turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


GELDİĞİN GİBİ…

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKANI)

06 MAYIS 2016

Hani bir söz vardır, geldiği gibi gitti diye ya, işte o hesap Davutoğlu'da geldiği gibi gitti. Davutoğlu üniversitede hocayken Dışişlerine getirildi. Oradan da en 'reis tarafından dışardın Dışişleri Bakanı yapıldı. Arkasından ilk seçimlerde milletvekili yapıldıktan sonra artık Türkiye'de ikiliden bir o oldu. Bilindiği gibi dış politikayı etkileyecek ve Osmanlılığı ağır basan bir kafa ile 'Startejik Derinlik' isimli kitap bile yazmıştı. İşte bu yüzden emperyalistler tarafından Kuzey Afrika ve Büyük Ortadoğu Projesi gündeme gelir gelmez 'Reis' Eşbaşkan olurken Davutoğlu'da ülkeden ülkeye basmadık yer bırakmayarak bölge politikalarının oluşturulması için koşturup durdu. Ve nihayet Osmanlılık düşünün bir parçası olarak Suriye'nin işinin bitirilmesine geldi sıra ve bugün Suriye'de yaşanan bütün acıların sözünü ettiğimiz bu ikili en büyük planlayıcısı ve suçlusu oldular.

İşin bu yanını bir kenara koyuyoruz. Recep Tayyip Erdoğan'ın gözü tek adamlıktaydı, kendisini padişah olarak da ilan edemeyeceğine göre onu kesecek olan padişah yetkileriyle donatılmış başkanlık olabilirdi ancak. İlk adım Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanıp sistemin değiştiğini ilan edip ve kapağı Beştepe Kaç/ak sarayına atarak koltuğa oturdu. Artık cumhurbaşkanı olmasına karşın AKP'nin kongresine katılıp oy kullandığı gibi kimin AKP'nin Genel Başkanı ve başbakan olacağına da o karar verdi. Tıpkı Abdullah Gül'ün cumurbaşkanı olması yolunda yapılan toplantıda söylediği sözün aynısını söyleyerek AKP'nin Genel Başkanı'nın Davutoğlu olacağını Ahmet Davutoğlu kardeşim diyerek işaret etti.

Aynı sözlerin 2007 yılında Abdullah Gül için de kullandığını unutmayalım.

Gün oldu Abdullah Gül kardeşlik listesinde çıkarılıp bir kenara itiliverdi. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı koltuğuna oturduğu için onun süresi biraz uzun sürdü. Sıra geldi Ahmet Davutoğlu'na. Günler geçiyor, bir türlü işler tıkır tıkır yürümüyordu. Saray gördü ki, Davutoğlu işi ağırdan alıyordu. Avaneler harekete geçtiler. Önce bu böyle gitmez diyerek Davutoğlu'nu yaralayan sözler gündeme düştü, arkası da çok geçmeden geldi. Artık Davutoğlu Suriye politikası başta olmak üzere pek çok olumsuzluğun da sorumylusu olara ilan edildi. Arkasından da 'Pelikan Dosyası' ile Davutoğlu'nun suyu iyice ısınmış oldu.

İşte bu yüzden Davutoğlu partisinin son grup toplantısında konuştu ve hangi makam olursa olsun elinin tersiyle ittiğini söyleyerek kendi yöntemiyle sözümona vefa bilmezlere yanıt vermiş oldu. Artık işler iyice çığırından çıktığı için istifa, azledilme, amaç kardeşliği hukuku içinde yapıya zarar vermeden çekilmek gibi seçenekler açıktan açığa dillendirilirken Beştepe Külliyesi'nde görüşme kararı alındı.

Başbakanlık konutunda Davutoğlu olup bitenleri kafasında ölçüp biçerken Recep Tayyip Erdoğan'da memleketin muhtarlarını karşısına almış, Ahmet Davutoğlu gibilerine şu iletiyi veriyordu. İnsan kendisini bulunduğu makama kimin getirdiğini bilmeli ve ona göre davranmalı.

Eh, bunda anlaşılmayacak bir yan yoktu elbette. Davutoğlu'da biliyordu ki, kendisine makam Recep Tayyip Erdoğan tarafından verilmiş yine onun tarafından alınıyordu. Mızıkçılığın, demokrasicilik falan oynamanın gereği yoktu, o da uyum ve biat kardeşliği yüzü hürmetine AKP'nin 22 Mayıs tarihinde olağanüstü kongresinin yapılacağını, aday olmayacağını söyleyerek emaneti teslim edeceğini açıklayıp işi bitirmiş oldu.

Yalnız yukarıda anlattıklarımı hiç kimse AKP içinde olup biten çalkantıyla açıklayıp susup oturmamalıdır. Bundan sonra ülkemizde öyle depremler yaşanacaktır ki, ülkede yediden yetmişe herkes bu depremden etkilenecektir. Artık bundan böyle gidişin önü kesilmezse kısıtlı burjuva demokratik ortamdan da söz edilemeyecek, yurttaş iradesinden de, laiklikten de, hak ve özgürlüklerden de. Yani dinci faşizm nasıl olurmuş herkes sırtında şaklayan kırbacın acısıyla anlayacak ama işte o zamanda iş işten geçmiş olacaktır.

Durum bu olduğuna göre TBMM'deki iki partiyi geçiyorum. Bugün HDP ve MHP gidişi engelleyecek bir özellik taşamamaktadırlar. Hatta diyebilirim ki bu iki parti yüzünden Recep Tayyip Erdoğan'ın işleri daha da kolaylaşabilir de. Geriye bir tek CHP kalmaktadır ki, CHP'de üstüne düşen görevin bilinciyle hareket eder ve Recep Tayyip Erdoğan'ın oyununu bozarsa bir kez daha tarihsel görevini yerine getirmiş olacaktır. Yok, mevcut yöntemlerle bir şeyler yapabileceğini düşünürse bilinmeli ki, erken seçimlerde bir kez daha vurgun yiyip yerine oturur.

Yalnız bu kez vurgun yiyen salt CHP olmayacaktır. Vurgun yiyen tüm Türkiye olacak ve Türkiye felç olup eli ayağı tutmaz hale gelecektir. İşte bunun için Türkiye'de estirilmesi gereken bir rüzgâr vardır, CHP, yürekli bir şekilde çıkıp bu rüzgârı estirmek zorundadır.

Nasıl olacağını sonraki yazılarımda dile getireceğim.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA