turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


ALIN SİZE SOLCU ALIN SİZE

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

17 HAZİRAN 2016

Veysi Sarısözen'in kim olduğunu biliyor musunuz?

Anımsamayanlara anımsatalım. Bu kişi eski TKP'li. Şimdi ise hem HDP'li hem de sapına kadar Apo'ya övgü düzen biri. Bakın ne yazmış Özgür Gündem'de:

"Apoculuk İslam kültürünün evrensel ve laik programıdır."

Birçok liboşlaşmış eski komünistin böyle bir saptama yapıyor olması aslına bakarsanız kimseyi şaşırtmamalıdır. Çünkü bu gibi kişiler zaten eskiden de bir halt olmadıkları halde bizler gerçeği bilmediğimiz için şaşırıyoruz. Evet, Apoculuk diye bir şey var. Çünkü Ortadoğu toplumlarında dün başka birisi en tepeye çıkarılır peşinden gidilirdi, bugünse başka birinin. Bu çağdaş bir anlayışla örtüşür mü diye sorarsanız sormayın, zaten böylelerinin çağdaşlıkla bir bağı da kalmadığı gibi biat kültürünü bize iyi şey diye yutturmaya kalktığı için de ayrıca feodal bir bir ortaçağ karanlığında debelenip durmaktadırlar. Bu yüzden de solun ve sosyalist yapıların içine sızmış olan böylelerinin ipliğini pazara çıkarmak şarttır.

Veysi Sarısözen, HDP içinde solcu ya da sosyalistlerin "İslamcı söylemden" hiç şikayet ettiklerini duymamış. Tersine bu parti içinde bulunan geleneksel solcular; "çok dinli, mezhepli, çok sesli" yapı içinde kendilerini eğitmeyi başarmışlar. Aslında Sarısözen'in söylemek istediği solculuktan ve sosyalistlikten vazgeçmişler diyecek de öyle söylemiyor, eğitildiklerini söyleyerek doğası gereği solculuk ve sosyalistliğin böyle bir anlayışla örtüşebileceğini yutturmaya çalışıyor.

1960-1970 yıllarında köylerden Alevi dedelerini kovan solculardan da söz ediyor ki, Alevisi, Sünni'si solculuğun ne matah bir şey olduğunu görsün, anlasın istiyor. Neymiş efendim bugün HDP içinde dedelerle birlikte zalime karşı omuz omuza mücadele öğrenilmiş. Tabi bu bir görüntüye aldanmaktan ibaret olup gerçeklerin direngenliği karşısında hiçbir anlam taşımadığını da zamanla görecek ve anlayacağız ama o zaman da çoktan atı alan Üsküdar'ı geçmiş olacak. Bir kişi bilimi bir yana koymaya görsün, artık onun için sosyalist öğretinin hiç mi hiç bir değeri kalmamıştır. Bu yüzden de Veysi Sarısözen utanıp sıkılmadan 1969 yılında MTTB'nin eli kanlı militanlarının neyin nesi olduğunu bile fark edecek durumda değil. Neymiş efendim; "1969 Kanlı Pazar’ında MTTB’li “milliyetçi-mukaddesatçı” “imamların” saldırısına uğrayan 68’li sosyalist, HDP’de Mellelerden İslam gerçeğini dinledi" diye yazarak toplumun gerçekleri doğru anlamasının önünü bir kez daha kapatmaya çalışıyor. Elin adamı davasının peşinde. Bugün TBMM Başkanı olan İsmail Kahraman o günlerde MTTB'nin başkanıydı. Şu anda siyaseten kim ya da kimlere diz çöktürmek istiyormuş miyopluğu bırakıp görmek gerekir de Veysi Sarısözen'in neyine ki gerçekleri görmek? O HDP'de İslam gerçeğini mellelerden dinlemiş. Şahsen de Alevi dedelerden ve Mellelerden çok şey öğrenmiş. Hani bu sözünü ettiği melleler var ya gerçekte Alevileri bir kaşık suda boğacak düşüncelere sahipler. Ama şimdilik yalanla zevahir kurtarılıyor. Veysi Sarısözen, Komünist terminolojinin yanı sıra, İslam'ın mukaddes kitabından sayısız ayetlerle görüşlerini açıklamışmış.

Öyle ya komünistler insanlık tarihini bilmeyecek kadar körkütük cahil olmalılar ki sosyalist öğretide insanlığın kurtuluşu konusunda eklektik bir dünya görüşüyle yığınlara maval okumanın daha kestirme bir yol olduğu yolunda görüşler dile getirmek gerektiği yönünde hidayete erecekler öyle mi? Veysi Sarısözen'in görüşlerinin ardı arkası kesilmiyor. Bu bir “taktik” mesele değildir. Hz. Muhammed’in hadislerinden alıntı yapmak, Kuran’dan ayetler aktarmak, vaktiyle bizim solcu dünyamızda “oportünist” bir yaklaşım olarak görülmüştür."

Oysa Kur’an, sadece bir “inanç” konusu değildir. Diye yazmış ya bu anlayışın neresinden tutacağız bilmem ki? Hani oportünist olarak görülüyormuş ya, bu anlayış oportünizm değil, aynı zamanda da doğrudan karşıdevrimcilik batağında kulaç atmaktır. Sarısözen'in durumu bugün bundan ibarettir. Kuşkusuz İslamiyet'i yok saymak gerekmez. "Türk ve Kürt toplumlarının en yaygın, en güçlü kültürel zenginliğidir. Kendi toplumumuzun kültürel zenginliğine dayanmadan yapılan siyasi mücadele hiç kuşkusuz “eksik” kalmaya mahkumdur. Şu aptalca bir görüştür: Kur’an sadece Müslüman’ın “kitabıdır.” Hayır, Kur’an ve İslam’a ait olan bütün insani ve toplumsal değerler, bu toplumda yaşayan herkesindir. Yani “yağma yok.” diyerek ne savunulmuş oluyor acaba? Çapsızlığın ve bilimden uzaklaşmanın öğretisini sallama sözlerle HDP tabanına dayatarak da bir yere varılamaz. Varılsa da varılan nokta insanlığın kurtuluşundan çok uzak bir yerdir ki, bunun için yığınların canlarını ortaya koyarak özveri göstermeleri de gerekmez.

Aslında konu ile ilgili söylenecek çok söz var da gereksiz. Veysi Sarısözen'in yazısı kendi içinde öylesine çelişkilerle dolu ki, onu kendi kendisiyle baş başa bırakarak ateş ortasında kendisini sokan akrep haline getirmek en iyisi.

Liboşlaşmanın sınırının olmadığını anlamak istiyorsanız, Sarısözen'in aşağıya daha uzun alıntısını yaptığım yazısını bir değil birkaç kez okuyun derim.

"Hak, hukuk, adalet, eşitlik, ahlak, dürüstlük gibi kavramlar bütün dinlerde içkindir. “Batıcı solcu” bu değerleri Avrupa Hıristiyan kültüründen kopya etti. Bu değerleri İslam’da aramadı.

Sosyalistler, Müslüman toplumunda “İslam’ı inkar” ederek hiç kuşkusuz bir adım bile atamazlar. Onların elinde olmayan kaynaklar, Kürdistan Medreseleri’nde vardır. Ben üniversitede Felsefe Tarihi okudum. Bizim Felsefe Tarihi kitaplarımızda yüzlerce sayfa Yunan ve Hristiyan felsefesine ayrılmışken, İslam felsefesiyle ilgili bölüm, emin olun birkaç paragraftan ibaretti. Batıcı eğitim aydınların kendi Müslüman toplumlarını anlamasına engel olmuştur. Pek çok nedenin yanında, Türk sosyalizminin toplumun derinliklerine nüfuz edemeyişinde toplumsal kültürün en önemli bileşeni olan İslamiyet'i kavramayış büyük rol oynamıştır.

Kürdistan’da ise “solun” yani sermayeye, sömürüye, haksızlık ve adaletsizliğe karşı çıkan toplumsal hareketin derin köklere sahip oluşu, Kürdistan solunun kendi Kültürel kaynaklarından haberdar oluşuyla ilgilidir. Örneğin Hatip Dicle’nin İslami kültüre vukufiyeti bugünkü Kürt siyasi hareketinin nasıl halkçı bir karaktere büründüğünü anlamak için iyi bir örnektir.. Milyonlarca inançlı Müslüman, Kürt siyasi hareketinin saflarında, halkın kültürel temeli olan İslamiyet’ten hareketle Kürdistan’a ve Türkiye’ye, hatta tüm Müslüman olan ve olmayan Ortadoğu halklarına özgü bir “programı” benimsemiştir.

Bu program Apocu programdır ve İslam toplumunun bağrından çıkan sosyalist bir programdır. İslamla sosyalizmin kültürel bağlarını başarıyla kurmuştur. Bunu başardığı için “dinleri inkar” yerine, bütün dinler ve mezhepler, bütün diller ve etnisiteler arasında muazzam bir “toplumsal, kültürel sentez” yaratmış, evrensel bir karakter kazanmış ve dini farklılıkların bir arada yaşayabileceği, “aşağıdan yukarıya” gelişen biricik demokratik “sekülerliğin” inşasına imkan hazırlamıştır.

Ne demişler, her kuşun eti yenmez. Kemalizm’in “kıyısında” inşa edilmiş Türk sosyalizminin “söylemiyle ve sekülerliği” ile kavga etmek kolaydır. Ama Kürdistan’ın İslami gerçekliğinden neşet etmiş Apocu “sosyalist söylemle, demokratik özgürlükçü laiklikle, dinler ve mezhepler arası evrensel barışçı” programla “kavga” etmeye kalkışacak olan kişi, yeniden medrese eğitiminden geçmek zorundadır. Ona şu öğretilecektir: “İster inan, ister inanma, Kur’an diğer kitaplar gibi herkesin, hepimizin ortak kültürel hazinesidir. Kimisi bu “hazineyi” zenginler arasında üleştirir, ona sağcı muhafazakar diyoruz, kimisi de bu “zenginliği” fakirlerle paylaşır, ona da “solcu” diyoruz."

Bu yazıyı okuduktan sonra arkanıza yaslanın ve soluklanın. Sonra da Veysi Sarısözen'in niye "Kemalizm'in "kıyısında" inşa edilmiş Türk sosyalizminin "söylemi ve sekülerliği" ile kavga etmek kolaydır. Ama Kürdistan’ın İslami gerçekliğinden neşet etmiş Apocu “sosyalist söylemle, demokratik özgürlükçü laiklikle, dinler ve mezhepler arası evrensel barışçı” programla “kavga” etmeye kalkışacak olan kişi, yeniden medrese eğitiminden geçmek zorundadır. Ona şu öğretilecektir: “İster inan, ister inanma, Kur’an diğer kitaplar gibi herkesin, hepimizin ortak kültürel hazinesidir. Kimisi bu “hazineyi” zenginler arasında üleştirir, ona sağcı muhafazakar diyoruz, kimisi de bu “zenginliği” fakirlerle paylaşır, ona da “solcu” diyoruz."

Derken aydınlanma olmadan solcu da sosyalistte olunamayacağı bilindiği için geçerken bir de Kemalizm düşmanlığı yapılmıştır ki, ne solcuların ne de sosyalistlerin bir şeyleri doğru anlamaları için yeniden medrese kültüründen geçmeye de gereksinmeleri yoktur. Bir solcu ya da sosyalistin yolunu ancak ve ancak bilim aydınlatır. Halkın içinde çalışmak ve başarılı olmak içinse ille de gericiliğin bataklığında kulaç atmaya ve halk dalkavukluğuna gerek yoktur.

Veysi Sarısözen gibilerin Kürt işçi ve emekçilerine din alıp iman satmalarının ise kodlarını iyi okumak gerekir.

Bu kapı doğrudan karşıdevrimciliğe açılır.

Görmeyen görsün, işitmeyen işitsin…


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA