turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BU YATIŞLA …

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKANI)

25 NİSAN 2016

Ülkemizin güzel insanları hep savaş alanlarında telef olup gitmişlerdir. Benim dedem de savaşın kurbanlarındandır. Şehit olmamış ama bir gitmiş ve kendisinden tam on iki yıl haber alınamayınca öldüğüne karar verilmiş, yası tutulup yürekler soğuduktan sonra da herkes olağan yaşamına dönmüş. Sonra günün birinde dedem köye çıkıp gelmiş. Kuşluk vaktiymiş. Ninem kapı önün de otururken tanımadığı biri kendisine demiş ki, "Tanrı misafiri alır mısınız bacım?" Ninem ne desin, o günler, pek de tekin değil, sağda solda asker kaçaklarından oluşan eşkıyalar var. Bakmış olacak gibi değil, "kardeşim aha şurası misafir konağımız, siz oraya varın, size açsanız yiyecek getiririz" demiş. Dedem bakmış ninem kendisini tanımıyor. "Kız Zahide tanımadın mı beni" demiş. Ninem şöyle yüzüne sıkınan bakmış, "deli oğlan sen misin" der demez ortalık ana baba gününe dönmüş.

Dedemi biz bilmeyiz. Adamcağız ta Libyalardan, Yemen'den, Hicaz'da Suriye'den yayan yapıldak savaşa savaşa geri evine kadar gelmiş. Çok açlık çekmişler bu yüzden de dağılan ve ölen birliklerinden geriye kalanlarla düşmüşler yola. Öyle açlarmış ki parasını verip yiyecek alacak metelikleri bile yokmuş. Diğer arkadaşları silahlarını satıp yiyecek almışlar, dedemse otla karnını doyurmuş ama silahını satmamış. Bu yüzden de o arkadaşlarının arasında sağ salim gerisin geri dönen bir tek dedem olmuş. Çünkü diğerleri uğradıkları saldırıda silahsız oldukları için öldürülmüşler.

Babam bize anlattı. Bir gün dedemlerin bulunduğu birlik ordugâhını bir derenin kıyısına kurmuş. Sanırım yer Suriye/Lübnan arasında bir yermiş. O birlikte Alman subayları da varmış. Aman subaylarından biri demiş ki,"buraya ordugâh kurulmaz." Bizim subay alaydan yetişmeymiş. Hemen "niye" diye itiraz etmiş. Alman subaysa; "ya yağmur yağar, sel olur da birliği sel basarsa ne olur hesap ettiniz mi hiç" demiş. Bizim subay gökyüzüne şöyle bir bakmış, gökyüzü pırıl pırıl, " yok" demiş, "yağmur mağmur yağmaz." Alman subay nereden anladığını sorunca; keçi pisliğine baktığını söylemiş. Bunun üzerine de Alman subay demiş ki, "sizin hava raporunu veren alet keçi pisliği olduktan sonra daha çok savaş yitirirsiniz." Gecenin bir yarısında birden öyle bir yağmur yağmış öyle bir yağmur yağmış ki, birlik canını zor kurtarmış, sel çadırları ve mühimmatı almış götürmüş.

Peki, bu acı öyküyü niye yazdım?

Biliyorsunuz, bir süredir Kilis'e IŞİD'ın füzeleri düşüyor. Düşen füzeler sonucu 16 kişi yaşamını yitirmiş 66 kişi de yaralanmış. Her füze düşüşünde ise hükümetten bir açıklama, "askerimiz fırtına toplarıyla IŞİD mevzilerini vurdu." Değişen bir şey var mı? Yok. Yetkililer yine aynı havadalar. Misliyle cevap verildi, şunu yapın bunu yapın. Ne var ki dün canından bezen halk valiliğe doğru yürümek istedi. Sonra ne oldu? Ne olacak halk valiliğe bir çare diye yürüyecek de Polis duracak değil ya, tıpkı 1905 tarihinde Çar'a dertlerini anlatmak isteyen halkı meydanda Çarın atlı Kazaklarının kılıçla biçtikleri gibi yürüyenleri bir güzel gaza boğup halkı söküp attılar sokaklardan. İşte o saatlerde Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan'da valilikteymiş. Akdoğan, orada ek tedbirlere ilaveten yeni kararlar alınacağını söylemiş ve halka da dışarı çıkmamaları gerektiğini tedbir olarak tavsiye etmiş.

Uzun bir süredir Kilis'e füzeler düşmektedir. Oysa bizler ne gibi tedbirler alındığını bugüne kadar görmüş değiliz ancak tedbirlerden bazılarını da bu arada öğrenmiş olduk. Kilis Valisi Süleyman Tapsız söyle demiş; "ABDESTSİZ SOKAĞA ÇIKMIYORUM." Eee bu ne demek şimdi? Siz de tedbir olarak abdestsiz sokağa çıkmayın sonra öbür tarafa maazallah abdestsiz gidersiniz demektir ki, bir AKP yandaşı yetkilinin ağzından tedbir olarak bundan âlâsını bekleyemezsiniz zaten.

Bakın sizlere kısa bazı notlar vermek istiyorum. 7 Haziran seçimlerinde Kilis'te %40'larda seyreden AKP oyları 1 Kasım seçimlerinde %62'ye çıkmış. Uzun zamandır halk bu iktidarın beceriksiz politikaları yüzünden canından bezmiş.

Yaralananlar ve yakınlarını yitirenler arasında hükümete karşı eleştirel sözler bağıranlarınsa polis haddini "şöyle bir çarparsam" diye bildirmiş. Anlayacağınız AKP ve Recep Tayyip Erdoğan diken üstünde. Bu durumda da herkesi polisle korkutup sindirmek istiyorlar. Bunlar her yerde polis zorbalığını alışkanlık haline getirdiler. Patateslerini satamayan zarar eden köylüler patateslerini protesto için Adana'da getirip yola dökmüşler. Köylüler bu arada da iktidarın politikalarını eleştiriyor. Polis damlamış, vay sen misin iktidarı eleştiren elinde uzun namlulu bir polis köylüye çarpı çarpı veriyor. Köylüler de bunun üzerine sinmiyor ve polisin üzerine yürüyor. İtiş kakış derken polis asılıyor silahına.

İşte ülkemizde durum budur değerli yurttaşlar. AKP iktidarının keçi pisliğinden meteorolojiyi tahmin eden subayla aralarında hiçbir fark yoktur. Bu yüzden de bu iktidar ülkemizi her anlamda felaketin eşiğine sürüklemiştir. Ya keçi pisliğinden radarı olanlara tahammül edeceğiz sel bizleri alıp alıp götürecek, ya da bunlara "YETER" çekip her fırsatta polisin halkı sopalamasına, gaza ve basınçlı suya boğmasına izin vermeyecek AKP'yi iktidardan göndereceğiz.

Çünkü bu ağırlığı bu terazi çekmez…


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA