turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


AKP HURUÇ HAREKÂTI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKANI)

29 NİSAN 2016

AKP iktidarı 3 Kasım 2002 tarihinden bu yana öyle bir yol haritası çizdi ki, herkesin gözünün içine baka baka amaçları doğrultusunda yol aldı. Kimilerine göre AKP demokrasinin önünü açacak, darbelerin önünü kapatacaktı, kimine göre ise ekonomi uçacak, halkın cebi para görüp yok ve yoksulluktan kurtulacaktı. Bunların hiçbirisi olmadı. Pek çok liberal ve uluslararası sermaye güçlerinin hizmetinde olan sözüm ona aydın ve gazeteci geçinenler ise yazdıklarıyla çizdikleriyle kaldılar. Tabi, bugüne gelinceye kadar da kim ya da kimlerin adına konuşuyorlarsa onlardan çöplenip dünyalık edindiler.

Sonra her şey aslı ile aynen gerçek olarak gözlerimizin önüne serildi. Meğer ne Recep Tayyip Erdoğan ne de AKP ileri gelenleri demokrat falan değillermiş. Her ne kadar "darbeye karşıyız" diyorlarsalarmış kendileri de sivil darbe gerçekleştirmişlermiş. Daha iktidara gelir gelmez AKP, Irak'ın işgalinde ABD'nin en sadık işbirlikçisi olmuş ama ne gam Irak'ta diktatör Saddam devrilecek Amerika tarafından Irak'a demokrasi getirilecekmiş. Demokrasinin D'si Irak'a gelmemiş gelmesine de, Birinci Körfez Savaşından başlayıp bugüne kadar Irak'ta çoluk çocuk, asker, sivil katledilenlerin sayısı da varmış 5 milyona dayanmış. İşkence görenler, tecavüze uğrayanlar rakamlara dökülemez olmuş, olmuş da AKP yine her aşamada ABD'nin yanında yer almaktan bir an bile vazgeçmemiş. Sonra; ABD başta olmak üzere emperyalist dünyanın Arap ülkelerine karşı başlattığı dalga gelmiş gündeme. Burada da AKP iktidarı emperyalistlerin en sadık işbirlikçisi olarak sahnede yerini almış. Recep Tayyip Erdoğan'ın para ve nişan aldığı Libya Lideri Kaddafi bile AKP işbirlikçileri sayesinde linç edilerek katledilmiş.

Aynı tuzak Suriye'ye de kurulmuş. O gün bugündür Suriye'de insanlık düşmanı İslami terör örgütlerince yüz binlerce insana kıyılmış hâlâ da kıyılmakta. Burada da AKP iktidarı sözü geçen terör örgütlerinin en gözü kara destekçisi olmuş, bu örgütlere tırlar dolusu askeri mühimmat ulaştırılmış.

Bir yandan dinci terör örgütleriyle organik bağ kuran AKP diğer yandan da bu dinci terör örgütlerine ülkenin her tarafını açmakla kalmamış, Suriye sınırı bu örgütlere serbest hale getirilerek giriş çıkışlarda kontrolsüz hale getirilmiş.

Arkasından da bu terör örgütlerinin Türkiye'de gerçekleştirdikleri eylemler birbirini izlemiş. Reyhanlı katliamı, Suruç Katliamı, Diyarbakır katliamı, 10 Ekim Ankara katliamı, Sultanahmet meydanındaki katliam ve Bursa'da gerçekleştirilen canlı bomba eylemi bu eylemlerden bazıları olarak sahnelenmiş. Dolayısı ile Türkiye hem de bilinçli bir şekilde terör örgütlerinin eylem alanı haline getirilmiş. Bugün ülkemizde yaşadıklarımızın hemen tamamı AKP iktidarının dinci devlet anlayışı yolunda yaşama geçirdiği politikalardan belli başlılarıyla tehdit edilir hale gelmiş bulunmaktayız. Ayrıca AKP'nin Kürt politikalarının geldiği noktada Güneydoğu ve Doğu illerimizde yaşadıklarımızın ise Suriye'de olanlardan hiç mi hiç farkı yoksa kabul edelim ki, bu gelişmeler de AKP eliyle ne hale getirildiğimizin özeti durumunda.

Ancak AKP'nin geldiği noktada duracağını düşünmek gerçekten de safdillik olur. Bugün Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere AKP iktidarı beraber yürüdükleri ve beraber ıslandıkları yolda Türkiye'yi hızla görülmemiş bir kargaşanın içine çekmek istemektedirler. Bu kargaşanın şimdilik öne çıkan iki önemli gündemini kısaca özetlemek gerekirse; birisi hazırlanmak istenen diktatör yal bir Anayasa tuzağı, ikincisi de kaldırılmak istenen milletvekillerinin dokunulmazlığı.

Anayasa üzerinde uzun uzadıya konuşmak gereksiz. Çünkü AKP'nin nasıl bir Anayasa istediği bizzat TBMM Başkanı İsmail Kahraman gibi tescilli gerici biri tarafından dile getirildi. O Anayasaya göre Anayasa dinci bir Anayasa olacak, laiklikten de söz edilmeyecek. Bu konuda AKP'liler ve Recep Tayyip Erdoğan, hıh mıh dedilerse de gerçek çok geçmeden anlaşıldı. Meğer İsmail Kahraman zamansız konuşmuşmuş. Recep Tayyip Erdoğan ise Kahraman'ın söylediklerine sanki laiklikten yanaymış gibi bir tutum takındı amma velakin İmam Hatip Gençlik Buluşması'na katıldı ve Kahraman'ı laiklik konusunda solladı geçti. Zaten AKP'liler de Kahraman'ın düşüncelerini katılmadıkları için değil, zamansız buldukları için eleştirdiler.

Gelelim dokunulmazlık olayına.

Meclis'te çıkan kavgaları yakından izleyince görüyorsunuz ki AKP iktidarı tam anlamıyla raydan çıkmış bulunmaktadır. Bu iktidar öyle bir iktidar ki, çoğunluksan her şeyi yapabilirsin anlayışındadır. Onlara göre muhalefette neymiş, kaba gücüne dayanır sopalar geçersin. Nitekim AKP'lilerin mecliste çıkan kavgalarda takındıkları saldırgan tutum bu gerçeği hepimizin gözleri önüne sermiş bulunmaktadır.

Olmaz, olamaz diye düşünmeyin sizler bir an için mecliste yaşananların sokaklara taşındığını düşünün Türkiye'de neler olacağını kestirmenin bile olanağı yoktur. Anlayışlarında demokrasinin D'si bulunmayan bir AKP iktidarından söz ediyorsak bu tehlikeli gidişin dokunulmazlıkların kaldırılmasından sonra kapımızı daha da tehlikeli bir şekilde çalacağını hepimiz öncelikli olarak bilmek ve görmek durumundayız ki, çoğunluk ve de Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'lilerin yineleyip durdukları milli irade ile ne cinayetler ve de ne büyük zalimlikler yapılabileceklerini bir an bile aklımızdan çıkarmayalım.

Bir ek daha Cumhuriyet Gazetesi yazarları Hikmet Çetinkaya ve Ceyda Karan Charlie Hebdo Davasından 2'şer yıl ceza aldı. Adı geçen gazetecilere ceza verildikten sonra ise mahkeme salonunda Tekbir sesleri ortalığı çınlattı.

Yani? Yanisi şu: biliyorsunuz Charlie Hebdo İslami terör örgütlerince basılmış ve orada akıl almaz bir katliam gerçekleştirilmişti. Bu katliam protesto edenler arasında Paris'e giden Ahmet Davutoğlu'da katılmıştı. Bu iki gazetecimizde İslami terör örgütünün eylemini protesto etmek ve onlara destek vermek amacıyla köşelerinde bu olaya yer vermişlerdi. Bu yüzdendir ki, ceza aldılar hem de tekbir sesleri arasında ve cumhuriyetin yargısı olarak düşündüğümüz mahkemeden…

Sonuç olarak AKP huruç harekâtı her alanda çığ gibi büyümekte, toplumun ta temelinden çatısına kadar sarsmaktadır.

Ya engelleyeceğiz, ya engelleyeceğiz başkaca bir seçimden söz etmek teslim olmak demektir ki, o da bizim kitabımızda yazmaz.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA