turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


POLİSE KALDIYSAK…

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

22 HAZİRAN 2016

Sarayın muhteremi arkasında milletin olduğunu düşünüyor ve bu düşünceyle de her istediğini rahatlıkla yapmaktan bir an bile çekinmiyor. Neymiş efendim bir insanın araksında millet olursaymış onu yedi düvel yıkamazmış. Saray muhtereminin varsayımına kalırsa millet onun derdinden kırılıp geçmektedir. Aman Allah'ım bu nasıl bir sevgidir, bu nasıl bir bağlılıktır, bu yağcı dümbelek takımını bıraksanız muhtereme canlarını bağışlardı. Gerçi biz böylelerini çok gördük görmesine de ne yapacaksın ders almaları gerekenler bir türlü gerçeği görmek istemiyorlar. İstemeyince de bütün diktatörlerdeki ruh hali birbirlerinin aynıymış gibi tarih sahnelerine iz bırakıyor. Bir düşünseniz ya Berlin meydanında Hitler için ölüp bitenler yok muydu ya da ne bileyim Musolini'ye dinlemek için İtalyanlar birbirlerini kırıp geçirmiyorlar mıydı?

Her neyse canım, insanlar eğer bırakalım geçmişin tarihini yakın tarihi bile biliyor olsalardı her konuda bu denli cüretkar olmazlar, hiç olmazsa bazı bazı oturup düşünür ve atacakları adımı öyle atarlardı. Birileri sanıyor ki, geldim gördüm yıktım, yok ettim ve de sonsuza kadar kalacağım. Kendilerine vehmettikleri güç yüzünden akılları, yürekleri bütün gövdeleri zehirleniyor. Zehirlendiği için de ne söylediklerinin ayırdında bile değiller. Örneğin şu topçu kışlası sözü iki de bir gündeme getiriliyor ya işte o topçu kışlasının tarihimizde bir öyküsü var.

Gericiler İstanbul'da ayaklanıyorlar. Yolda kıyafetlerini beğenmedikleri birini mi gördüler linç edip geçiyorlar. Bu isyan ki İstanbul'u kasıp kavuran gerici bir ayaklanmadır. Topçu kışlasının ünü de buralardan gelir. Oraya sığınan isyancılar yüzünden kışla top atışıyla yıkılmıştır. İki e birde gündeme gelişinin nedeni ise bu gerici isyana bağlılığın ötesinde bir şey değildir. Bu yüzden de Saray muhteremi topçu kışlasının yeniden inşa edeceğiz derken boşuna dememektedir.

Neyse; güçten söz ederken, gücün nasıl bir şey olduğuna da geçerken değinmiş oluyoruz. AKP, 3 Kasım 2002 yılında iktidara geldi. İktidarı döneminde ülkenin alışık olmadığı pek çok uygulamaya imza attı. Geldiğimiz noktada ise ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak için kendilerine muhalefet edecek herkes hedef seçilip bir şekilde tasfiye yoluna gidildi. Öyle ki bunların içinde dün birlikte oldukları kişilerin bile gözünün yaşına bakılmadı, bakılmıyor. Hele demokrasiden yana ilerici, devrimci, demokrat, sosyalist kim varsa göz bile açtırmak istenmiyor. Bu yüzden yargı tepeden tırnağa ele alınıp bağımsız yargı anlayışı ortadan kaldırıldı. Yüksek yargının avuç içine alınması için Sarayın emri ile AKP çoğunluğuna dayanarak yasa üstüne yasa çıkarıyor. Kaldırılan dokunulmazlıkların bile dışarıya anlatılmasında arıza var. AKP ve saraya göre bazı milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılmıştır. O milletvekillerine isteyen istediği gibi dokunabilir. Verilen mesaj bu olduğu için özellikle de CHP'ye ve CHP milletvekillerine karşı isteyen istediğini yapabilir mesajı alttan alta körüklenip duruyor.

Bırakalım milletvekilini sıradan bir yurttaşın bile dokunulmazlıkları olduğunu nedense bu dinci taifesi bir türlü içselleştirmiş değil. Evet, herkesin yaşam hakkına, özgürlüklerine, özel yaşamına dokunulamaz. Durup dururken şiddet kullanılıp darp edilemediği gibi düşüncesini açıklamaktan da kimse alıkoyamaz. Bu sözünü ettiğimiz kısıtlı demokrasisi olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında yer almıştır. Oysa gerçekler hiç de böyle değildir. Bugün, hukuku yok sayan bir sarayın ve AKP iktidarından söz ediyoruz. Durum bu olunca da ülkemizde hukuk mukuk gözetilmeden herkese her şey yapılabilir.

Önceki gün Bolu'da yaşandığı gibi halkın ve Bolu CHP Milletvekili Tanju Özcan'ın gözüne gözene gaz sıkılıp herkes hastanelik edilebilir. Yetmez, milletvekillerinin dokunulmazlığını düşünen polis, milletvekillerine gaz sıkılmaması gerektiğini aklından geçirir ama yanındaki polis arkadaşı; "sık oğlum sık onların dokunulmazlığı kaldırıldı" diyerek ve milletvekiline de yukarılardan bir yerden gaz sıkılması emri olduğunu söyleyebilir. Dolayısıyla kendisini Bolu Beyi falan sanan Bolu Valisi yaşanan bu olay için kem küm açıklamalar yaparak dese dese gösteri yapanlar; aşırı davrandılar, hem yapılan gösteri izinsiz gösteriydi gibi gibi konuşarak ne denli dünyadan habersiz bir vali olduğunu da gösterebilir ancak evdeki Pazar çarşıya uymaz. Hem çok güvendikleri Saray muhteremi daha önce harcadığı pek çok vali gibi onu da bir günde harcayabilir. Bunun az örenkleri yoktur hani.

Gaz sıkan ve sık oğlum sık diyen polise gelince onların esamileri bile okunmaz. Kollarından tutulup atılırlar da dertlerini anlatacakları güç kalelerinin kapıları yüzlerine kapatılıverir. Dün polis okulundan atılan genç çocukların gösterisini izledim Ankara Güven parkta. Çocuklar dertlerini anlatmak için yırtınıp duruyorlardı. Fethullahçı olmadıklarını söylüyorlar, bizim suçumuz ülkemizi sevmekten başka bir şey değildir diyerek gırtlaklarını patlatıyor orada bulunan Ankaralılara dertlerini anlatmaya çalışıyorlardı. Bu gençlerin hepsi yoksul halk çocuklarıydı. Bir yerlerden şikayetçilerdi ama bu adres niyeyse tam olarak belli değildi. Ankaralılara sesimizi duyun diyorlardı ama seslerini kısanların kim olduğu konusunda ufacık bir düşünceleri bile yok gibiydi. Söylediklerine göre memur olma şansları bile ellerinden alınmış, herhangi bir yere düz işçi olarak girmek isteseler bile fethullahçı oldukları suçlamaları yüzünden giremiyorlardı. Ekmeklerinin peşindeydiler, ülkelerini çok seviyorlardı, şehit olmak istiyorlardı ama kimsenin bunları ne anladıkları ne de dinledikleri vardı.

Genç çocuklardı. Pırıl pırıl bir görünümleri vardı ancak hâllerinde yine de öyle bir hâl vardı ki işte asıl beni düşündüren de onlar konuşurken bu hâlleri olmuştu. Halk çocuklarıydılar ama gerçekleri görecek denli bir düşünce sistematikleri yoktu. Bu yüzden de Binali Yıldırım kim, Recep Tayyip Erdoğan neyin nesidir kestiremiyorlardı. Niye harcandıklarının bile bilincinde değillerdi ama ironi yapma konusunda da geri değillerdi. Onlara göre Mülakatlarda Denizli horozu gibi ötemedikleri, Ankara oyun havası oynayamadıkları için elenmişlerdi işte. Gösteriyi içim acıyarak izledim. Sayısız kez de atanamayan öğretmen adaylarını izledim. Görüntü aynı, yüzler çok benzer, yalnız yine de bir fark var.

Atanamayan öğretmen adayları kimin kim olduğunun ayırdındaydılar, polis okulundan atılanlarsa şaşkındılar çünkü atılmak için hak etmediklerini düşünüyorlardı, seslerini duyurmak istedikleri makamlar ise kendilerini harcayan makamlardı.

Bolu'da gaz sıkan ve sık oğlum sık dokunulmazlığı kaldırıldı, yukardan milletvekillerine de sıkın diyen polise ve kem küm eden Bolu Valisine duyurulur.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA