turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


ABD EMPERYALİZMİ - BİDEN - AB

TURGUT KOÇAK (TSİP GENEL BAŞKANI)

24 OCAK 2016

Türkiye emperyalist dünya ve işbirlikçileri tarafından şamar oğlanına çevrildi. Türkiye'nin NATO'da olması sanki bir kazançmış gibi ne zaman ABD ve AB Türkiye'yi hizaya getirmek istese Türkiye'nin NATO'dan çıkarılmasını gündeme getiriyor. Neymiş efendim AB ülkeleri Türkiye'nin NATO'dan çıkarılmasını istemişlermiş de Amerika razı olmamış. Biden daha Türkiye gezisine başlamadan bu sözlerle işe girişti. İnanıyoruz ki, bazı çevrelerin NATO'dan atılır mıyız kaygısıyla yüreği kesin hoplamıştır. Ancak bugüne kadar, NATO'nun değil Türkiye'ye hayrının dokunması, tam aksine Türkiye'yi her geçen gün NATO daha da çamura sokarak adeta Türkiye'nin kamburu haline gelmiştir. Başka türlü düşünülmesi de zaten olanaksızdır. Çünkü NATO; gerçek anlamda saldırı ve savaş örgütü olmanın ve emperyalist dünyanın sermaye bekçiliğini yapmanın ötesinde başkaca da bir işe yarar yanı DA yoktur.

Şimdi gelelim ABD Başkan Yardımcısı Biden'ın Türkiye'ye gelişine. Bilindiği gibi Biden sözüm ona imzacı akademisyenleri de dikkate alarak onları arkalayan sözlerle gezisini başlatmıştır. Arkasından da Türkiye'deki Recep Tayyip Erdoğan'ın gazeteci tutuklatmalarına ise değişik bir şekilde karşı çıkarak Can Dündar'ı ve diğerlerini sahip çıkar görünmüştür. Elbette Biden'ın derdi gazeteciler değildir, gazeteciler işin sadece kamuoyuna şirin görünmek için zoraki sahiplenilen bir konudur. Biden'ın asıl geliş nedeni Türkiye'ye ve bölgeye yeni bir şekil vermek için yetkili ve etkili olduğu düşünülen çevrelerle atılacak adımlar için ısınma girişimleri yapılmasıdır.

Salt bu nedenle TBMM'de bir etkisi olmayan ama bir varlık olarak görülmek istenen muhalefeti önem sırasına almış ve muhalefet partilerinden belirlediği isimlerle görüşmüştür. Bu görüşmeye İktidar partisi AKP'den Galip Ensarioğlu, Orhan Miroğlu CHP'den Fikri Sağlar, Sezgin Tanrıkulu ve HDP'den Leyla Zana Ayhan Bilgen, Altan Tan katılırken MHP'den Oktay Vural'a yapılan çağrıya MHP katılmayarak hayır yanıtı vermiştir.

Birçok kimse bu toplantı için "ne var canım katılmışlarsa ne olmuş" diye düşünebilirler. Hatta anlı şanlı üniversite profesörleri bile böylesine yapılan toplantıları değerli bulmanın yanında MHP'yi bu toplantıya katılmadığı içinde eleştiriyorlar. Bu toplantıyı yakından izleyen Türkiye kamuoyu inanıyoruz ki doğru bir değerlendirme yapmış ve muhalefetinden iktidarına kadar birçok partinin kendi varlığını ne denli dış güçlere bağladığını görmüş ve üzerinde de kafa yormuştur, diyorsak da sizler çok da emin olmayın. Olmayın, çünkü kamuoyu böylesine uyanık olan toplumlarda ne Biden gelip Türkiye'deki politikaya yön vermeye kalkabilir ne de siyasi partiler böylesi çağrılara kapılarını aralarlar. Ha işin bir de başka bir yanı var. Bu toplantılara çağrılan milletvekillerini de bizzat Biden'ın belirlediği söylenmektedir. İşi burası da gerçekler ışığında konuyu ele alırsak çok ama çok önemli sayılmalıdır.

Benzer toplantı daha sonra Başbakan Davutoğlu ve Recep Tayyip Erdoğan ile de yapılmıştır. Bu toplantılarda üzerinde durulan konular daha çok bölgede terör örgütleri olarak anılan örgütler ve bu örgütlere karşı ortak nelerin yapılacağı konusu öne çıkmıştır. Biden PYD'yi Suriye'de IŞİD'a karşı birlikte savaşılan bir örgüt olarak değerlendirip terör örgütü saymazken Davutoğlu bütün bu örgütlerin terör örgütü sayılması gerektiğini söylemiş. Sanırız benzer konuşmaların geçtiği toplantının aynısı bir basın açıklaması yapılmamasına karşın Recep Tayyip Erdoğan ile yapılmış. Biden kafalarının içinden geçen gerçeğe karşın PKK'yı terör örgütü olarak gördüklerini söyleme gereği duymuştur. Buradan da anlaşılıyor ki Biden'ın ağzından gelecekte Amerika PKK'nın silahsızlandırılmasını isteyeceği gibi bu güçlerin PYD saflarında Suriye'de rol almasına yönelik girişimleri de olacak gibi gözükmektedir.

Sonuç olarak burada önemli bir nokta ortaya çıkmış bulunmaktadır. ABD, Biden'ın ağzından nasıl bir politika güdeceğini üç aşağı beş yukarı belli etmiş durumdadır. AB'nin görüşleri de Amerika'dan farklı değildir. Bu yüzden önümüzdeki dönem ABD, AB ve Türkiye'deki işbirlikçileri aracılığı ile Türkiye'nin ağır bedeller ödeyeceği konuma düşeceği asla unutulmamalıdır asla.

Bu arada İsrail Adalet Bakanı Ayelet Şaked, bağımsız "Kürt devleti" kurulmasına büyük destek verdiğini söyledi.

Tel Aviv'deki Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nde bir konuşma yapan İsrailli Bakan Şaked, "Uluslararası topluma Kürt devleti kurulması çağrısı yapmalıyız" dedi.

İsrail Adalet Bakanı Ayelet Şaked, "Bu yeni devletin Türkiye ve İran arasında yer alması gerektiğini" dile getirdi.

Kürtlerle İsrail arasındaki kültürel bağlara da dikkat çeken Şaked, Kürtlerin IŞİD ve diğer terör örgütleriyle mücadelede stratejik bir partner olduğunu savundu.

Sonuç olarak bölgeye ve Türkiye'ye emperyalist dünya tarafından kurulan tuzaklar bütün çıplaklığı ile ortadadır. Bu gerçekler ışığında bölgede olup bitenleri ele aldığımız zaman, gelişmelerin hiçbiri bölge halkları, işçileri ve emekçileri yararına olmayacaktır. İşte bu yüzden buradan bir kez daha ilan ediyorum ki, sosyalistler her koşulda emperyalist dünyaya hayırhak davrananlarla yan yana düşmemeli aksine onlarla ve politikalarıyla sonuna kadar savaşmalıdırlar.

Aksi şekilde davranan ve düşünenler bizden değil, tam tersi düşmanımız saflarında yer alanlar olarak görülmelidir.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA