turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


PERŞEMBENİN GELİŞİ ÇARŞAMBADAN BELLİDİR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

21 TEMMUZ 2016

İleri demokrasi, vesayet rejimi, darbe, insan hakları, şu, bu derken nihayet her şey olacağına vardı ve ülkede 3 ay süreyle olağanüstü hal ilan edildi. Olağanüstü hal ilanı ile birlikte ne var ne yok kararlar denetimsiz sarayın iki dudağı arasında olacak. Hükümette görevinin başındaymış gibi bir görüntü sergilemekten öteye bir şeye yaramayacak. Buzdolabına kaldırılan parlamento ise böylece işlevsizleştirilip gereksiz hale getirilecek. Bakanlar Kurulu ülkeyi artık ne kadar süreceği belirsiz bir süreyle ülkeyi kanun hükmünde kararnamelerle yönetecek. Hükümetin uygulamalarını meclis denetleyemeyecek. Olağanüstü hal ilan edildiği bilgisiyle meclis yetinmiş olacak.

Perşembenin gelişi çarşambadan belli derler ya işlerin bu noktaya geleceği daha AKP'nin iktidara geldiği günden itibaren belliydi. Çünkü AKP daha iktidarının ilk gününde Irak'ın ABD tarafından işgal edilmesi için ABD'nin istekleriyle karşı karşıya kaldı. Bu istekler karşısında varlığını ve iktidarını ABD'ye borçlu olan AKP'nin isteklere boyun eğmesinden başka yapacağı hiçbir şey yoktu. Meclisten teskere bile geçirilmemiş olmasına karşın Irak'ın işgali için ülkemiz topraklarının kullanılması yolunda hemen her türlü olanak hazırlandı. Irak'ın işgali Türkiye üzerinden sağlanacaktı. Recep Tayyip Erdoğan yasaklılığı nedeniyle Başbakan koltuğunda oturmuyordu ama onun iradesine karşın 3 Mart 2003 tarihinde meclis savaş teskeresini reddetti. Ret oyu veren milletvekillerinin içinde AKP'li milletvekilleri de bulunmaktaydı. Bu yüzden Amerika'nın isteği yerine getirilemedi. Ancak Amerika'ya her türlü lojistik destek fazlasıyla verilerek deniz ve hava limanları kullanımlarına verildi. Erdoğan'ın yasağı kaldırılıp Siirt seçimleri iptal edilip yenilendikten sonra Erdoğan milletvekili oldu ve başbakan koltuğunu oturuverdi.

Bu saatten sonra da ABD'lilerle ilişkiler doruk noktasına yükseldi ve ABD'ye her türlü ödün tartışmasız verildi. Bağlılık öylesine tartışmasızdı ki Erdoğan yeri geldiğinde işgalci Amerikalıların askerlerinin yurtlarına sağ salim dönmeleri için duacı olduğunu bile söyledi. Bu arada da ülke içinde dini motifli adımlarda usul usul atılmaya başlanarak AKP hız kesmeksizin devletin her kademesinde hızlı bir kadrolaşmaya gitti. AKP bütün bunları yaparken liyakat falan gözetmediği gibi kendi adamlarının niteliklerinin önemsenmeksizin kendilerine bağlılığı yetinildi.

O dönemlerde Fethullahçılarla öyle canciğer kuzu sarması idiler ki, Fethullahçılara devlet katında her mevki sonuna kadar açıldı. Fethullahçılar bürokraside ve devletin can damarı diyeceğimiz bütün alanlarda köşe noktalarını kapmaya başladılar. Yargı başta olmak üzere Milli Eğitim, TSK içinde görülmemiş kadrolaşmalara giriştiler. Özellikle de Harp Okulu sınavlarında sorular bile kendilerine verilerek okullara girişleri sağlandı. Emniyet içinde kilit noktalara cemaatin adamları getirildi. Harıl harıl polis alımı cemaatçilerden gerçekleştirildi. Sözün özü uzun süredir hazırlıklı olan cemaat ister istemez AKP iktidara gelince köşe noktalarını ele geçirdiler. Zaten ortada AKP'li diye de bir şey olmadığı, üstelik de Erbakan'dan devralınan milli görüş gömleği de çıkarıldığı için tığ teber şahı merdan bir şekilde iktidar koltuklarında sadece yer aldılar. Süreç içinde durumu gören Erdoğan AKP'lileşmiş ve kendine bağlı bir gençlik oluşturmak için harekete geçtiyse de isteğine yeterince ulaşamadı. "Kindar ve dindar" gençlik söylemiyle bir şeyler yapılmadı değil, ancak yapılanlar yine de yetersizdi.

Ülke içine üretime dayalı bir ekonomi politikası izlenmedi, ancak devlete ait mevcut kurum ve kuruluşlar özelleştirme adı altında yerli ve özellikle de yabancılara peşkeş çekilip arada önemli ölçüde rüşvetler döndü. Sıcak para cenneti haline gelen ülkemiz bu yüzden de belli bir süre para sıkıntısı çekmedi. Bu arada da bankaların %70'ine yakını yabancıların eline geçti. Yeri gelmişken bizzat iktidar eliyle kara para trafiğine de yol verildiğini söylemek yerinde olur.

Polis, öğretmen, savcı/yargıç, üniversite sınavları, TUS, uzatmayalım bütün sınavlarda sorular yandaşlara pas edildi. AKP iktidarı döneminde hileli olmayan tek bir sınav bile yapılmadı. Dolayısıyla bu yöntemle devlet kademeleri sadece cemaatçilere ve AKP iktidarının olurunu alanlara açılmış oldu. Üniversitelerin rektörleri, dekanları aynı anlayışla seçilip görevlendirildiler. Akademik kadroya görülmemiş bir tırpan atıldı. Her yere açılan üniversite ve yüksek okullarla cemaat ve AKP her tarafa yandaşlarını doldurdu.

Dış Politika ABD'nin dümen suyunda felakete sürüklendi. ABD'nin Kuzey Afrika'dan Çin Seddi'ne kadar haritaların değiştirilmesi de dahil giriştiği her türlü eylem desteklendi. Sözünü ettiğimiz bölge ülkelerinde iç karışıklıklar yaratılarak tam bir savaş ortamına geçildi. İşte bu dönemde kendisini "dünya lideri" diye sunan taraftarların hevesini kursaklarında koymamak için Recep Tayyip Erdoğan'a BOP Eşbaşkanlığı verildi. Çok tartışılan bu konu başlangıçta reddedildiyse de daha donra Recep Tayyip Erdoğan her gittiği yerde göğsünü gere gere BOP Eşbaşkanı olduğunu söylemeye başladı. Bu politikanın gereği olarak da Türkiye bugün gördüğümüz gibi dış politikada kuyunun dibini boyladı.

İçerde artan baskılar polis şiddetiyle doruk noktasına çıktı. PKK eylemleri sonucunda şehit olan asker ve polislerin sayısında görülmemiş artışlar oldu. PKK ile alttan alta yürütülen görüşmeler su yüzüne çıktıktan sonra şiddetli tartışmalar olduysa da Recep Tayyip Erdoğan ve partisi AKP bu tartışmaları bir şekilde savuşturarak çözüm yolunda bir sürü sonuçsuz adımlar attı. Bütün bu hoşnutsuzlukların üstüne Gezi gösterileri de patlayınca iktidar, demokratik haklarını kullanan yurttaşların üzerine görülmemiş şiddet boyutlarıyla gitti ve 8 kişi yaşamını yitirdi 12 bin kişi yaralandı, bunların içinde uzuvlarını kaybeden yaralılarda oldu. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ise öldürülme ve yaralama emrini ben verdim diyerek toplumda kendisine karşı infiali daha da arttırdı. Yetmedi, hepsi yalan çıkan Gezi göstericilerine karşı olmadık yalan iftiralarda bulunuldu.

Bu arada TSK'ya çekilen Ergenekon, Balyoz vb isimlerle operasyonlar yapıldı. TSK'nın komutta kademesinin beli kırıldı. Devam eden davalar için artık Erdoğan savcıydı. Dolayısıyla bu davanın bitiminde sanık olarak toparlananlara görülmemiş boyutlarda cezalar verildi. Bu denli içi boş iftiralarla hüküm giyenlerin durumu ancak ve ancak cemaatle Erdoğan'ın arasının açılması sonrasında Anayasa Mahkemesi'ne hak ihlali olduğu gerekçesiyle yapılan başvurulardan sonra hak ihlali olduğu sonucuna varıldı ve tüm sanıklar serbest bırakıldı. Bu saatten sonra ise gördük ki Erdoğan kandırılmıştı.

Bu süreç içinde Erdoğan'ın cemaatçilerle arası da iyice bozulduğu için cemaatçilerde devlet içinde örgütlü bir güç olarak her türlü yolsuzlukları izledikleri ve belgelendirdiklerinden sıra doğrudan Erdoğan'ı hedef alan 17-25 Aralık operasyonlarına geldi. İktidar tarafından kanıtlar ortada olmasına karşın yargıya, emniyete karşı operasyonlar çekilerek davanın sonucu kadük hale getirildi ve artık Erdoğan meydanlarda "Paralel Yapı"nın inlerine gireceğini söyleyip durmaya başladı. Cemaatçilerin dershanelerle başlayan banka ve iş adamlarıyla süren operasyonlar hız kesmeden sürdü, son olarak da sıra ordu içindeki cemaatçilerin temizlenmesine gelmişti ki, ordu kademesinde yukarıda belirttiğimiz gibi kümelenip yerleşen cemaatçiler 15 Temmuz akşamı darbe girişiminde bulundular.

Darbenin durumu bıçak sırtı noktasına kadar gelmiş olmasına karşın cemaatçi darbe yenilgiye uğratıldı. Sokağa çağrılan kimselerin de darbecilerden kalır yanlarının olmadığını her fırsatta görme olanağı bulduk. Bu kimseler sokaklarda "idam isteriz" diye bağırmaya, gece gündüz "Ya Allah Bismillah Allahüekber" çekmeye başladılar ki gidiş açıkça söylüyorum demokrasinin falan kurtarılması değildi. Zaten başkan olup tek adam olarak ülkeyi istediği gibi yönetmek isteyen Recep Tayyip Erdoğan'ın isteklerinin yerine getirilmesi için doğan fırsat şimdi tepe tepe kullanılacaktı, kullanılmaya başlandı bile.

Ha, bu arada Recep Tayyip Erdoğan Beştepe Camisi'nden (yani sarayın camisinden) ezan okuyarak bir ilk ede imza atmış oldu. Bilemiyorum ezan okuması belki de darbe girişimi nedeniyle psikolojisinin iyice bozulmasıyla da açıklanabilir ya da ne bileyim dini bir mesajda içeriyor olabilir.

Bundan böyle artık meclis devre dışıdır. İktidar kanun hükmünde kararnamelerle ülkeyi yönetecektir. Bu süreç içinde istediği gibi tasarrufta da bulunabilir. Hiçbir mercinin hükümetin demeyelim de Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptıklarının ettiklerinin yargıya taşınması da söz konusu olmayacağı için önümüzdeki günlerde olağanüstü Hal ilanı ile birlikte ne hak ne hukuk, ne özgürlükler hiçbir şey dikkate bile alınmadan çiğnenebilir, çiğnenecektir de.

Son söz: Bir ülkede darbe niye olur?

Demokrasinin D'si olmadığı için olur.

Bundan sonrasının ise göreceksiniz hükmünü; sosyal gelişmeleri kimse durduramayacağı için tarih verir verecek de…


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA