turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


NE OLDU?

TURGUT KOÇAK (TSİP GENEL BAŞKANI)

12 OCAK 2016

Bir zamanlar AKP'liler muhalefete Sivas'tan öte gidemediklerini söyleyerek prim toplardı. Oysa o dönem partinin Genel Başkanı ve Başbakan olar Recep Tayyip Erdoğan Doğu ve Güneydoğu'ya giderken neredeyse bir ordu ile gider, devletin bütün güçlerini ise kendi hizmetlerine koşardı. Hâl buydu ama yine de övünmek onlar için bir fırsattı. Halkın önemli bir kesimi de bu palavraya kanar ve vay anasına çekip kendi kendisini kandırırdı.

Şimdi durum değişti. AKP'nin milletvekilleri artık bu bölgelere güvenli olmadığı gerekçesiyle giremedikleri gibi girmeyi de pek yerinde bulmuyorlar. Yani sizin anlayacağınız palavra dönemi bitti. Gerçeklerle yüzyüze kalındığında ise o bölgelerde şimdi ülkenin yoksullarının çocukları bulunuyor. Onların kimisi asker, kimisi de polis. Hemen her gün oradan asker ve polis cenazeleri geliyor. Bir zamanlar herkese "siz analar ağlasın mı" istiyorsunuz numaraları çekenlerin yalanı öyle bir ortaya çıktı ki, ülkenin her tarafı yangın yerine döndü. Gün geçmiyor ki, ülkenin herhangi bir yerine asker ve polis cenazeleri gelmemiş olsun.

Aslında AKP iktidarı gözümüzün içine baka baka tam 13 yıldır hesabı verilmesi olası olmayan suçlar işledi. "Çözüm Süreci" adı altında sürdürülen politikalar iflas etti ve AKP'nin zaafından yararlanan PKK ise kentleri silah deposu haline getirmekle yetinmedi, sokaklara hendek kazarak ve de barikatlar kurarak bugün gelinen ortamı hazırladı. O dönemde yaşananlara seyirci kalan valisinden kaymakamına kadar hemen herkesin eli kolu ise bizzat bu iktidar tarafından bağlandığı için diyebiliriz ki olacaklara yol verildi. Gerçi AKP iktidarı herkesi satmaya alışık olduğu için kendi suçunu hemen valilere ve kaymakamlara yıkıverdiyse de bulduğu yol inandırıcı olmadı ve de suç doğrudan AKP iktidarının ve Recep Tayyip Erdoğan'ın üstünde kaldı. Bu gerçeklere karşın suçun "Paralel" yapıya atılması yönünde çabalar olsa da kesin olarak biliyoruz ki, AKP'nin bu dalaveresi de tutmayacak.

Yani sizin anlayacağınız takke düştü kel göründü. 7 Haziran seçimini yitiren AKP, herhangi bir hükümet kurulmasını engellediği ve de MHP'nin daha seçim gecesi erken seçim istemesini fırsat bildiği için Recep Tayyip Erdoğan, planını tıkır tıkır işletti ve şiddet tüm bölgeyi böylece sarmış oldu. Gerçi Recep Tayyip Erdoğan'ın başlattığı şiddet ortamı işine yaramadı değil, yinelenen 1 Kasım 2015 seçimlerinde AKP'nin oy yüzdesi %49,5 oldu ve 317 milletvekili çıkararak tek başına iktidar koltuğuna oturdu.

Burada bizim en çok dikkatimizi çeken şeyse 1 Kasım seçimlerinde PKK'nın şiddetine ara vermesi olmuştur. Doğal olarak böyle bir durum al gülüm ver gülüm hesabını doğrulayan bir görüntü çizmektedir. Şimdi ise olup bitenlere baktığımız zaman tam bir karanlık ortam söz konusu. Analar ağlıyor, evlatlar yaşamını yitiriyor. Bölge halkı canından bezdirilerek göç yollarına düşürüldü. Her gün film izler gibi izlediğimiz kentlerde neredeyse ayakta bir tek bina bile kalmış değil. İnsanlar öldürülüyor. Çocuklar can veriyor ve de savaş ortamında cenazeleri bile kaldırmanın olanağı kalmamış. Her ne kadar Başbakan Davutoğlu; "Müdahale etmeseydik kaos olacaktı" diyor ya olup bitenler kaos değilse daha da büyük felaket aslında.

Tabi bir de AKP eliyle top yekun ülkenin terörize edilmesi var. Beyaz Şov'a bağlanan Ayşe Çelik'in sözleri sıradan bir eleştirinin ötesine geçmemesine karşın, iktidar tarafından öyle bir saldırıya geçildi ki, şimdiye kadar kıllarını kıpırdatmayan savcılar harekete geçip program ve Ayşe Çelik hakkında terör örgütünü övmekten soruşturma açtılar. Ortada hiçbir şey yokken Beyazıt Öztürk televizyonda ağladı, özürler diledi. Doğan Medya aynı şeyleri yaptı. Yani sizin anlayacağınız bu iktidarın ülkeyi getirdiği nokta öyle bir nokta ki, gerçekten Suriye'de yaşananlar bizim ülkemizde de pekâlâ yaşanabilir.

AKP'nin konumu öyle bir noktada ki, ne pahasına olursa olsun iktidarını devam ettirmek istiyor. İşte bu gerçekten de iplerin kopmasıdır aslında. PKK ise hendek kazarak sonuç alacağını düşündü, hatta yöneticileri daha da ileri giderek savaşı devam ettirmek için kendilerine katılacak ama isimlerini veremeyecekleri güçler olduğunu söyleyerek bir anlamda blöf çekti. Ancak sonuç belli. Kentler yıkıldı. Halk büyük bir düş kırıklığına uğradı. Göç yoluyla sokak savaşlarının sürdüğü il ve ilçeler boşaldı.

Sonuç olarak PKK hangi güçleri tarif ediyorsa etsin bizce giriştiği bu savaşı kaybetmiştir. Ve zaten Türkiye'nin demokratikleşmesini siyaseten öne çıkarmayan, etnik ve inanç kimliğinde kim neye soyunursa soyunsun bugün olmazsa yarın mutlaka kaybedecektir. Bu yüzden de bir kez daha sosyal mücadelenin rayından çıkan tekerlekleri raya yeniden yerleştirilmeli, savaşım emek güçlerinin mücadelesine dönüştürülmelidir.

Böylece eşit yurttaşlık hakkı ve ortak vatan bağlamında ve de BAĞIMSIZLIK - DEMOKRASİ - SOSYALİZM yolunda mücadeleye ve örgütlenmeye devam edilmelidir.

Bir başka deyişle sosyalistlerin işi sömürücü kesimlere devlet kurup onların iktidarlarını ihya etmek olmadığının bilincine varılmasıdır.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA