Dün, Bahçeli o bildiğimiz yüz çizgileri ve ses tonuyla kendilerine
eleştiri yöneltenlere ağır bir dille karşılık verdi. Bahçeli’nin
yaptığı konuşma çok geçmeden karşılık buldu ve emekli askerlerin
MHP’nin genel merkezinin önüne çelenk koyma istemleri saldırı ile
karşılandı. Çelenk, güvenlik güçlerinin önünde öyle bir parçalandı ki,
parçalanma eylemi ile Bahçeli’nin konuşmasının dozu tıpatıp aynıydı.
Bir bakıma MHP’nin gerçek yüzünü göstermesi bakımından da öğreticiydi
denilebilir. Kuşkusuz bu çelenk parçalama eyleminin gerisi de var.
Çelenk parçalayıcıları; çelengi parçalayıp genel merkez binasına
çekilirken kendilerinden geçmişçesine haykırıyorlardı; “Ya Allah
bismillah, Allahüekber” diye.
Bu
sloganı MHP’nin ardından gidenlerin ağzından her durumda duymak olası.
Asker mi yollanıyor; “Ya Allah bismillah, Allahüekber”, şehit cenazesi
mi uğurlanıyor; “Ya Allah bismillah, Allahüekber”. Yani aklınıza gelen
her durumda bu sloganı MHP’liler dillerine dolamış bağırıyorlar.
Durmadan kendi yandaşlarına gaz basıp duruyorlar. Gazı yiyenlerse
beterleşip tıpkı çelenk parçalayıcılarının ruh haliyle şişirilip bir
bakıma daha korkunç saldırılara hazır hale getiriliyor. Bunlar; Tanrı
Dağı kadar Türk, Hıra Dağı kadar Müslüman olduklarından mı
kuşkuludurlar nedir durmadan kendilerini bu sloganla sersemletip
duruyorlar. “Türk-İslam” sentezi ile kendilerini bulmaya çalışan bu
çevre; her nasılsa ülkemizde yaşanan onca olumsuzlukların karşısında
gıklarını bile çıkarmadan melül melül bakmakla yetiniyorlar. Ülkenin
değerleri yabancılara peşkeş mi çekilmiş, zamlardan, işsizlikten
halkın beli mi bükülmüş, ülkemiz politik olarak bağımsızlığını mı
yitirmiş, say sayabildiğin kadar bunları hiç mi hiç ilgilendirmiyor.
Kısa bir süre önce yapılan seçimlerde MHP’den umut umanların dağlarına
kar oturmuş olsa gerek ki, kimse yazdıklarını, çizdiklerini,
söylediklerini anımsamıyor bile. Neymiş efendim? AKP iktidarına karşı
CHP-MHP ortaklığı olmalıymış. Bu öngörünün ne denli öngörüsüzlük
olduğunu yaşam bir tokat gibi yüzlerine ine ine öğretti de, hiç değil
bu faşist kırmalarının telkininden toplum yakasını sıyırdı. Yoksa; ne
çok insanımızın beyni otlaştırılıp çürütülecek, daha ne çok uğraşmak
zorunda kalacaktık bunlarla kimbilir
AKP, Anayasa değişikliğinden, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasına
kadar olumsuz olan ne varsa MHP’nin koltuk değneği görevini yerine
getirmesiyle istediklerini elde etti. Şimdi de sıra türbanda. Türban
olayı da MHP’nin AKP’ye sunacağı destekle aşılacak ve ülkemizde yeni
bir dönem başlayacak. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, iş burada
kalmayacak, türbanla verilen start şeriata doğru adım adım
geliştirilecektir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin; “MHP;
Anıttepe’den Kocatepe’ye çelik halattır” sözününse laf ola beri gele
cinsinden söylendiğini safdiller dışında herkes kısa zamanda bütün
çıplaklığı ile görecektir.
Türban ve benzeri istemleri demokrasi sınırları içinde anlayan kimi
sol ve sol liberallere ise bu aşın nerede pişirildiğini anımsatmak
isteriz. Bu aş; Amerikan mutfağında pişirilmiş olup bağımsızlığın,
demokrasinin ve sosyalizmin düşmanları tarafından bayraklaştırılmışsa
oturup bir düşünmek gerekmektedir. Çünkü; bütün dünya halklarının baş
düşmanı olan, başta ABD emperyalizmi olmak üzere emperyalizm; bizim
gibi ülkelerin gözüne kül üfürmek ve yoluna devam etmek için böylesi
yaptırımlar uygulamaya konulsun istemektedir. Ve zaten Recep Tayyip
Erdoğan kendi ağzından da açıkladığı gibi bu politikaların yaşama
geçirilmesi için EŞBAŞKANDIR.
Bu
durumda olabilecekleri görmemek politik bir körlüktür. İran’da
mollaların gelecekte neler yapabileceklerini kestiremeyen başta
komünistler olmak üzere mollaların dışında hemen herkes; bu politik
körlüğün bedelini çok ağır ödemişlerdir. Mollaların kendileri gibi
düşünmeyenleri asmak için Tahran sokaklarına kurdukları darağaçları az
gelmiştir de insanlar vinçlerde sallandırılmışlardır. Aynısının evet,
evet aynısının ülkemizde de olmamasının hiçbir garantisi yoktur,
aksine geçmişte K. Maraş’ta, Çorum’da ve son olarak Sivas’ta
yaşadığımız katliamlar bunun en çarpıcı örneğidir.
İlericiler, demokratlar, devrimciler, sosyalistler “türban” deyip
geçmeyin; türban bir başlangıç olup arkası kesinlikle gelecektir. Olup
bitenlerden de, hiç kuşkunuz olmasın en büyük zararı bizler göreceğiz.
İşte bu nedenle kafamızın içi bulanmamalı olabildiğince arı duru
olmalıdır. Arı duru olmalıdır ki, gericiler ve faşist kırmalarınca
dayatılan “türban”ı sineye çekmeyelim. Bunlara karşı açıktan açığa
savaşım verelim. İş için, ekmek için, demokratik hak ve
özgürlüklerimiz için, ülkemizin bağımsızlığı için verdiğimiz savaşım
nedenli yaşamsalsa “türban”a karşı verilen ve verilecek olan savaşım
da o denli yaşamsaldır. Yaşamsaldır, çünkü bunlara kanarak hiçbirimiz
Taksim’de Kızılay’da vd. alanlarda darağaçlarında sallanmak istemeyiz.
Kimse “türban”ı Anadolu kadınının başına bağladığı yazması vb ile
karıştırma gafletine düşmemelidir. Kimse “türban” girişiminde
masumiyet ve böyle yaşama isteği aramaya kalkmamalıdır. Çünkü yoktur.
Amaç bellidir, amaçta kadınlarımızı karanlığa gömmek ve şeriatı bir
yaşam biçimi olarak topluma zorla kabul ettirmektir.
Tayyip’le Bahçeli’nin birbirinden ayırt edilecek yanları yoktur.
Gerçekte ikisi de “türban” ile örtülecek yanlarını gizleme
girişimindedirler. Çünkü; her ikisi de bağımsızlık, demokrasi ve
sosyalizm düşmanı olup dövüşe soyunmuşlardır. Hazır olalım; alalım
Tayyip’i Bahçeli’nin üstüne örtelim, alalım Bahçeli’yi Tayyip’in
üstüne örtelim. Ama önümüzdeki günlerde kadınlarımızın örtünmesi için
girişilecek furyaya asla geçit vermeyelim.
Üniversiteleriyle, işçisiyle, emekçisiyle, aydınıyla ayağa kalkalım,
sıra bize gelmez diye düşünüp aymazlığa düşmeyelim.
Çünkü yarın çok geç olabilir...