turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


YARGIYA BASKI HA?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKANI)

28 MART 2016

Gazetecilik başka şeydir, onun bunun yağdanlığı olmak başka şey. Şu Star gazetesinin yazdıklarına bakıyoruz da gerçekten içimiz bulanıyor. Ne yazmış bu sahibinin sesi gazete?

'KONSOLOSLARIN VİYANA İHLALİ' başlığını attıktan sonra şu şekilde devam etmiş. "Casuslar için yargıya baskı yapan 10 konsolosun Viyana Sözleşmesi'ni ihlal ettiği ortaya çıktı. "Bu diplomatlar 'istenmeyen adam' ilan edilebilirler."

Ne gazetecilik değil mi? Bunların ne ahlaki değerleri var ne de gazetecilik yapmaya ehliyetleri. Yok, çünkü bu sahibinin sesi gazete yargının yerine hükmünü vermiş bile. Bu durumda casuslar kim oluyor acaba? Erdem Gül ve Can Dündar. Bu iki gazetecinin de casus olduklarını kanıtlayan bir hüküm mü var? Yokta; MİT tırlarını haber yaptılar ya onlar için bu casusluk sayılıyor. AKP iktidarı Suriye iç savaşı boyunca nereye gönderildiği belirsiz 2000 tır göndermiş sözü geçen gazeteciler de içi silah dolu iki tırın fotoğraflarını yayınlamış. Oysa dünyanın ileri gelen bütün istihbarat örgütlerinin bildiği şey nasıl olmaktadır da casusluk olabilir? Ya da Star denilen gazete kendisini neyin yerine koymaktadır da böyle bir hükme kolaylıkla vararak 10 konsolosun Viyana Sözleşmesi'ni ihlal ettiklerini yazıp oraya buraya gözdağı vermeye kalkışır?

Gerçi bu sözde gazetecilerin yazdıklarının, sözü geçen ülkelerin konsolosları açısından hiçbir hükmü yok, yok olmasına da bunların tutumu yüzünden içeride demokrasinin kırıntısından bile söz etmenin olanağı kalmış değildir. İktidarın tepesinde oturanlar ne yapmak istiyorlarsa önce bunlara yazdırıyor sonra da düşündüklerini uygulamaya sokuyorlar. Ne var ki evdeki hesapları da bir türlü çarşıya uymuyor. Bunlar adeta paçavraya dönmüşler. Bu iktidar bir tarafını yamasa diğer bir tarafı çart diye sökülüveriyor. Yani sizin anlayacağınız artık bunların urbaları dikiş tutmaz halde. Foyaları o kadar çok ki, birinin üzerini örtmeden bir diğeri patlıyor. Reza Zarrab olayı da bunlardan biri. Bu yüzden de başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere iktidarın tüm ileri gelenleri telaş içindeler. Öyle ki, Reza Zarrab şöyle mi gittiydi de böyle mi gittiydi tartışmalarını bir kenara bırakırsak niçin Miamilere kadar gidip içeri atıldığı o kadar belli ki.

Bu olayın arkasından da tabi bir sürü şey çorap söküğü gibi gelecek. Bu işte ne çok su götürür bakan ve bilmem ne mevkiinde oturan kişiler var göreceksiniz iş bu kadarla kalmayacak.

Oysa ben konuyu daha çok Türkiye nereye gidiyora getirecektim. Asıl soru ve de önemli olan budur. Türkiye gittiği yere kadar gitti ve Recep Tayyip Erdoğan sultasında faşist bir diktatörlüğe demir attı. Eğer bizim söylediğimiz gibi olmasaydı birileri çıkıp kendisini hem polisin, hem savcının, hem de yargının yerine koymaya cesaret edemezdi. Oysa Reza Zarrab olayında bir iki gününü suskun geçiren basın şimdilerde de Recep Tayyip Erdoğan'a karşı darbe yapılacağı savını işleyerek yine mağduru oynamaya başlamış bulunmaktadır. Bunlar sanıyorlar ki, kirli suda bir değil bin beş yüz kez yıkanılır. Bu yüzden üstlerinden başlarından dökülen kiri her fırsatta başkalarının üzerine sıçratmayı sürdürüyorlar.

Evet, ortada politik bir kriz vardır. Bu kriz yüzünden ülke diken üstündedir. Ekonomik krizi ise zaten önemli ölçüde yaşıyor olmamıza karşın turpun büyüğü hâlâ heybededir. Bu iktidar döneminde üretim yapılarak değil, ekonomi dışarıdan gelen sıcak para ile ayakta tutulmuştur. Bugün ise Türkiye'nin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle sıcak para akışı musluğundan artık damlama olmamaktadır. Paralar hızla Türkiye dışına çıkmış bu yüzden de ekonomi zurnanın zırt dediği yere gelmiş dayanmıştır.

Bundan sonrası ise AKP iktidarının en tepesindekilerin artık akladıkları kara paramı desem, yoksa analarının ak sütü gibi helal saydıkları ve cukkaladıkları para mı desem dışarıdan getirilecek ve ekonomi kurtarılmaya çalışılacak amma bu da iktidar için can simidi yerine geçmeyecektir. İşte bu yüzden iktidar dipten doruğa korku hezeyanları geçirmekte, politik krizle birlikte ekonomik krizde bütün heybetiyle ülkenin üzerine çökerse artık ne olur bu muhteremlerde kestiremedikleri için korku ile yatıp korku ile uyanmaktadırlar. Bunlar; bu yüzden bir kez daha koro halinde 'darbe' lafları etmeye başlamışlar ve ta 10 bin kilometre uzaktakilere verip veriştirmeye başlamışlardır. Konuşulmamakla birlikte bir ikinci şey daha vardır
o da halkın ayaklanacağı korkusudur. Şimdilik halkın ayaklanabileceği uzak bir olasılık olarak görüldüğü için bu yönde fazla bir şey söylenmiyor.

Ancak çok korkulduğu da asla göz ardı edilmemelidir. Eğer öyle olmasaydı. Canlı bomba eylemini protesto edenlere polis olanca şiddetiyle niçin saldırsındı?

Uzatmayalım kırk gün birine deli deyin delirecektir.

Bu yalaka ve halkın kanını emen sülük takımı artık koro halinde darbeden söz ediyorlar ya, ne diyelim muratlarına erecekler sanırız…


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA