turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


SARAYIN YENİKAPI MİTİNGİ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

06 AĞUSTOS 2016

12 Eylül 1980 faşist darbesi sonrası sola ve sosyalist çevrelere tırpan atılırken dinci çevreler öyle bir palazlandırıldı ki bu palazlanmanın bugün acısını bütün Türkiye çekiyor. Hepinizin bildiği gibi Amerikan emperyalizminin önderliğinde komünizme karşı 'Yeşil Kuşak' projesinde rol alanlar da İslami çevrelerdi. Dolayısıyla bu çevrelere verilen rolün gereği bütün İslami akımlar beslenip semirtildi. Türkiye'de de İslami kesimlerin sıçrama yapması bu projenin sonucudur. Doğal olarak yükselen Erbakan hareketi biraz milli, biraz radikal bulunduğu için Amerika'nın politikalarına cuk diye oturacak bir iktidar arandı ve bugünkü AKP bu projenin gereği olarak ortaya çıkarıldı. Dolayısıyla Erbakan'ın dizi dibinden kaldırılarak parti kurdurulan Recep Tayyi Erdoğan ve arkadaşları yapılan ilk seçimde iktidar oldular. AKP'nin böylesine hızlı bir şekilde sahnede yer almasını anımsayanlar bu partiyi her anlamda destekleyenlerin de kimler olduğunu sanırım unutmamışlardır. Ama biz yine de şöyle bir anımsatma yapalım.

AKP, sahneye çıkarılır çıkarılmaz ne kadar liboş takımı varsa kalemlerine sarıldılar. Soldan araklanıp görev alanlarda aynı işlevi gördüler. Yani özetle söylersek Amerikancı, Batıcı, sözde aydın geçinin önemli bir grup AKP'yi parlatmak ve halkın gözünde aranan bir parti olduğunu kanıksatmak için her şey yapıldı. Bazı sol kesimlerin hoşuna gidecek olan vesayet sistemi ve darbe karşıtlığı üzerinden yürütülen politikalar, AKP iktidarı ile birlikte olabilecek ne kadar olumsuz şey varsa gölgeledi hattı görünmez kıldı.

Süreç içinde gelişen politikaların hepimiz tanığıyız. Yine süreç içinde dini örgüt ve cemaatlerin nasıl palazlandırıldığını da hepimiz büyük ölçüde biliyoruz. Dolayısı ile AKP'nin rolü gereği devletin her kademesi dinci kesimler tarafından adeta parsellendi. Burada en örgütlü kesim Fethullahçılar olduğu için hemen her yerde pıtrak gibi bittiler. Konuyu Recep Tayyip Erdoğan'ın dilinden anlatırsak bütün cemaatlere yardım edildi ama Fethullahçılara daha çok yardım edildi. Üstelik de bu cemaat diğerlerinin aksine siyasi kademelerde ve de özellikle vali ve kaymakamların içinde ön sırada yer aldılar. Kurumlardaki kadrolaşmaya gelince bu kadrolaşmanın önünü bilerek ve isteyerek AKP iktidarı açtı.

Üniversiteler, Askeri okul sınavları ve KPSS sınavları soruları önceden elde edilerek yandaşlara verildi ve yandaşlar yüksek puvanlar alarak yerleşmesi gereken yerlere yerleştirildi. Üstelik öncekilerin aksine özellikle üniversiteler dışında diğer yerlere birde sözlü sınav getirildiği için sınavlarda yüksek not alan ama cemaatçi ve AKP'ye yakın olmayan kimselerse elenip emekleri boşa çıkartıldı. Ve bizler yıllarca çalınan soruları ve yapılan sözlü sınavları tartışmak zorunda kaldık. O dönemlerde kılını bile kıpırdatmayan AKP iktidarı ve Recep Tayyip Erdoğan, bugün her ne hikmetse Fethullahçılardan öyle bir şikayetçiler ki bizim söylediklerimiz solda sıfır kaldı. 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonu sonrasında yolları ayrılan Fethullahçılarla Recep Tayyip Erdoğan ve onun partisi AKP, kendisini demokratik siyaset noktasına çekmek yerine bu kez de Fethullahçıların dışında yer alan tarikat ve cemaatlere yanaştı ve onlarla iş tutmaya başladı. Eğitimin bile içine etmek için bu cemaatlere rol verildi.

Fethullahçılar, başarısız ama çaplı bir darbe girişiminde bulundular. Ancak Saray ve AKP iktidarında değişen bir şey olmadı. Yine dikta yönetimi yolunda adımlar atıldı, yine ben ne dersem o olacak yönünde tasarruflarda bulunuldu, bulunulmaya devam ediliyor. Bu arada saray ve AKP durumunu sağlamlaştırmak için muhalefetin de ağzına bir parmak bal çaldı ve AKP, MHP, bazı konulara itirazi yaklaşımlarla CHP birlik ve beraberlik mesajları verdiler. Doğal olarak bu mesaja en çok gereksinimi olan saray ve AKP iktidarıydı.

Geniş halk yığınlarının konumu ise olup bitenlerden sonra büyük ölçüde saraya ve AKP'ye yüz çevirmek yönünde olmasına karşın, saray ve AKP iktidarda olmanın da avantajını kullanarak görülmemiş boyutlarda bir algı değişikliği yaratmak için çaplı bir uğraşa giriştiyse de bazı yerler hariç çok da başarılı olamadı. İşte tam da burada dinamizmi ve kitleselliği ile yığınlar için yol gösterici bir politika izlemesi gereken CHP gündeme oturdu. İstanbul/Taksim Mitingi ile birlikte bu durum öne çıktı ve İzmir mitingi ile diyebiliriz ki pekişti. Bu arada kimi sol ve sosyalist kesimlerse daha önceki durumların aksine CHP'nin iki mitingine de katılarak destek verdiler. Ne var ki bu somut gelişmeyi; CHP'nin Yenikapı mitingine katılma kararı diyebiliriz ki sakatladı. Sakatlandı, çünkü dün Fethullahçılarla yürüyen AKP bugün öteki tarikatlarla iş tutarak dini anlayışında bir değişikliğe gitmedi. Yargıda ve orduda yaptığı değişiklikler de sarayın ve AKP'nin yine eski tas eski hamam bildiğini okumaya devam ettiğini gösterdi.

İşte saydığımız bu nedenlerle Türkiye'nin demokratikleşmesine hiçbir yararı olmayacak, üstelikte sarayın ve AKP'nin ekmeğine yağ sürecek bir üstünlük kazandırmaktan öte bir getirisi de olmayan 7 Ağustos Yenikapı Mitingine katılmayı yerinde bir adım olarak görmüyoruz.

Yine CHP'nin her önemli olayda gidip gidip yüzünü sağa çevirmesinin de ne kendisi için ne de Türkiye'nin demokratikleşmesi ve dinci kesimlerin toplum yaşamanda oynadığı yıkıcı eylemlerinin önlenmesi için bir yarar getirmeyeceğini düşünüyor, bu tarihi yanılgıda her üç partiyi başbaşa bırakmak gerektiği düşüncesiyle geniş emekçi yığınlarını, aydınları, gençleri kısacası ülkemizin tüm duyarlı yurttaşlarını bu mitinge katılmamaya ve destek vermemeye çağırıyoruz.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA