turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


" 'ZAVALLI ER' TUZAĞI"NDAN KOMUTAN PERİNÇEK'E

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

20 TEMMUZ 2016

Doğu Perinçek'in Ulusal Kanal ve Aydınlık'ta kestiği ahkamların bir yenisini de dün akşam Şaban Sevinç'in sunduğu İsmail Dükel'in de katıldığı Halk TV'de 'Basın Koridoru' programında izledik.

Perinçek özet olarak şunları dile getirdi. 15 Temmuz günü gerçekleştirilen Fethullahçı darbeye karşılardı. AKP ve Recep Tayyip Erdoğan bu darbeye karşı oldukları için doğal olarak onların yanındaydılar. (Ne yani onların yanında olmayacaklardı da darbecilerin yanında mı olacaklardı) Devam edelim. Öz itibariyle Fethullahçı çete Amerikancıydı ve bu darbeyi savuşturmak için kendileri de AKP iktidarının yanında yer almışlar ve Amerikancı darbe yenilgiye uğramıştı.

Oysa solcular ne yapmıştı, hiçbir şey... Kendilerinden başka kim varsa Atatürkçü değillerdi, bir tek kendileri Atatürkçüydü. AKP ve Recep Tayyip Erdoğan gerçekleri görmüş kendi çizgilerine gelmişti. Laiklik sorununda da artık AKP eskisi gibi değildi. Hem laikliği kimse ortadan kaldıramazdı, çünkü Vatan Partisi vardı. CHP, Anayasa'nın değiştirilmesini istiyordu, PKK'nın özerklik talebini savunuyordu. Bu konuda da bir tek kendileri doğru politika izliyorlardı. Anayasayı kimsenin değiştirmeye gücü yetmezdi. Anlayacağınız yine Vatan Partisi vardı. AKP'li güruhun şu ya da bu nedenle onlarla birlikte sokağa çıkanların tutum ve davranışları da, daha ilk günden başlayarak camiden yaptırılan anonslar ve her fırsatta çeşitli yöntemlerle taraftarların sokağa çağrılması da doğruydu. Üstelik halkın sokağa çıkmasının diğer anlamlarda olduğu gibi moral anlamında da darbenin önlenmesine katkısı olmuştu. İsmail Dükel ve Şaban Sevinç'in ısrarları üzerine de askerlere karşı yapılan muameleyi de şu şekilde anlattı Dr. Perinçek. Tabi askerlere karşı böyle davranılmamalıydı ancak bu gibi kalkışmalarda zaten bunlar olabilirdi. Ordu önemliydi. Ordu olmazsa ülkenin onuru, namusu ayaklar altında çiğnenirdi vb. Tıpkı Çin'de işgali anlatan ve ordusuzlaştırılan Çin'i konu alan filmdeki sözlere benzer sözler. Bu arada Erdoğan'ın 'Topçu Kışlası' için yaptırmayız sözlerini de unutmayalım Perinçek'in.

Komutan Perinçek darbelere karşıydı. Sivil darbe diye de bir şey olmazdı. Çünkü darbe ancak ve ancak silahla yapılırdı. Silahla yapılmadığı için de Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'nin yaptıkları ettikleri darbe yapmak olmadığı gibi Anayasa'nın ortadan kaldırılması anlamına da gelmezdi. Olsa olsa kısmi Anayasa ihlalleri sayılırdı. Zaten bu konuda AKP'nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'nde dava bile açmışlardı vs. Söyledikleri biraz karışık da olsa eğer AKP Atatürk karşıtı yol izler, anayasayı ortadan kaldırmaya kalkarsa tabi yine kendileri dimdik ayaktaydılar. Bir de bir tek AKP ve Vatan Partisi'nin kalacağı, Vatan Partisi'nin ana muhalefet partisi yerine geçeceği saptaması vardı ki bu saptamaya kargalar bile gülmüştür inanın. Çünkü bizim öngörümüzde AKP'nin çok uzak değil yarınının olması bile kuşkuludur. Vatan Partisi ise bu haliyle bırakalım sosyal bir olgu olmayı doktriner bir parti bile olabilmek için ne ufku ne de geleceği vardır. Programın sonunda karşılıklı iyi niyet sözleri ve Perinçek'in bu tür programları "sık sık yapalım" önerisi oldu. Araya suskunluk girip, "niye sustunuz" deyice Perinçek, Sevinç ve Dükel'den tabi tabi yaparız niye olmasın yanıtı geldi…

Programda Perinçek'in tanımlamaları gerçekten de şaka gibi bir şey desek o bile değildi. Onca sözünün içinde o da ne kadar samimi bilemem ama gerçek olan darbeye karşı olduklarını söylemesiydi. Gerisi her ne kadar kendisi solun diğer kalanlarına siyasi kör tanımlaması yaptıysa da tam anlamıyla siyasi körlüktü. Politikada bir yapının ilkeleri olur. Hiçbir parti ya da kişinin görüşleri ilkelere dayandırılmazsa bırakalım uzun süreyi hemen anında bu tür ilkesiz politik tutumlar çöker ve tarihin çöp sepetinde ilk bu tür davranışları sergileyenlerin düşünce ve eylemleri yer alır.

Dün söyledik. Eğer bir ülkede burjuva demokrasisinin kırıntısına bile izin verilmez ve toplum gerildikçe gerilir, asgari uzlaşma zemini ortadan kalkar ve de geniş halk yığınları cenderede tutulur, etnik ve inanç boyutunda ayrılıklar derinleştirilerek iktidar iktidarını böylesi bir anlayışla sürdürmek isterse orada demokrasi olmadığından darbe girişimleri de kaçınılmaz olur. Ha bu tür darbeler sorunu çözer mi? 12 Mart 12 Eylül faşist darbelerini gördük. Sıkışan sistemi kurtarmak için bu darbeler yapıldı ve faşist diktatörlük uygulanarak burjuvazinin iktidarı kurtarılıp yine burjuvaziye teslim edildi. Ha bazı görüşlerin aksine her darbe de ille de burjuvazinin yüce çıkarları için olacaktır diye de bir şey yoktur. Biraz sosyal politika bilenler ne demek istediğimi anlamışlardır umarım.

AKP'in işbaşına geliş öyküsünden tutun da şu anda bile yürüttüğü politikalara baktığımız zaman gericidir, laiklik karşıtıdır, emek güçleri için cehennemden başka bir önerisi söz konusu değildir, hak ve özgürlükleri hiçe sayan tutum ve davranışlar içindedir. Türkiye hukuk devleti olmaktan çıkmıştır. Şu an itibariyle bile yapılanlar bizim söylediklerimizi doğrular niteliktedir. Sokağa çıkanlarınsa demokrasi ile daha kısa söyleyelim hak, hukuk özgürlüklerle yakından uzaktan ilişkisi yoktur. Sokak sadece "Ya Allah Bismillah Allahüekber" diye bağırmaktadır ki, bu davranışların hiçbirinde Perinçek'in bulduğu ülke severlik, emperyalizm karşıtlığı, demokrasi falan da yoktur. CHP'ye karşı eleştirisi ise AKP ve diğer gericilerin yaklaşımı ile tıpatıp örtüşmektedir. Onlar nasıl CHP'yi PKK yanlısı gösterip yığınların gözünden düşürerek etkisizleştirmek istiyorlarsa Perinçek'te aynısını yaparak CHP'yi etkisizleştirmek istemenin yanında CHP'den taban kazanacağı umuduyla CHP'yi tökezletmeye kalkışmaktadır. Burada Perinçek ve Vatan Partisi Atatürkçülüğünün aslına bakarsanız sahte yüzü ortaya çıkmaktadır. Çünkü Atatürkçülük konusunda CHP ile hiçbir uzlaşma zemini bulamayan Perinçek ve partisi her ne hikmetse Atatürkçülük konusunda Atatürk'ün düşmanlarıyla kolayca uzlaşabilmektedir. Hem öyle görünüyor ki, Perinçek ilerisi için AKP ve Recep Tayyip Erdoğan'ın daha da ilericileşeceğini sanıp bu konuda maddi hiçbir alt yapısı olmayan ajitatif sözlerle her zaman yaptığını yapıyor.

Anayasa'nın rafa kaldırılması konusunu da aslına bakarsanız muğlak sözlerle geçiştirdi Dr. Perinçek. Anayasa'da başkanlık sistemi geçerli mi? Değil, öyleyse nasıl olur da Recep Tayyip Erdoğan karşımıza Anayasadan aldığı güçle değil de fiili bir yaptırımla başkan olarak çıkmaya kalkar? Parlamenter sistemin nasıl olur da hiçe sayılıp buzdolabına kaldırıldığı söylenir? Güçler ayrılığı anayasanın en önemli unsurudur. Bugün güçler ayrılığından milim söz etmenin olanağı var mıdır acaba? Milli Eğitim başta çökertilmeyen bir tek kurumdan söz edebilir miyiz? Bugün gelinen noktada nasıl olmuştur da emniyetin yapısı Recep Tayyip Erdoğan'ı tutanlar ya da Fehullahçılar olarak karşımıza çıkmıştır? Ya ordudaki dinci, gerici Fethullahçı yapılanma ne olmuştur da hemen bütün komuta kademelerini ele geçirecek seviyeye ulaşmıştır? Orduya karşı Ergenekon, Balyoz vs operasyonu niye çekilmiş, acaba Perinçek'te dahil pek çok kişi niye tutuklanıp onca süreyi içerde geçirmişlerdir, bunun hiç mi çerçeveli bir açıklaması olmaz?

Doğrudur darbe silahla olur ancak hiç unutmayalım ki Hitler ve Musolini'de iktidara askeri darbelerle değil kitle desteği ile gelmiş, iktidarlarını ise hemen akabinde örgütlenen silahlı güçlerle de doruk noktasına çıkarmışlardır. Bugün AKP'nin sivil darbesi de Musolini ve Hitler'inkini çok da aratmamaktadır. Yani böyle giderse belki Dr. Perinçek'in kendisine AKP Milli Hükümeti'nde bilmem ne bakanlığı verilebilir ancak yaşanacakların ülkemiz ve ülke halkı için beterin beteri olacağını kestirmek için falcı olmak da gerekmez.

Bir de şu Amerikancı saptaması var. Fethullahçılar Amerikancıdır tamam da Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'si necidir? Erdoğan BOP Eşbaşkanı değil miydi? Ta Kuzey Afrika'dan Çin seddine kadar uzanan coğrafyada dökülen kanların ve oluşan terörist yapıların bugün geldiğin nokta neyin nesidir? Bir de İsrail'le yapılan anlaşma var. Bu anlaşma ne pahasına ve niçin yapılmıştır?

Komutan Perinçek'in bir de Türkiye'nin NATO'dan ayrılıp Avrasya Kampında yani Rusya, Çin, İran vb ülkelerle birlikte olma önerisi var ki, inanın bu önerinin de fazladan bir değeri yoktur. Yoktur, çünkü Dr. Perinçek bugün böyle söyler, yarın tam tersini söyleyerek rüzgâra göre yön değiştirir. İlke, tilke diye boğaz patlatanlar varsa onlara da sözümüz şudur; kim takar ilkeyi tilkeyi…

Sosyalistler olarak bizler insanlığın dünden bugüne yürüyüşünü her haliyle ele alır ve bu yürüyüşte haklı ve haksızları söylerken hiçbir kuşkuya kapılmaksızın ne tarata durduğumuzu açıkça söyleriz. Osmanlı İmparatorluğu döneminde neredeyse iki yüzyıllık süre içinde de ilerici/gerici kavgası hep olmuştur. Doğal olarak ilerici hareketleri tarihsel konumu itibariyle önemle anar ve sahipleniriz. Padişahçılığa karşı 1876 I. Meşrutiyet önemlidir. 1908 İkinci Meşrutiyet de öyledir. İtilafçı gericilerine karşı İttihatçıların tarihsel yürüyüş içinde yeri farklıdır. Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyen Mustafa Kemal ve arkadaşları, Kuvayı Milliyeciler, padişahlığın kaldırılması ve Cumhuriyetin ilanı özetle bütün ilerici hamlaler Diyalektik Materyalizm ışığında ele alınır ve devrimciysen ya da sosyalistsen ona göre bir tutum alırsın ki bu da senin neci olduğunu gösterir.

Bugün AKP ve saray dinci ve siyasi ve hatta faşist bir güç olarak karşımızda durmaktadır.

Soru basittir?

Kimden yanasın?

Dr. Peniçek'e de aynı soru sorulmuş, o da yanıt olarak, AKP ve sarayı göstermiştir.

Ben kendi adıma yaşamımda onca hünerli insanlar gördüm ancak hiçbiri Perinçek'in eline su dökemez.

Başka özellikleriyle değil ama bütün Vatan Partililer Perinçek'in bu hüneriyle ne kadar övünseler yeridir.

Çünkü tanrı böyle bir hüneri kolay kolay kimseye bahşetmez…


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA