turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BİR ŞEY YAPMALI!

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKANI)

03 NİSAN 2016

Bu sözleri her yerde duyarız. Anonslar yapılır duyarız, mitingler yapılır duyarız, toplantılar yapılır duyarız. Üstelik Bugünkü başlığını BirGün gazetesi böyle atmış.

Peki, niçin BİR ŞEYLER YAPMALI acaba? Bir şeyler yapmamızı gerektiren yaşamsal bir durum mu var ki de bir şeyler yapalım? Diyelim ki bir şeyler yapmak için çok şey var peki, o zaman niçin yapmıyoruz? Bir şeyler yapmıyoruz ama sürekli olarak aynı şeyi yineleyip duruyorsak ortada sizce bir arıza yok mudur? Bilmem ki kendimizi gaza mı getirmek amacımız? Öyle uyuşmuşuz öyle uyuşmuşuz da kendimizi sözle dürtükleyip duruyor muyuz yoksa?

BirGün gazetesi elbette güzel bir başlık atmış. Bu başlığı niçin attığını da alt alta bir güzel sıralamış. Buraya kadar güzel elbette de, yıllardır yineleyip durduğumuz bu belgi konusunda acaba hangi adımı atmışız bunu yüreklice söylememiz olası mıdır? Bence değildir. Böyle olduğu için de, bu belgiyi öyle bir eskittik ki, 1940'ların Austin marka kamyonlarına benzettik. Bizlerin isteğine bir türlü yanıt vermiyor, bu yüzden de hayıflanıp duruyoruz. Ve hatta diyebilirim ki kızgınlığımızdan çatacak yer arıyoruz.

Türkiye daha önce yaşadığımız faşist darbeleri ve bugün yaşadığımız Recep Tayyip Erdoğan faşizmini durup dururken yaşamadı. Bunun bir nedeni olmalı, var da. Toplumsal olaylar nereye evrilir, nasıl evrilir bilmek için bilimi rehber edinmek gerekir. Yolumuzu aydınlatan şey eğer bilim değil de yığma düşüncelerin harmanıysa oturup düşünmemiz gerekir. Bugün bile bilisel bir değerlendirimden yoksun davranarak kendimize gaz verip duruyorsak ne söylersek söyleyelim, ne yazarsak yazalım boşunadır. Öyle olduğu için de, bugün içinde bulunduğumuz AKP faşizmi durup dururken ülkenin tepesine bir heyula gibi çökmemiştir. Öyle ki, gözümüzün içine baka baka adeta ben geliyorum diye gelmiş ve iktidarı ele geçirerek faşist diktatörlüğü sağlamlaştırma yolunda devam etmektedir.

Öyle dönemler olur ki, siz ne yaparsanız yapın, ne denli hızlı devrimci ayaklarında davranırsanız davranın demokrasi mücadelesi yaşamsal bir önem kazanır. Sözüm ona devrimcilik adına demokrasi mücadelesini küçümser ve ayakları yere basmayan bir politika izlerseniz hızla demokrasi güçlerinden ayrıştırılırsınız; ne sizin yiğitliğiniz para eder, ne de demokrasi güçlerinin önemli bir güç oluşu. Bir başka deyişle elinizde bulunan silahı yerinde ve zamanında kullanamazsanız o silah geri teper ve olan da size olur. 12 Mart, 12 Eylül faşizmini ve bütün gerici tırmanışları bizler seyrede seyrede bugünlere geldik. Siyasi gericiliğe ve faşizme karşı demokrasi güçleri olarak birlikte davranamadık, hatta birlikte davranmak için çaba harcayanları da pasiflikle, devrimci olmamakla suçlayarak gerici ve faşizan güçlerin ekmeğine yağ sürdük. Bu yüzden de 12 Martları, 12 Eylülleri ve son olarak da Recep Tayyip Erdoğan ve AKP faşizminin süngüsünün bağrımıza dayandığını gördük, bedel ödedik acılar çektik. Hâlâ da bedel ödüyor, acılar çekiyoruz.

Bazılarının demokrasi güçleri deyince aklına kargadan başka kuş gelmiyor. Sanılıyor ki, demokrasi güçleri demek; sadece ve sadece solda yer alan bir sürü örgütlerden ibarettir. Bu yüzden de bir sürü harflerden ibaret sayısız bir araya gelişler gerçekleştirildi, bir o kadar da ayrılıklar yaşandı. Ama ne hikmetse bu bir araya gelişler ve ayrılışlar sırasında yaprağın bile kıpırdamasına tanık olamadık. Bu nedenle de demokrasi güçleri deyince bu güçler kimleri kapsar doğru tanı koyulmalıdır.

O zaman en kalın çizgilerle şöyle diyebiliriz. Faşizme karşı olan herkes demokrasi güçleri içinde görülmelidir. En azından faşizme karşı mücadele edilecekse çerçeve böyle çizilerek işe başlanmalıdır. Burada önemli bir konuyu yazmadan geçemeyeceğim. Ülkemizde uzun zamandan beri özellikle de Kürt ulusal hareketinin ideolojik etkisi altında kalan bir sürü sol yapı CHP için faşisttir tanımlaması yapmış, belki de demokrasi mücadelesinde çok önemli bir yer kapsaması gereken CHP bilinçli bir şekilde eleştirilerek gerici güçlerin değirmenine su taşınmıştır. Bu konuda PKK'nın ve açık mücadelede yer alan partilerin günahı hiç de az değildir. PKK ve açık alanda mücadele eden Kürt kimlikli partilerin etki alanında olan sol yapıların da aynı yönde davrandıklarını gördük ve yaşadık. Çember öyle genişledi ki, ülkemizde kendilerine liberal adı takan birçok kişinin ya HDP gibi partilerin ya da AKP'nin yanında yer aldıklarını gördük. Bunların hepsinin kaleminden kan damladığı dönemlerde ise CHP'nin hedef alındığını film izler gibi izleyip oturduk.

Şimdiyse en başta söylediğim gibi BİR ŞEY YAPMALI deyip duruyoruz. Evet, AKP ve Recep Tayyip Erdoğan faşizmine karşı bir şey yapılmalı ise ne yapılmalıdır?

Benim BİR ŞEY YAPMALI'dan kastım elbette çarık çürük bir sürü örgütün alta alta bildirgelerin altına imza atmaları değildir. Çünkü bu yöntemin demokrasi mücadelesi açısından küçücük bir yararı söz konusu olmayacaktır. Benim kastım CHP başta olmak üzere; yetmez, faşizme karşı tüm güçlerin birlikte mücadelelerinin örgütlenmesidir.

Nasıl olacak diye soruyorsanız bu sanıldığı kadar karmaşık bir konu değildir. Burada önemli olan bağcıyı dövmek değil üzüm yemektir.

Öyleyse eteğimizdeki taşları dökmeli bu yönde bir an önce eyleme geçmeliyiz.

Yoksa Obama'nın karşısında tırnak içinde demokrasi dersi dinleyen Recep Tayyip Erdoğan ve taifesi daha bizim ensemizde çok boza pişirecektir çok…


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA