Turgut Koçak

turgut.kocak@hotmail.com

07.Şubat.2008

AL BİRİNİ ÖRT ÖTEKİNE 

Dün, Bahçeli o bildiğimiz yüz çizgileri ve ses tonuyla kendilerine eleştiri yöneltenlere ağır bir dille karşılık verdi. Bahçeli’nin yaptığı konuşma çok geçmeden karşılık buldu ve emekli askerlerin MHP’nin genel merkezinin önüne çelenk koyma istemleri saldırı ile karşılandı. Çelenk, güvenlik güçlerinin önünde öyle bir parçalandı ki, parçalanma eylemi ile Bahçeli’nin konuşmasının dozu tıpatıp aynıydı. Bir bakıma MHP’nin gerçek yüzünü göstermesi bakımından da öğreticiydi denilebilir. Kuşkusuz bu çelenk parçalama eyleminin gerisi de var. Çelenk parçalayıcıları; çelengi parçalayıp genel merkez binasına çekilirken kendilerinden geçmişçesine haykırıyorlardı; “Ya Allah bismillah, Allahüekber” diye.

Bu sloganı MHP’nin ardından gidenlerin ağzından her durumda duymak olası. Asker mi yollanıyor; “Ya Allah bismillah, Allahüekber”, şehit cenazesi mi uğurlanıyor; “Ya Allah bismillah, Allahüekber”. Yani aklınıza gelen her durumda bu sloganı MHP’liler dillerine dolamış bağırıyorlar. Durmadan kendi yandaşlarına gaz basıp duruyorlar. Gazı yiyenlerse beterleşip tıpkı çelenk parçalayıcılarının ruh haliyle şişirilip bir bakıma daha korkunç saldırılara hazır hale getiriliyor. Bunlar; Tanrı Dağı kadar Türk, Hıra Dağı kadar Müslüman olduklarından mı kuşkuludurlar nedir durmadan kendilerini bu sloganla sersemletip duruyorlar. “Türk-İslam” sentezi ile kendilerini bulmaya çalışan bu çevre; her nasılsa ülkemizde yaşanan onca olumsuzlukların karşısında gıklarını bile çıkarmadan melül melül bakmakla yetiniyorlar. Ülkenin değerleri yabancılara peşkeş mi çekilmiş, zamlardan, işsizlikten halkın beli mi bükülmüş, ülkemiz politik olarak bağımsızlığını mı yitirmiş, say sayabildiğin kadar bunları hiç mi hiç ilgilendirmiyor.

Kısa bir süre önce yapılan seçimlerde MHP’den umut umanların dağlarına kar oturmuş olsa gerek ki, kimse yazdıklarını, çizdiklerini, söylediklerini anımsamıyor bile. Neymiş efendim? AKP iktidarına karşı CHP-MHP ortaklığı olmalıymış. Bu öngörünün ne denli öngörüsüzlük olduğunu yaşam bir tokat gibi yüzlerine ine ine öğretti de, hiç değil bu faşist kırmalarının telkininden toplum yakasını sıyırdı.  Yoksa; ne çok insanımızın beyni otlaştırılıp çürütülecek, daha ne çok uğraşmak zorunda kalacaktık bunlarla kimbilir

AKP, Anayasa değişikliğinden, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasına kadar olumsuz olan ne varsa MHP’nin koltuk değneği görevini yerine getirmesiyle istediklerini elde etti. Şimdi de sıra türbanda. Türban olayı da MHP’nin AKP’ye sunacağı destekle aşılacak ve ülkemizde yeni bir dönem başlayacak. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, iş burada kalmayacak, türbanla verilen start şeriata doğru adım adım geliştirilecektir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin; “MHP; Anıttepe’den Kocatepe’ye çelik halattır” sözününse laf ola beri gele cinsinden söylendiğini safdiller dışında herkes kısa zamanda bütün çıplaklığı ile görecektir.

Türban ve benzeri istemleri demokrasi sınırları içinde anlayan kimi sol ve sol liberallere ise bu aşın nerede pişirildiğini anımsatmak isteriz. Bu aş; Amerikan mutfağında pişirilmiş olup bağımsızlığın, demokrasinin ve sosyalizmin düşmanları tarafından bayraklaştırılmışsa oturup bir düşünmek gerekmektedir. Çünkü; bütün dünya halklarının baş düşmanı olan, başta ABD emperyalizmi olmak üzere emperyalizm; bizim gibi ülkelerin gözüne kül üfürmek ve yoluna devam etmek için böylesi yaptırımlar uygulamaya konulsun istemektedir. Ve zaten Recep Tayyip Erdoğan kendi ağzından da açıkladığı gibi bu politikaların yaşama geçirilmesi için EŞBAŞKANDIR.

Bu durumda olabilecekleri görmemek politik bir körlüktür. İran’da mollaların gelecekte neler yapabileceklerini kestiremeyen başta komünistler olmak üzere mollaların dışında hemen herkes; bu politik körlüğün bedelini çok ağır ödemişlerdir. Mollaların kendileri gibi düşünmeyenleri asmak için Tahran sokaklarına kurdukları darağaçları az gelmiştir de insanlar vinçlerde sallandırılmışlardır. Aynısının evet, evet aynısının ülkemizde de olmamasının hiçbir garantisi yoktur, aksine geçmişte K. Maraş’ta, Çorum’da ve son olarak Sivas’ta yaşadığımız katliamlar bunun en çarpıcı örneğidir.  

İlericiler, demokratlar, devrimciler, sosyalistler “türban” deyip geçmeyin; türban bir başlangıç olup arkası kesinlikle gelecektir. Olup bitenlerden de, hiç kuşkunuz olmasın en büyük zararı bizler göreceğiz. İşte bu nedenle kafamızın içi bulanmamalı olabildiğince arı duru olmalıdır. Arı duru olmalıdır ki,  gericiler ve faşist kırmalarınca dayatılan  “türban”ı sineye çekmeyelim. Bunlara karşı açıktan açığa savaşım verelim. İş için, ekmek için, demokratik hak ve özgürlüklerimiz için, ülkemizin bağımsızlığı için verdiğimiz savaşım nedenli yaşamsalsa “türban”a karşı verilen ve verilecek olan savaşım da o denli yaşamsaldır. Yaşamsaldır, çünkü bunlara kanarak hiçbirimiz Taksim’de Kızılay’da vd. alanlarda darağaçlarında sallanmak istemeyiz. Kimse “türban”ı Anadolu kadınının başına bağladığı yazması vb ile karıştırma gafletine düşmemelidir. Kimse “türban” girişiminde masumiyet ve böyle yaşama isteği aramaya kalkmamalıdır. Çünkü yoktur. Amaç bellidir, amaçta kadınlarımızı karanlığa gömmek ve şeriatı bir yaşam biçimi olarak topluma zorla kabul ettirmektir.

Tayyip’le Bahçeli’nin birbirinden ayırt edilecek yanları yoktur. Gerçekte ikisi de “türban” ile örtülecek yanlarını gizleme girişimindedirler. Çünkü; her ikisi de bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm düşmanı olup dövüşe soyunmuşlardır. Hazır olalım; alalım Tayyip’i Bahçeli’nin üstüne örtelim, alalım Bahçeli’yi Tayyip’in üstüne örtelim. Ama önümüzdeki günlerde kadınlarımızın örtünmesi için girişilecek furyaya asla geçit vermeyelim.

Üniversiteleriyle, işçisiyle, emekçisiyle, aydınıyla ayağa kalkalım, sıra bize gelmez diye düşünüp aymazlığa düşmeyelim.  

Çünkü yarın çok geç olabilir...

İLETİŞİM FORMU

NOT: MESAJLARINIZ EN GEÇ İKİ GÜN İÇERİSİNDE CEVAPLANDIRILACAKTIR

 

NOT: telefon numaranızı yazmak istemiyorsanız birkaç rakam yazınız.

 

[- Sayfayı yazdır - ]


GİRİŞ SAYFASI