turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


23 NİSAN

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKANI)

23 NİSAN 2016

İnsanlık tarihi sınıf mücadeleleri tarihidir. Bir sınıf tarih sahnesine çıktığında onunla uzlaşmaz çelişkileri olan yeni bir sınıfta tarih sahnesine çıkar. Sonuçta bu iki sınıfın mücadelesi insanlık için iyinin, güzelin, daha iyi bir yaşam mücadelesinin arayışıdır aynı zamanda da. Bir önceki sınıf eski ve insanlık için açlıktan, acıdan, zulümden başka bir şey ifade etmediği için gericidir, köhnedir tarih sahnesindeki yerini de kendisinden sonra gelen sınıfa bırakmak zorundadır. Kuşkusuz iki ana sınıfın dışında da ara katmanlar olarak nitelendirebileceğimiz kesimler mevcuttur. Bunlar var olan düzenden aldıkları pay ve yararlandıkları hak ve özgürlüklere göre ya eski sınıfa daha yakındır ya da eski sınıfla uzlaşmaz çelişkiler içinde olan yeni sınıfa. İki sınıfın savaşımı sonrası yeni sınıfın iktidarı ele geçirmesine SOSYAL DEVRİM denir.

1789 Fransız Devrimi Sosyal bir devrimdir. 1789 Fransız Devrimi ile feodal unsurlara bağlaşıklarıyla birlikte üstün gelen sınıf burjuvazi olmuştur. Bu devrimin 3 önemli ilkesi özgürlük, eşitlik, kardeşlik olarak savunulmuş, geniş halk yığınlarından destek gördüğü için de feodalitenin tasfiyesi başlamıştır. Kabul edelim ki o günlerin Avrupa'sı Fransız Devrimi ile birlikte altlıklar üstlükler yaşamış, pek çok ülkede tahtlar devrilmiş, taçlar parçalanmıştır. Dolayısıyla 1789 Fransız Devrimi o günün dünyasında çok büyük çalkantılar ve ileri atılımlar sağlamıştır. İnsanlık feodal düzende elde ettikleri özgürlük, eşitlik, kardeşlik konusunda önemli sayacağımız yol kat etmiştir.

Bütün bunlar yaşanırken Osmanlı İmparatorluğu ise bire bir Avrupa'daki feodal Krallıklar ve İmparatorluklar gibi olmasa da öz itibari ile feodal bir imparatorluktu ve kendi coğrafyasında yaşayan halk içinse baskı, zulüm, açlık ve yokluk demekti. Zaten süresi dolan Osmanlı İmparatorluğu hasta adamdan başka bir şey değildi. Kaldı ki, 1789 Fransız Devrimi ile birlikte Avrupa'da hızla yaşanan uluslaşma süreci Osmanlı İmparatorluğu için de tehlikenin en belirgin göstergesiydi. Süreç içinde tehlike olmaktan da çıkıp Osmanlı İmparatorluğu'nun yok oluşuna gelmiş dayanmış günler yaşanıyordu. Kuşkusuz Osmanlı topraklarında da bu kötü gidişin önünü kesmek için bir çıkış aranmaktaydı. Denilebilir ki, bu arayış neredeyse Fransız Devrimi ile birlikte başlar. Birinci Meşrutiyet (1876), İkinci Meşrutiyet (1908) bu arayışların en önemlileridir.

Sonra hepimizin bildiği gibi Birinci Paylaşım Savaşı başladı. Birinci Paylaşım Savaşı tabi ki de emperyalist devletleri kendi aralarında başka coğrafyada bulunan ülkelerin paylaşılma isteği sonucudur. Bu yüzden de şu ya da bu nedenle Balkan Savaşları sonucu iyice yorgun ve çaresiz düşen Osmanlı İmparatorluğu da bu savaşa sokuldu. Sonuç Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisiyle bitti. Arkasından olup biten gelişmeleri ilkokul düzeyinde tarih bilen herkes bilir zaten.

19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkması, devamında ise Amasya, Erzurum, Sivas Kongrelerinin toplanması ve işgalci güçlere karşı oluşturulan bir var olma yok olma mücadelesi başlatılmıştır. Savaşın en civcivli anında 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da TBMM oluşturuldu ve savaşın idaresi, ülkenin yönetimi ve işgalcilerin topraklarımızdan atılması için meclis eylemli olarak göreve başladı. Bir bakıma İstanbul'da işgalcilerin iradesine kendisini teslim etmiş Padişah ve avenelerine karşı da yepyeni bir irade beyanıdır diyebiliriz.

Sonuçta 23 Nisan 1920 tarihinde kurulan meclis Kurtuluş Savaşı'nı örgütledi, sonuna kadar mücadelenin arkasında durdu, Mustafa Kemalin ileri görüşleri ve öngörüsü sonrasında da Kurtuluş Savaşı gericilerin, padişahın kullarının ve emperyalist işbirlikçilerinin engellemelerine karşın başarıya ulaştı. Bu nedenle 23 Nisan 1920'ye, tarih sahnesine çıkan ancak nitel ve nicel olarak gelişmemiş olan işçi sınıfı damgasını yeterince vuramasa da hatta hiç vurmamış da olsa Tarihsel Devrim diyeceğimiz bir anlayışla yepyeni bir çığırın açılmasının koşulları hazırladı. Ülkenin bağımsızlığı, padişahlıktan kurtulması, laiklik ve cumhuriyetin ilanı gibi çok önemli kazanımlar olarak kabul edeceğimiz koşullar ortaya çıktı ve Türkiye'de uluslaşma Avrupa'dakiler gibi bire bir olmasa da bir gerçeklik olarak belirginleşti.

Evet, bugün 23 Nisan. Bütün palavra sözlerden uzak durarak söyleyebiliriz ki, 23 Nisan 1923 özünde hem TARİHSEL hem de SOSYAL DEVRİMİ taşıyan bir devrimdir. Bu yüzdendir ki, gericiler, halk düşmanları, feodal kalıntılar, laiklik düşmanlarının 23 Nisan 1923 gününü kutlamamak için bin dereden su getirmelerinden doğal bir şey olamaz. AKP iktidarı da çağdışı bir anlayışı, gericiliği ve emperyalist dünya ile sıkı fıkılığı temsil ettiği için şehitleri bahane ederek 23 Nisan gününü unutturmak istemektedir.

Sebebi, sonuca bağlayan bağı; yani nedenselliği anlamaktan çok uzak dinci, tarikatçı ve emperyalistlerin uşakları hiçbir zaman 23 Nisan 1920'yi de anlayamayacaklardır. Bu yüzden de komünistlerin 23 Nisan'ın kutlanmasıyla ilgili hiçbir alıp veremeyeceği olamaz.

Olanlar varsa onların da tarihsel determinizmi hiç kavramadıkları ortadadır ki, onlara da yolları açık olsun derim…


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA