turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


DAHA NE OLSUN?

TURGUT KOÇAK (TSİP GENEL BAŞKANI)

9 ŞUBAT 2016

Derler ya 'Rüzgâr eken fırtına biçer". Peki, fırtına eken ne biçer acaba?

AKP iktidarının başlangıcı olan 3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana köprülerin altından öyle çok sular aktı ki, nelerle karşılaştığımız ve neler yaşadığımızı saymakla bitiremeyiz.

Her şeyden önce AKP iktidarı işbaşına geldikten sonra ülkemizde aydın ve demokrat geçinen her fırsatta kulağı uluslararası sermaye güçlerinin sesine açık olan kimseleri asla unutmamalıyız. Bunların biraz asaletli olanları AKP'yi hem demokrat gösterdiler hem de modern dünyayı iyi anladıklarının propagandasını yaptılar. Sıradan ve oraya buraya hasbel kader kapak atmış olanları ise AKP'lilerin başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere özelliklerine dair afaki palavralar kesmeye başladılar. Çünkü onlar da iyi biliyorlardı ki, halk böylesi tiplerden hoşlanırdı. En azından bu muhteremler böyle düşünüyorlardı. Bu yüzden de Recep Tayyip Erdoğan'a 'KASIMPAŞALI' yakıştırmasını bulmakta zorlanmadılar. Gerçekten de onların bu buluşu şimdilerde pek konuşulmasa da diyebiliriz ki bayağı tutmuştu. Artık Erdoğan daha sert konuşuyor, tehditleri arttığı gibi yürüyüşünde bile gözle görülür değişiklikler göze çarpıyordu. Halk bu tür tiplemeleri sever diye bulunan tipleme bayağı yerine oturmuştu.

Birinci kategoride olanlar sürekli olarak ekonomik görüşler dile getiriyor ve Türkiye'de her şeyin ne denli güllük gülistanlık olduğunu pervasızca işliyorlardı. Aslına bakarsanız bunların söyledikleri uluslararası sermayenin daha çok vurgun vurması için tam anlamıyla bir ayak oyunuydu ve de bu işte görevlendirilenler; işin, AKP iktidarı üzerinden tıpış tıpış yürütüleceğini adları gibi iyi biliyorlardı. Nitekim yanılmadılar. Kamu kuruluşları neredeyse yok pahasına yabancılara peşkeş çekildi. Bankaların %70'e varan kısmı yabancılara satıldı. PTT gibi stratejik bir kuruluşun bile gözünün yaşına bakılmayarak arsalarının parasını bile bulmayacak bir fiyatla işi bitirildi. Arkası çorap söküğü gibi geldi. AKP iktidarı döneminde satılıp savulmayan hiçbir şey kalmadı. AVM'ler aldı başını gitti. Cami üstüne cami yaptırılıp, camilerin altları dükkanlarla doldurularak tam anlamıyla bezirgan bir yol izlendi. Vurgun, talan, ihale yolsuzlukları, rüşvet, kara para işi tavan yaptı. İnşaat üzerinden kentler ve kıyılar yağmalanıp bezirgan bir anlayışla birileri rantçılıktan malı götürdü. AKP'li belediyeler tarikat vakıflarına en çok da Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın vakfı TÜRGEV'e olanaklar yağdırdılar.

Havuz medyası oluşturulup AKP'yi eleştiren medyanın sesi soluğu kesildi. Direnenler olursa da mali krize sokulup ya da işini yapamaz hale getirilerek el kondu. Yandaşlık görevini üstlenmeyen basın kuruluşlarına ölümlerden ölüm beğenin denilerek çalışan gazeteciler gereğinde patronlar tehdit edilerek işten kovduruldu. İşsiz bırakmakta iktidarı kesmemişse gazeteciler, yazarlar doğru zindanı boyladılar. Hesaplaşma çok boyutluydu bu yüzden de orduya yönelik kumpaslar birbirini izledi ve düzmece davalarla onca asker içeri alınıp yargılandılar ve ceza üstüne ceza yediler. Görüldü ki mızrak çuvala sığmıyor, tutuklular serbest bırakıldı ve verilen cezalarda yeniden görülen davalarla ortadan kaldırıldı.
Kürt sorunu iktidarın keyfiyetinde "çözüm süreci" adı altında götürüldü ve yapılmaması gereken ne varsa yapılarak konu bugünkü çıkmaza getirilip saplandırıldı. Daha başka bir deyişle AKP iktidarı döneminde yapılan her seçimde AKP'nin kazanması için Kürt sorunu özellikle kullanılıp AKP'nin oylarının arttırılmasına yönelik işlev görmesi sağlanmaya çalışıldı. Başarılı da olundu diyebiliriz.

Bugün yaşanan acı tabloya baktığımız zaman görürüz ki, bütün bu yaşananlar AKP'nin gaflet ve delalet arz eden siyasetlerinin bir sonucudur. Doğu ve Güneydoğu'da yerle yeksan edilen kentlerin ve yüz binlerce insanın yaşadığı kahır; AKP'nin halk düşmanı politikalarının sonucu olarak önümüzde durmaktadır. AKP öyle ya da böyle ülkemizde burjuva demokrasisinin kırıntısını bile ortada bırakmayan bir politika yürütüp tek bir kişinin iradesine koşullanmış bir yol izleyerek adeta 77 milyon insanımızla dalga geçer hale gelmiştir. Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Başkanlık' ötesinde düşündüğü bir şey yoktur bu yüzden de yaşadıklarımız ateşe körükle gidilmesinin bir sonucudur.

AKP iktidarı tarafından dış politikada çamura saplanmış değil, artık yedi kat yerin dibine batırılmıştır. Dış güçlerin işbirlikçiliği AKP iktidarının hamurunu çürütmüştür. Bu yüzden de bölgede izlenen politikalar hem gerici hem de ülkemiz açısından tehlike ve tuzaklarla doludur. Kuzey Afrika'dan ta Afganistan'a kadar büyük bir coğrafyada AKP'nin suçları çığ olmuş başımıza düşmektedir. Bu coğrafyada yaşanan tüm kötülüklerin AKP ve Recep Tayyip Erdoğan eylemli ortağıdır. Suriye'de yaşananları ise tarih insanlık var olduğu sürece unutmayacaktır. El Kaide, El Nusra, Müslüman Kardeşler, Gıvır zıvır terör örgütleri, ÖSO ve IŞİD hep emperyalist dünyanın ve AKP iktidarının ortaklığı ile kurulup, beslenip semirtilmiştir.

Sonuç olarak; AKP iktidarı daha ne olsun ki, halkımızın belleğinde berraklaşıp halk tarafından hak ettiği dersi alabilsin? Sanırız, işin püf noktası da burası…


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA