turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


DİN VE SİYASET

TURGUT KOÇAK (TSİP GENEL BAŞKANI)

4 ŞUBAT 2016

AKP'nin genetiği ne demokrasiye uygun, ne eşitliğe, ne adalete ne de insan haklarına. Katı dini kuralların bağlayıcılığı bu partiyi kuruluşundan bugüne kadar etkisi altına aldığı da tartışılamayacak denli açıkça ortada.

Bildiğiniz gibi, geçmişte Recep Tayyip Erdoğan, Kâbe'ye gitmiş, orada Kâbe çevresinde dolanırken onu fark edenler Recep Tayyip Erdoğan'ın lehine başlamışlardı gösteri yapmaya. Sözüm ona orada dini görevlerini yerine getirenlerin aklına ne Muhammed, ne Kâbe gelmiş yaşanan bu olayı Recep Tayyip Erdoğan ise içten içe hoşuna gitse de kızara kızara izlemek zorunda kalmıştı. Bu olay ajanslara servis edilip televizyonlarda ve yazılı basında yayınlandıktan sonra da kimse olayın üzerinde doğru dürüst durmamış, sonra da unutulup gitmişti.

Demek ki yaşanan bu olayın AKP'ye getirisi olduğu düşünülmüş ki, Başbakan Ahmet Davutoğlu'da Kâbe ziyaretinde benzeri bir olayla karşılaştı ve Davutoğlu Erdoğan'ın aksine bu gösteriyi sanki miting meydanındaymış gibi karşılık vererek istismarın boyutlarını Recep Tayyip Erdoğan'dan da bir adım ileriye taşıdı.

Sermaye düzeninin savunucusu partilerin hemen tamamı iki şeyi her zaman istismar etmekten çekinmemişlerdir. Bunları birisi dini istismar, diğeri de yığınların milliyetçi duyguları. Son 1 Kasım seçimlerinde her ne kadar AKP %49,5 oy almış ve 317 milletvekili çıkarmış bile olsa; ülkeyi yönetemez duruma düştüğü su götürmeyecek denli ortada. Bu yüzden de AKP iktidarı şimdilerde en üst düzeyde milliyetçilik ve de özellikle dincilik konusunda tavan yapan bir politika izlemeye başladı. Yoksa Davutoğlu gibi bir insanın Kâbe'de gösteriye sahne olacak bir olaya tıpkı miting meydanındaymış gibi tepki vermesi öyle sıradan bir olaymış gibi görülemez, görülmemelidir de.

Sermaye güçlerinin siyasal örgütleri iktidarı ve muhalefeti ile birlikte iyice sıkışmışlardır. İşte bu yüzden AKP'nin izlediği politika artık iyice dibe vurmuş politikalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Muhalefetin durumu ise AKP ile boy ölçüşecek denli ne organizedir ne de böyle bir gelişme karşısında hazırlıklıdır.

Türkiye'de yaşananlar yaşamsal boyutta iken CHP'nin, yaşanıp yaşanmadığı bile belli olmayan Atatürk'ün resminin bir milletvekili tarafından duvardan indirilmesi tartışmasına kilitlenmesi ve özellikle de AKP yandaşı basından sürekli olarak verilmesi anlaşılır bir durum değildir. Üstelik Vatan Partisi ve Aydınlık gazetesinin de bu konudaki sürekli top atışını da AKP ile paralel bir duruş olarak okumak gerekir. Gerçi CHP'de yaşanması olası çatlakların Vatan Partisi'ne bir yararı olmayacağı ortada iken Vatan Partisi'nin yürüttüğü politikayı da anlaşılır kılmakta yarar vardır. Çünkü Vatan Partisi Atatürkçülüğün sadece ve sadece yaldızlı yanını temsil eden ve buradan nemalanmayı kafasına koymuş bir parti olduğu için bunların çabasını da nafile ama AKP gericiliğine karşı verilecek mücadeleyi aksatır yönde değerlendirmek gerekir.

MHP ise şu sıralar kendi derdine yanan bir parti konumundadır. Olağanüstü kongre için toplanan imzalara karşın, kongreye gitmeyi düşünmeyen MHP Genel Merkezi, partilerini kayyuma teslim etmek zorunda kalırsa hiç şaşırmamak gerekir. Zaten MHP'nin izlediği politikadır ki, bugün AKP'yi ve Erdoğan'ı bir kez daha ülkenin Ali kıranı baş keseni haline getirmiştir.

HDP'ye gelince; bu parti için sosyalizan pencereden baktığımızda başkalarının aksine HDP'yi farklı bir örgüt olarak görmekteyiz. Bu parti hakkındaki düşüncemi CNN'deki Şirin Payzın'ın programında o zaman partinin Eşbaşkanı olan Ertuğrul Kürkçü'nün yüzüne söyledim. Bu nedenle bir kez daha yinelersek; HDP'nin konumu inanç ve etnik köken üzerinden politika yaptığı için çizgisi de ister istemez devrimcilerle örtüşmeyecek, aksine karşı devrimci bir çizgide politikalarını derinleştirmeye devam edecektir. Nitekim bu parti kendisini salt Kürt sorunu ile çerçevelediği için Türkiye'nin politik yaşamında işlevi de bu merkezde gelişecek ve bu sorun için en gerici politikalara da kolaylıkla yatma olasılığı kapısı da hep açık kalacaktır.

Oysa izlenmesi gereken politika; demokrasi güçlerinin doğru bir eksende buluşmaları ve AKP'nin bütün oyunlarını bozmak olarak anlam kazanacağı için bu yöndeki çaba ve çalışmaları öne çıkaracak şekilde olmalıdır. Daha da açıkça söylemek gerekirse bu bağlamda CHP, Türkiye'nin demokratikleşmesi yolunda hâlâ üzerine büyük görevlerin düştüğü bir partidir.

Bizim partimiz, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi de emek ekseninde geliştirilecek politikaların da ön açısı olarak çıkışı Türkiye'nin demokratikleşmesinde görmektedir.

Bu gerçekler ışığında partimiz, bu politikaların içini doldurmak ve emek güçlerinin sessizliğinin sesi olmak için üzerine düşen görevi yerine getirmekten bir an bile geri adım atmayacaktır.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA