turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


TUTARSIZLIK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

24 HAZİRAN 2016

Anımsıyor musunuz Türkiye bir ara AB eşiğinden adımını atar gibi olmuştu da Recep Tayyip Erdoğan ve partisi davullar, zurnalar şenlikler düzenlemişti. Hele Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek yok mu, kendinden geçmiş gündüz gözüyle Kızılay meydanında havai fişekler patlatmıştı. Sonra bunların her biri yavaş yavaş soğumaya bırakıldı, AKP'nin ve sarayın mumu fısss diye sönüverdi. O dönemlerde Türkiye AB'ye girecek diye ne kadar liboş takımı varsa kolları sıvadı ve Recep Tayyip Erdoğan'a ve partisi AKP'ye öyle bir övgüler düzdüler ki, AKP'lilerin tamamını bir araya getirseniz bu denli etkili övgüyü başaramazlardı. Biz o zamanlarda liboşların aksine AB'ye girmenin gereksizliğini savunmuş, Türkiye'nin her fırsatta kendisini emperyalist kampın içinde görmek istemesini eleştirmiştik.

Geçmişin arşivini karıştırdığınız zaman yerli liboşlar kadar AB'den de Recep Tayyip Erdoğan'a övgüler düzülmüş, demokratlığına iman getirip inanmışlardı. Biz ne söylersek söyleyelim artık ülkemizde demokrasiyi Avrupa ayarına yükselteceğine inanılan Bir Recep Tayyip Erdoğan vardı. Hele de askere çekidüzen vermiyor muydu, daha ne olsun bazı çevrelerce yeme de yanında yat hesabı bir güzellikti. Ülkenin kapısı sonuna kadar finans kuruluşlarına açılmış, adamlar ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmadan para kazanıyordu. Ülkeye denilebilir ki adeta sıcak para yağıyordu. Bu yüzden de piyasa sıkışmıyor, AKP ise ekonomide iyi işler yaptığını ileri sürerek halka başarılarının propagandasını yapıyordu.

Her ne kadar süreç içinde üretim olmadığı için işlerin iyi gitmeyeceği bilinmesine karşın ülkedeki durumdan kim ne vurursa kâr sayıyor, en çok da iktidar ve çevresi mevcut gidişattan kârlı çıkıyordu. Çünkü kendilerine rant kapısı açılmış, sat sav anlayışı ile birer büyük aracı konumunda cukkalarını bir iyi doldurmuşlardı. Böylece ihale yolsuzluğuydu, rüşvetti, adam kayırmaydı, kara para aklama yoluna gitmeydi, tarımın içine edilip ithal yöntemiyle birilerinin vurgun vurmasıydı artık arşı âlâdaydı. Bu alahey içinde de ülkemizde bankaların %70'e yaklaşın bölümü yabancıların eline geçivermişti.

Sonra bir yığın şey arka arkaya geldi. Emperyalist Batı Kuzey Afrika'dan Çin Seddi'ne kadar geniş bir coğrafyada Erdoğan ve iktidarına görev vermiş. Kendisine verilen Eşbaşkan sıfatı ile ortalıkta böbür böbür böbürlermiş, Ortadoğu'da ve Müslüman ülkelerde ne kadar İslami terör örgütleri varsa hepsi ile birer birer ilişki geliştirilip Türkiye bir güzel boğazına kadar bataklığın içine sokulmuştu. Uzatmayalım gelinen durum ortadadır. AKP iktidarı eliyle Türkiye'nin ekonomisi bitirilmiş, içerde ve dışarıda barış söz konusu olmaktan çıkmış. Türkiye'ye diyebiliriz ki dost bir tek ülke bile kalmamıştır. Bu yüzden de Binali Yıldırım hükümeti dışarıda düşmanların azıtılması dostların çoğaltılması kararı almıştır amma velakin bu yönde küçücük bir taş parçası bile yerinden oynatılamamıştır. İsrail dışında herhangi bir ülke ile de ciddi ciddi görüşüldüğü falanda olmadığı gibi görüşme zeminini hazırlayacak herhangi bir adım da atılmış değildir. İktidarın Suriye politikası aynı tas aynı hamam devam etmekte olup bu da Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu daha bir çıkmaz hale getirmektedir.

Gidişatı gidişat olmayan saray ve AKP iktidarı ise her geçen gün daha da antidemokratik uygulamalara imza atmış, kim iktidara muhalifse bir şekilde susturulmaya çalışılmıştır. Gazeteciler, aydınlar, dünyanın gözü önünde gözünün üstünde kaşın var denilerek kelepçelenip içeri yollanmıştır. Saray ve AKP iktidarı muhalifleri sindirme girişimlerini arttırmış ülkede diktatöryal bir bir rejim uygulamaya konulmuştur.

Bu arada Almanya "Ermeni soykırım" yasa tasarını kabul etmiş, dolayısıyla iktidarla Almanya'nın arası bir şekilde açılmıştır. Ortaya çıkan gerginlik sonrasında ise emperyalist Batı bir anda Recep Tayyip Erdoğan'ın demokrat olmadığın keşfedip mırıldanmalara başlamıştır. İşin içine bir de mülteci olayı girince işler daha da bir karışmıştır. Vize idi, kaldırılacaktı derken hiçbiri olmamış, AB Erdoğan'ı kızdıran laflar etmeye başlamıştır. İşte bunun üzerine pili iyice biten Recep Tayyip Erdoğan, ben kimim, görevim ne diye düşünmeden patır patır konuşmaya başlamış ve AB'ye girme sorununu referanduma götüreceğini açıklayıvermiştir.

Gerçekte böylesi bir açıklamanın küçücük bir önemi olmamakla birlikte Erdoğan, bir kez daha sözüm ona ülkenin milliyetçilerine seslenen bir yol izleyip içerde zevahiri kurtarmayı denemiştir.

Sonuç olarak bütün bunların yaşanması ile birlikte; salt sarayın ve AKP iktidarının foyası ortaya çıkmamış, sözde demokrat geçinen Batı'nın da nasıl vıcık vıcık ilişkilerden yarar umduğu da gün yüzüne çıkmış bulunmaktadır.

Neymiş, AB için tıpkı İngiltere gibi referanduma gidecekmişiz.

İlahi güldürmeyin adamı?


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA