turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


POLİS

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

23 HAZİRAN 2016

Polis dünyanın her yanında polistir. Görevlerini yaparken kimi ülkelerde polisler, bir kurum duyarlılığı ile değil de daha çok iktidarın istediği doğrultuda yerine getirirler. Bu davranış doğal olarak ülkeden ülkeye de değişiklik gösterir. Birinde daha çok iktidardan yana tutum alırken bir diğerinde biraz daha yasaların egemen olduğu bir anlayışla görev yapılır. Buna nedense ülkeden ülkeye değişen demokrasinin gelişkinliğidir. Ama hemen tüm ülkelerde öz itibariyle polisin tutumu daha çok iktidardan yanadır. Bizim ülkemizde ise polis; bazı istisnalar dışında tam anlamıyla iktidarın dediğinden dışarı çıkmaz. 1970-1980'li yılları bir ölçüde ayrı bir terazide tartmak iyi olur. Çünkü o dönemde Pol-Der örgütlenmesini göz önünde tutmak gerekir. Yani Türkiye toplumu nasılsa polisteki yansıması üç aşağı beş yukarı aynı olmuştur..

12 Eylül faşist diktatörlüğü sonrasında toplumun her kademesi nasıl baskı altında tutulduysa polisler de sözü geçen baskıdan misliyle nasiplerini aldılar. Polislerin içinde de ağırlıklı olarak temizlik yapıldı. Daha sonra bu göreve alınanlar özel olarak seçildi, dinci ve faşist eğilimleri ağır basanlara olanak sağlandı. Dolayısıyla da toplum içinde bir cemaat olarak örgütlenen ve daha örgütlü olan dinci Fethullahçı kesim böylece polis içinde yuvalanmış oldu. Bu yuvalanma hiç kuşku yok ki, AKP iktidarının başladığı 3 Kasım 2002 yılından itibaren çok daha arttı. Polis teşkilatına nitelikli ve sınavı kazananlardan çok sözü geçen cemaatin adamları alındı. Bunların süreç içinde nelere mal olduğunu hepimiz çok iyi bilmekteyiz. Gidişten oldukça memnun olan Recep Tayyip Erdoğan, süreç içerisinde sıkıntılar yaşamaya başladı ve polis içinde "paralelci" suçlamasıyla tasfiyeye gitmek zorunda kaldı. Kalırken de kendisi için ölümüne görev yapacakların yerlerinde kalmaları ve polise yeni elaman alınmasında da bu anlayışın gözetilmesinden milim sapılmadı.

Tabi, paralelci olduklarından kuşkulanılan Polis Akademisi'de de temizliğe gidildi ve onca emekleri olan kişiler kapının önüne konuldular. Polislik görevine devam edeceklerse titiz bir şekilde ayıklanıp göreve başlatıldı. Geriye kalanlara hiçbir hak tanınmadı, onlara evinize dönün denildi. Bu süreci izleyenler bilir, bunların içinde Fethullahçı olanlar olduğu gibi hiçbir ilişkisi olmayanlar da azımsanmayacak kadar çoktur. Onlar da iktidar tarafından fırsat bir fırsat denilip böylece temizlenmiş oldular.

Bu yazıyı niye yazıyorum? Biliyorum solcu milletinin ezberini bozmak sanıldığı kadar kolay değildir ama ben yine de denemek istiyorum. Önceki gün Ankara Güven Park'ta Polis Akademisi'nden atılan gençlerin tamamen rastlantısal olarak bir gösterisine tanık oldum. Gittim ne söylediklerine baktım. Sayılara 50-60 kadardı. Bir kişinin daha çok konuştuğu, gösteriye katılanların da olağan olarak öne çıkıp sorunlarını dile getirdiklerini gördüm. Hepsi genç ve pırıl pırıl çocuklardı, hepsi nasıl haksızlığa uğradıklarını Fethullahçı falan da olmadıklarını söylüyor, Ankaralılar sesimizi duyun, biz ne haldeyiz görün diyorlardı. İktidarın Fethullahçıları bahane ederek bir taşla iki kuş vurduklarını kendilerini de kapının önüne koyduklarını söylüyorlardı. Üzüldüm, çünkü hemen hepsi halk çocuğuydu, yetiştikleri ortamın ve aile çevresinin üzerlerinde azbuçuk etkisi olan gençlerdi. (Hangimiz öyle değiliz ki?)

İstedim ki, bu çocukların sorunu için birkaç şey de ben yazayım ve AKP iktidarının ne büyük tahribatlara yol açtığını dile getireyim. Görüşlerimin mini özetini Twitter'da her zaman olduğu gibi yazdım. Hemen birisi "en devrimci" bir tutumla haddimi bildirmeye kalktı. Yazdıklarımı gözden geçirip küçük bir düzeltme yaptım. Çünkü gösteri yapan polisler diye yazmıştım. Beni eleştiren kişiden bu nedenle özür de diledim. Tabi kaçırır mı bizim Aslan solcumuz; bir kez daha yüklendi. Benim için dert değil, ben bir konuda düşündüğümün haklılığına inanırsam ki haklıyım yeryüzünde bir tek kendim kalsam bile en küçük bir sallantı göstermem. Ha bir de o çok bilmiş solcu beni CHP'li sosyalist diye suçladı.

Söylüyorum, bunların benim için önemi yok, herkes neyin nesi olduğunu iyi bilir. Bu yüzden de bir solcunun eleştirisi beni bozacak değil. Neymiş efendim biz işkencecisine aşık olanlarmışız. Gerçi; 12 Eylül döneminde en düzeyli duruşu TSİP'liler göstermişti göstermesine de, biz yine de işkencelerde ne duruma düşen kimi solcu takımını kendileriyle baş başa bırakıp sonra da nerelerde solculuk yaptıklarını, hatta en sağcı partilere kadar gittiklerini iyi biliriz de geçiyorum bunları. Bir de neymiş, bu arkadaş ve benzerleri polislere onurlu olmaları için polisliği bırakıp simit satmalarını söylüyorlarmış. Hani buna da iyi diyelim ama bu arkadaşlarda solculuklarından kaynaklı topyekunculuk var.

Bunların gözünde polis mi? Aaa tümden faşist. Asker mi? Oooo faşistin dikalası. Ne diyebiliriz ki böylelerine? Bunların işi akla karayı ayırt etmek kadar çok kolay.

Oysa bu çocukluk hastalığı ile düşünme sistematiği bozulmuş solcu taifesi akla kara arasında bile milyonlarca renk tonu olacağını nereden bilecekler ki?

Bilemezler, çünkü nasıl dinci taifesi sabah, akşam; Allahümme innanesteinüke ezberleyip düşünme sistematiğini nasıl bozmuşlar ve tın tın kafalarsa; genellemiyorum ama solcu taifesinin de bunlardan çok farkları olduğu da söylenemez.

Not: Dikkat! Sosyalist demiyorum solcu taifesi diyorum.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA