Bilindiği gibi, 7 Temmuz 2007 tarihinde ABD’nin ilgili birimlerinin
hazırladığı “
Halkla
İlişkiler ve Stratejik İletişim İçin ABD Ulusal Stratejisi”
başlıklı raporda duyarlılıklar üzerinde durulmakta ve ABD
emperyalistleri bu duyarlılıklar üzerinden çok önemli politik hesaplar
yapmaktadır. Ne yazık ki, ABD’nin ilgili birimleri ile Recep Tayyip
Erdoğan’ın politikaları insanı şaşırtacak denli örtüşmekte,
başbakanın; “biz Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’nin eş
başkanıyız” sözünden ne sonuçlar çıkarılması gerektiği konusunda
bizlere ipucu vermektedir. Başbakan, İspanya gezisi sırasında türban
olayını bir kez daha gündeme taşımış ve ülkemizin gündemini allak
bullak etmiştir. Burada açıkça denilebilir ki, Recep Tayyip Erdoğan’ın
bu tutumu ABD’nin kadın duyarlılığı ile ilgili raporunda dillendirdiği
görüşlerle neredeyse birebir örtüşmekte ve Türkiye açısından büyük
tehlikelere ortam hazırlamaktadır.
AKP hükümeti 6. yılının içinde. Bugüne dek başarılı olmuştur denilecek
bir eseri yok ortada. Ancak Amerikan işbirlikçiliğinde bunların eline
kimsenin su dökemeyeceği de bir gerçek. Bu dinci ekip, neredeyse
ülkenin tüm geleceğini ABD emperyalistlerinin plan ve programlarına
göre uyarlamış ve ipoteğine vermiştir. Geçmişin üzerinde uzun uzadıya
durmanın yararı yok. Ancak, kısaca da olsa anımsatmakta yarar var.
ABD emperyalistlerinin NATO’nun beyni ve yönlendiricisi olduğu apaçık
bir gerçektir. Bugüne dek NATO tarafından olumludur denilebilecek tek
bir eyleme bile insanlık tanıklık etmiş değildir. Bununla birlikte
yeryüzünde her türlü kötülüğün eylemli olarak uygulayıcısı NATO
olmuştur. Komünizm karşıtlığını başat olarak alan NATO, bu uğurda açık
gizli pek çok örgütlenmelere gitmiş ve akıl almaz cinayetlere ve
savaşlara imza atmıştır. Bu yüzdendir ki, NATO; kanlı bir savaş örgütü
olup ilericilerin, devrimcilerin ve sosyalistlerin can düşmanıdır.
İşte, böyle bir savaş örgütünün içinde yer alan Türkiye’nin; ne yazık
ki, işbirlikçi yöneticilerinin de üstün çabalarıyla ipi çekilmek
istenmektedir. Bu dinci tayfası dün Komünizmle Mücadele Dernekleri,
MTTB ve diğer cemaat örgütlenmeleri ile nasıl NATO’nun ve ABD’nin
hizmetinde görev yapmışlarsa, aynı görevi MHP’yi ayakta tutan yapılar
da eksiksiz yerine getirmişlerdir.
Geçmişte devrimcilerin Amerikan 6. Filosu’nun askerlerini Dolma
Bahçe’de denize döktükleri sıralarda yukarıda saydığımız güçler de, 6.
Filo’yu kıble edinip namaza durmuşlar ve arkasından da devrimcilere
saldırarak kan dökmüşlerdir. Daha sonraları ise bu kötülüklerin
arkası kesintisiz olarak sürmüş olup, NATO gladyosunun da yardımı ve
desteği ile ülkemizde sayısız cinayetler işlenmiştir. Türkeş’in
geçmişi ABD ve NATO ile her dönem bağlantılı olmuştur. Bugün onun
ardıllarının yani Bahçeli ve çevresinin başka türlü davranmasının da
olanağı yoktur. Bu konuda Devlet Bahçeli’nin de sicili temiz sayılmaz.
En hafifi Amerika’ya karşı gösteri yapan ülkücüleri görevden almaktan
başlayan ve İran’a Amerikan yaptırımına kadar varan girişimleri olduğu
basında açıktan açığa dile getirilmiştir.
Demek oluyor ki, Amerika’da pişirilen duyarlılıklar projesi üzerine
atlayan Recep Tayyip Erdoğan pat diye türbanı gündeme getirmiş, Devlet
Bahçeli ise MHP adına desteğini açıklamakta gecikmemiştir. Özetle
MHP’nin türban olayını desteklemesi bir rastlantı olmayıp, MHP’nin
geçmişiyle yakından ilgilidir. Bu yüzdendir ki, iki partinin
kolaylıkla anlaşmaları ve ülke gündemini türbana kilitlemeleri boşuna
değildir. Bu çevrelerin emperyalist güç odakları ile içli dışlı
olmalarının bir sonucudur, Türban konusunda koltuk değneği olarak
tanımlanan Devlet Bahçeli’nin esip yağan açıklamalarının altında yatan
gerçek; gerçekte “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” örneğinde olduğu
gibi işlenen suçun arkasını önünü gizleme telaşından ibarettir. Bu
yüzdendir ki,
arasında fazladan söylenecek bir ayrım yoktur. Anayasa’nın
değiştirilmesinden, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesine kadar
MHP’nin oynadığı rol asla akıldan çıkarılmamalıdır.
Toplumda türbanın bir sorun yaratmayacağını düşünen safdillerin
olduğunu da unutmamak gerekir. Bunların başında da liberal solcu
aydınlar ve AB’ciler gelmekte bu olguyu özgürlükler çerçevesinde
açıklamaya kalkmaktadırlar. Oysa; insanlık bugünkü kazanımlarını öyle
kolayca elde etmiş değildir. Bu yolda ne kanlar dökülmüş, ne
cinayetler işlenmiştir. İşte bugün, elde edilen bu kazanımlar yeniden
alınmak ve ülkemiz karanlığa sokulmak istenmektedir. Ve zaten toplumda
bazen sessiz bazen de açığa çıkan tepkiler de yaşanmaya başlanmıştır
bile. Bu yönde gelişmelerin öncü dalgası sayılabilecek bir olaya
Ankara’da belediye otobüsünde tanık oldum. Olay otobüse çok yolcu
alınması tartışması ile başladı ve birden belediyenin hizmetlerine
hükümetin yaptığı zamlara kadar uzayarak otobüs içindekiler belki
yumruk yumruğa girmediler ama sözlü olarak birbirlerine giriverdiler.
Orada bulunanlardan kendisine polis süsü veren kravatlı bir beyin
tartışmayı başlatan genci karakola götürme tehdidi bile olayları
önlemeye yetmedi ve tartışmalar yön değiştirerek türban olayına
kilitleniverdi. Gerçekten de olay çok büyüyebilir otobüstekiler yaka
paça birbirlerine girişebilirlerdi ve zaten bu bağrış çağrış şeklinde
yaşandı da. Demek istiyorum ki, gelecekte bu tezgahı uygulayanların
ektiği rüzgarın fırtına olarak biçilmesi kesinlikle beklenmelidir.
Konu ile ilgili sol ve sosyalistlerin duruşuna da değinmekte yarar
vardır. Kimi sol örgütler türban olayına açıktan açığa karşı
çıkacakları yerde; egemen güçler halkın gereksinmelerine yanıt
veremedikleri için konuyu başka alana çektikleri biçiminde açıklamalar
yapmaktadırlar. Bu açıklama tam olarak doğru değildir. Çünkü sermaye
güçleri adına siyaset eden dinci ve gerici güçler topyekun bir
saldırıya geçmiş bulunmaktadırlar. Bu saldırının içinde türban gerçeği
de vardır. Şimdi solculara açıktan açığa sormak istiyorum: Sizler
hangi konuda etkili bir politika yürütüyorsunuz da türban konusunu
önemsemiyorsunuz? Yani her konuda olduğu gibi bu konuda da sınıfta
kaldığınızı açıktan açığa neden söyleyemiyorsunuz da kem küm ederek
konuyu geçiştirmeye çalışıyorsunuz? Kaldı ki, aydınlanma olmadan;
toplumun, sosyalistlerin savunduğu görüşleri öğretisel ve eylemsel
olarak benimsemesinin olanağı var mıdır? Kesinlikle yoktur. İşte bu
yüzdendir ki, politikalarına halk dalkavukluğu bulaşmış olan
solcuların ve sosyalistlerin içtenliğinden kuşku duymak gerekir.
Dolayısı ile; ilerici, devrimci ve sosyalist görüşleri içeren ne varsa
savunmak ve arkasında durmak sol ve sosyalist güçlerin bir bütünlük
içinde en önemli görevidir.
Sonuç: AKP’nin ve destekçilerinin türban olayı geçiştirilip
geçilmemelidir. Yaşamın her alanında bunların karşısına çıkılmalı ve
ABD emperyalistleriyle birlikte onlara payandalık eden işbirlikçilerin
oyunu kesinlikle bozulmalıdır. Partimiz;