Turgut Koçak
turgut.kocak@hotmail.com
13.Ocak.2008
Yurtseverlik bu mu?
İnsan, bazı davranışları gördükten sonra gerçekten üzülüyor. Yıllarca bu ülkenin insanlarının, içi boş sözlerle uyutulmasına kahırlanıyor. İnsanların ülkelerini sevmeleri kadar doğal bir şey olamaz. Çünkü insanı insan yapan, o insana kendi rengini ve kimliğini kazandıran yurdudur. Ancak; kimi insanlar vardır sevdiklerini hastalıklı bir şekilde severler. Örneğin; okur, duyar ya da tanık oluruz. Bir de bakarsınız ki, bir adam çok sevdiği sevgilisini, eşini ya onlarca bıçak darbesiyle ya da üstüne bir şarjör kurşunu boşaltarak öldürmüştür. Katile sorarlar, “niçin öldürdün” diye. Katil yanıtlar: “ÇOK SEVİYORDUM”.
Şimdi iki olaydan söz ederek hastalıklı sevgiye işaret edecek ve bunu pohpohlayanları eleştireceğim.
Birincisi; Anıl Çeçen’lerin düzenlediği bir panele gitmiştim. O panelde konuşmacı olan Hasan Hüseyin Memiş’in Cem Yaren’in bir yazısını okuması tüylerimi diken diken etti. Konuşmanın hepsini yazmamın olanağı yok. Ancak özüne dokunmadan özetlemek istiyorum.
Yılbaşı akşamı Türkiye’nin her ilinden ikişer, KKTC’den üç, Ankara’yı temsilen iki kişi Ankara’ya gelmişler. Bu kişiler Ankara’nın bir ilçesinde bir göl kıyısında buz gibi soğuk bir hangarda toplanmışlar. Toplantı boyunca ısınmadıkları gibi çay bile içmemişler. Bu temsilciler geldikleri yerden şehit toprakları getirmişler, bu şehit topraklarını bir kazanın içine dökmüşler. Bu kazandaki toprakları iki erkek üç kadın elleriyle iyice toprağı birbirine iyice karıştırmışlar. Sonra; bu topraklar oradaki katılan sayısı kadar bölünmüş ve küçük bir naylon poşetin içine yanına da MKE yapısı birer mermi konulup dağıtılmış. İl temsilcileri teker teker ortaya gelip, masanın üzerindeki Türk Bayrağı, KKTC bayrağı, Kur’an-ı Kerim bir beylik silah ve o silaha ait 165 mermi ile şehit topraklarının toplandığı kazan üzerine sağ ellerini koyarak, masanın üzerindeki, “tarihi” metne sadık kalmak suretiyle yemin etmişler. Yemin edenlerin sesini sadece Ankara Temsilcileri ile KKTC temsilcileri duymuş. Geriye ayak izi bile bırakmamışlar, çünkü ortalık buzmuş, geldikleri gibi sessizce ayrılmışlar. Artık onların kimlik kartları üzerlerinde taşıyacakları birer kaşık şehit toprağı ile birer MKE yapımı 9 mm tabanca mermisi imiş. Bir de bütün dünyaya bir duyuru: “Ey Türkiye; Ey dünya ve ey Kainat “şehitler tepesi boş değil” demiştik ya... İşte o tepenin son temsilcilerinin ilk hikayesi... Devamı bir sürü şaşırtıcı söz...
Nasıl beğendiniz mi? Ey 75 milyonluk Türkiye insanları? sizler yılbaşı akşamı eğlence derdindeyken birileri bu ülke adına neler yapıyormuş.
İkincisi; Kırşehir’den bir grup öğrencinin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’a kanlarıyla hazırlayıp gönderdikleri Türk Bayrağı’nın haberlere konu olması. Öğrenciler kanlarıyla bir Türk Bayrağı yapmışlar, askere alınmaları için bir dilekçe yazarak başvurmuşlar. Bu olayı Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt büyük bir duygu seli içinde habercilere anlatıyor ve yüksek vatanseverliğin nasıl bir şey olduğunu bu olayı örnek vererek sözümona anlatmaya çalışıyor.
Gerçekten bu iki örnek midir yurtsever olmanın tanımı? Yoksa bu iki örneğin de yurtseverlikle yakından uzaktan bir ilgisi yok mu? Yukarıda hastalıklı sevgiye verdiğimiz örnek neyse gerçekte de hastalıklı vatan sevgisine bu iki örnek tıpatıp uyuyor. Bizim büyük ülkemiz, bu hastalıklı sevgi yüzündendir ki, bugüne dek bir türlü belalardan başını almış değildir. Kimileri Kur’an-ı Kerim, Bayrak, şehit toprağı, mermi üzerine yemin ederler de, her nedense ülkemizi bu hale getirenlerin bir türlü emperyalist-kapitalist sistem ve onların işbirlikçileri tarafından bu duruma düşürüldüğünü göremezler. Birileri kanlarıyla bayrak çizerek vatana sevgisini açıklamaya çalışır da nedense Amerika’nın İncirlik Üssü’nde ne işleri olduğunu ve ne dolap çevirdiklerini sorgulamazlar. Sonra; Kuzey Irak’ta dağ taş Amerikalıların oluru ile bombalanıp en büyük işbirlikçi Recep Tayyip Erdoğan’a ve Amerika’ya prestij kazandırmaktan öte gitmez de her nedense kanlarıyla bayrak çizenler ve Kuran, Bayrak, toprak ve mermi üzerine yemin edenler bir türlü gerçekleri görüp gerçek anlamda yurtsever olmayı bir türlü beceremezler. Dahası başlarına gelecek tehlikeleri iyi bildikleri için gerçek anlamda yurtseverlikten fersah fersah uzak dururlar.
Artık, gerçekleri iyi okumak gerekir. Sevgilisini öldürüp, ”çok seviyordum abiler” açıklamasını yapanların hastalıklı sevgisi yüzünden sevgililer nasıl kara toprağın altını boyluyorsa dünden bugüne bu ülkeyi sevdiklerini söyleyenlerin hastalıklı sevgisinden de ülkemiz neredeyse uçurumun eşiğine getirilmiş durumdadır.
Son söz; Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın böylesi sevgilerin hiçbir değeri olmadığını bilmesini ister ve bu olayı haber yapmak yerine bu öğrencilerin psikolojik yardım alması için, ilgililer nezdinde girişimlerde bulunmasının daha yerinde olacağını düşünürdük. Ancak, bu olay ne yazık ki gerçek yurtseverlikle karıştırılmış ve sözümona bu hastalıklı sevgi ülke insanlarına doğru bir iletiymiş gibi verilmeye çalışılmıştır.
Ağır da, zor da olsa ülkemiz insanları; bölgede Amerika’nın ne işinin olduğunu görmeye başlamış bulunmaktadırlar. Israrla Amerika’yı “Stratejik müttefik” olarak gösterenler ve hastalıklı vatan sevgisi ile katıksız yurtseverliği birbirine karıştıranlar da erinde gecinde gerçeklerle yüzleşeceklerdir. O zaman bunların yüzleri pancar gibi kızaracak mıdır yoksa kül gibi kavrulup geçecek midir doğrusu görmek isterim...
İLETİŞİM FORMU
[- Sayfayı yazdır - ]
GİRİŞ SAYFASI
ANA SAYFA