turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


"BUNLARDA HAYSİYET YOK"

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

28 MAYIS 2016

Recep Tayyip Erdoğan her ne hikmetse hiç aynaya bakmıyor sanırım. Kırşehir'de yaptığı konuşmada CHP'yi kast ederek "Haysiyet cellatları" diyor. Daha bu ne ki, hangi çevreye bir şey söyleyecek olsa küfürlerin en sunturlusunu sallıyor.

Sonra da dönüp başkalarına şu denir de bu denmez demiyor. Doğal olarak Recep Tayyip Erdoğan böyle davrandığında da onun yalakası faşist ve basın ahlakı ile yakından uzaktan ilgisi olmayan Star gibi gazeteler de Erdoğan'ın on katı ortalığı zehirleyen bir havaya giriyor. Bugünkü Star gazetesinin ilk sayfasına göz atın isterseniz. Orada gördükleriniz sonrasında kimde haysiyet yokmuş göreceksiniz.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir fotoğrafını koymuşlar ve üstüne de "yüzü kızarmıyor" yazmışlar. Yan çıkmalarına ise; "Kararlı görün", "Asla renk verme", "Gerçeği yüze yansıtma", "Demokrat görün", "Sıkıştığında değiştir" yazmışlar. Hani ne denir ki bunlara? Usta çırak ilişkisi işte. Erdoğan küfrün âlâsını mı söyledi bunlar dikâlâsını söyleyecekler ki yüze geçip ülkenin olanaklarından vurgun niyetine sebeplenebilsinler. Yoksa Star gibi bir gazeteyi gazete diye kim alıp okuyacak ki?

Yukarıda Recep Tayyip Erdoğan'ın aynaya bakmasını yazdım ya gerçekten aynaya bakmaya öyle çok gereksinimi var ki anlatılamaz. Eğer her konuşmasını bir dinleme olanağı bulsa belki de küfürbazlıkta tavan yaptığını görecek ve de hitap şeklinin dozunu değiştirecektir kim bilir? Hani böyle yazıyorum ya, siz aldırmayın benimki şaka şaka. Şaka, çünkü Recep Tayyip Erdoğan'ın geri vitesi diye bir şey yok. Zaten olamaz da. Erdoğan dinci ve faşist bir devlet anlayışını kendine ilke edindiği için başkaca bir yöntemle bu işlerin olmayacağını iyi biliyor. Verecek veriştireceksin ki ortalık yangın yerine dönsün. Herkesin haddini bildireceksin ki yığınlar korkudan gıklarını bile çıkaramasınlar. Muhterem de öyle yapıyor. Açıyor ağzını yumuyor gözünü ki herkes kendisinin nasıl bir yiğit olduğunu görsün. Hani muhterem fiili olarak başkanlık yetkilerini kullanıyor ya kendisini beğenmeyen ve eleştirenleri de fiili olarak raptı zapt altına almak istiyor.

Dünyanın hiçbir iktidarı ülkelerinin bağımsızlığını getiren önemli tarihlerle hesaplaşmaya oturmaz, oturamaz. Oysa bunların ki öyle mi? 19 Mayıs gelir bir bahane bulup sıvışırlar. 23 Nisan TBMM'nin Ankara'da açılış tarihidir, üstelik o TBMM ki Kurtuluş Savaşı'nı yönetmiş ve başarıya ulaştırmıştır amma ne gam, görmezlikten gelinerek terör merör denilip yok sayılmaya çalışılır. Malum kendileri padişahçıdır ya, 23 Nisan 1920 tarihinin de padişahlığın burnunun sürtüldüğü gün olduğunu bildikleri için böyle davranırlar. 29 Ekim 1923 bunları hepten kudurtur. Çünkü cumhuriyet bir anlamda ağaların, paşaların molla ve dinci gericilerin gücünü kırmaya millet egemenliğinin gündeme getirildiği gündür ya bu yüzden de cumhuriyeti kendilerinin azraili görür bunlar. Kut'ül Ammare Zaferi diye uyduruk bir şeyi zafer olarak kutlarlar da Kurtuluş Savaşı'nı ve onun kazanımlarının hiçbirini görmek duymak bile istemezler. Hele Mustafa Kemal ismi bunların korkulu düşüdür ki, adını duyunca cin çarpmışa dönerler. Bu yüzdendir ki hacısı, hocası önceki gün Muğla'da şehit cenazesinde dua ederken Mustafa Kemal'in adını es geçer de oradakiler haddini bildirince Vali mikrofonu alır Mustafa Kemal'in de ruhuna fatiha demek zorunda kalır. Oysa müftü çoktan duayı bırakmış ve oradan tüymüştür bile. Hoş Mustafa Kemal'in böylelerinin duasına da gereksinimi yoktur ya neyse…

Bir önemli noktaya daha işaret etmek istiyorum. Yarın 29 Mayıs. İstanbul'un fethi. AKP ve saray işte bu fethi öyle bir kutlayacaklarmış ki dillere destan bir kutlama olacakmış. Hani bizler kutlamalara bir şey dediğimiz yok yok olmasına da, halklara düşmanlığı körükleyen tutum ve davranışlardan kaçınılması önemlidir diye düşünüyoruz.

Ayrıca bu dinci imancı takımının İstanbul'un alınmasını kutlamasını da çok anlıyor değiliz. Hani tarihsel olarak önemli günleri bunlar önemsiyor olsalar Kurtuluş Savaşı sonrası kutlanması gereken önemli günlerimizi de kutlarlar. Oysa İstanbul'un fethini kutlayanlar 19 Mayıs'a da, 23 Nisan'a da 30 Ağustosa da 29 Ekime de burun kıvırırlar. Niçin? Çünkü İstanbul'un fethinde kendileri için önemli saydıkları bir gericilik damarı bulurlar da onun için.

Bir şey daha söylemek isterim.

Doğrudan Osmanlılığı kapsamasa da İstanbul'un alınışının deprem etkisi yapan yeni gelişmelere sebep olduğu da bir gerçektir. Siyasal ve sosyal etkileri Batıda reform ve rönasansa sebep olduğu için bu gerici takımı İstanbul'un alınışını da kutlamaması gerekir ya onlar yine de kendileri açısından gerici bir damar buldukları için bu denli abartılı kutlamaktan yanalar.

Sanki onlara bu kutlama bir şey kazandıracakmış gibi…


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA