yararsız olduğunu da yanına eklemek koşuluyla...

Bir kez eleştiri, yediden yetmişe hepimize sevimli gelmemektedir. Bize bir eleştiri yapıldığında hemen kirpileşmekte savunma oklarımızı bütün gücümüzle eleştiri yapanlara karşı çevirmekteyiz. Söylenenlerin içinde doğru olabilecek bir şeylerin olabileceğini aklımızın ucundan bile geçirmekte zorlanmaktayız. Çünkü biz en iyisini biliriz. Eğer eleştiri bağlı bulunduğumuz örgütsel yapıya yapılmışsa; ki,  o zaman daha da bir saldırganlaşır, eleştiri yapanların ağızlarının payını bir sürü güdüsüyle toplu olarak vermeye kalkmaktan bir an bile geri durmayız. Gözümüzde büyüttüğümüz ve adeta Tanrılaştırdığımız örgütümüzün de yanılgıları olabileceğini hiç mi hiç aklımız kesmez nedense. Bu durumda da ne kendimize ne de içinde bulunduğumuz örgüte bir getirimiz olmadığı gibi doğanın yasalarına ters taşlaşır kalırız adeta...

Eleştiri karşısında böylesi geri tutum ve davranışları olanları, hemen küçük burjuvalıkla ve kendini beğenmişlikle suçlayıp işin içinden çıkmak olasıdır. Ancak bu yol ve yöntem bugüne dek hep söylenilegelen yaklaşımlar olmasına karşın, değişen fazladan bir şey de olmuş değildir. Yani bir gerçeğimiz olarak dün olduğu gibi bugün de aynı geriliğimizin soluğunu ensemizde duyuyor,  yerine göre umutsuzluğa bile kapıldığımız olmuyor değil. Ancak; içimizi acıtan bu yara ile yaşamayı öğrenmekten başka bir seçeneğimiz olmadığını da iyi biliyoruz.

Şimdi gelelim özeleştiriye. Özeleştiri daha çok Hıristiyan kültürüne özgü olup, Hıristiyanlarda günah çıkarma geleneği bunun en tipik örneğidir. Uygulanış biçimine gelince bu, kültürde günah çıkaranı aşağılayan, boyun eğmesine neden olan ve hatta yalakalaştıran bir öz vardır. Daha da tehlikelisi ise kişinin mazoşist şekilde kendisini örselemesidir ki, Bu kişilerden sağlıklı bir sosyalist devrimcinin olabileceğini asla beklememek gerekir.

Eğer gerçeğimizi kabul eder, bu savaşımda herkesin aynı olması gerekmediğini bilir, eleştiri-özeleştiri silahı yerine eşitlerin yoldaşça ilişkisini ve yan yana duruşunu yöntem olarak benimsersek sorunun üstesinden büyük ölçüde gelmiş oluruz. Aksi taktirde günümüz eleştiri ve özeleştiriyle geçer ki, bu durumda geçmişimizi pek çok karanlık nokta ile tanınamaz hale getirebiliriz. Buna bir anlamda vıdı vıdı demek de olasıdır. Bu yüzden bizi sık sık tökezleten nedenleri iyi görmek ve bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için savaşmak kişisel yaşamımızda da, örgütlü yaşamımızda da en önemli belgimiz (şiar) olmalıdır. Dolayısıyla sizi çok gerilere giderek ve geçmişten sayısız örnekler vererek yormak istemiyorum. Yazının başlığını bu yüzden Ve 2007 ve 2008 koydum. Çünkü 2007 yılını geride bırakıyor 2008 yılına giriyoruz. İstiyorum ki, 2007 yılındaki başarısızlıklarımızı 2008 yılında da yaşayıp bir kısır döngü içinde boğuşup kalmayalım.

Rusya Komünist İşçi Partisi Merkez Yürütme Kurulu Üyesi ve Moskova Sekreteri Mihail Gunko yoldaş, geçmişte partimizi ziyaret etmiş; bazı partililer de kendisine Sovyetlerin ve Sovyetlerde sosyalizmin yıkılışı ile ilgili bir dizi soru sormuşlardı. Bu soruların aklımda kalan en önemli yanıtlarından birisi hiç kuşkusuz ki, “İnsan unsuru” yanıtı olmuştu. Oysa biz; Sovyetlerdeki yıkılışı o kadar çok şeye bağlamıştık ki, şaşırmadığımı söylesem yalan olur. Sonradan Gunko yoldaşın bu sözlerini içerde ve dışarıda çok düşündüm ve kendisine hak verdim. Yoksa sarhoş ve faşist biri olan Boris Yeltsin nasıl SBKP Genel sekreteri olabilirdi. Bu ve benzer örnekleri istersek daha da çoğaltmak olasıdır. Ne ki buna gerekte yoktur.

Şimdi dönelim kendimize: Bizim ve bizim dışımızdaki örgütlerin insan unsuru nedeniyle çok büyük kayıplara uğradıklarını ve başarısızlığa düştüklerini sosyalizm için savaşımımızın her adımında o denli çok gördük ve tanık olduk ki saymakla bitirmek olanaksızdır. İyi tanıdığınızı sandığınız ve aranızdaki ilişkileri hep  yoldaşça tuttuğunuz birine bir de bakıyorsunuz ki, meğer onu hiç tanımıyormuşsunuz. Arkasından da sizin için ve uğrunda onca emek verdiğiniz örgüt için yenilmez yutulmaz yaklaşımlar işitiyorsunuz. Deyim yerindeyse boks ringinde sayısız yumruk yiyerek gözünde yıldızlar uçuşan boksöre dönüyorsunuz. Toparlanıp eleştiriye ve özeleştiriye girişseniz bile bunun size çokta yararı olmuyor. Kısaca; geçici bir süre  içinizin fırtınasını dindirmekle yetinmiş oluyorsunuz. Ya sonrası? İşte asıl önemli olan şey de burasıdır.

Sonuç olarak; partimiz bütün olasılıkları göz önünde bulundurmalı ve insan unsuruna büyük önem vermelidir. 2007 yılındaki kayıplarımızı ancak bu bilinç ve kararlılıkla ortadan kaldırabilir, 2008 yılını kazanabiliriz. Sosyalizme ve TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ’ne gönül verenleri uyarıyorum insan unsuru şakaya gelmez... Yoksa; küçük burjuvalıklarla ve kendini beğenmişliklerle uğraşmaktan bizde ne hal kalır ne de coşku...

Partililerimizin ve emekten, özgürlükten yana olan yeryüzünün tüm insanlarının yeni yılını yürekten kutlar; insanlık düşmanı kapitalist-emperyalist sistemin tarihin çöp tenekesine atılması için isyan bayrağını kaldıranları devrimci coşku ile selamlarım.

İLETİŞİM FORMU

NOT: MESAJLARINIZ EN GEÇ İKİ GÜN İÇERİSİNDE CEVAPLANDIRILACAKTIR

 

NOT: telefon numaranızı yazmak istemiyorsanız birkaç rakam yazınız.

 

[- Sayfayı yazdır - ]


GİRİŞ SAYFASI

ANA SAYFA