turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


HAMASİ NUTUKLAR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

08 AĞUSTOS 2016

Ülkemizde gariplikler devam ediyor diyeceğiz de bu sözünde anlamı kalmadı. Yaşadığımız şeyler günü gününe öylesine kendi çizgisinde ilerliyor ki bu işlerde şaşırılacak bir şeyde yok aslında. Kime yapılırsa yapılsın işkence bir insanlık suçudur. Ancak bizim ülkemizde birilerini hain, din düşmanı, vatansız ilan ettiniz mi işiniz kolaylaşıyor. Çünkü öylelerinin kimse ne peşine düşüyor ne de arayıp soruyor. Şu Fethullahçı darbe girişimi sonrasında bazı cesetlerin ortada kaldığı, bazılarını da aileleri teslim almadığı için belediye tarafından kimsesizler mezarlığına gömüldüğü söyleniyor. Kendi yakınına ne olduğunu bilmediği için arayıp soramayanları dışında tutuyorum. Hangi ana, baba, kardeş ve yakın sayılacak kimse nasıl bir suçla suçlanırsa suçlansın yakının cenazesine sahip çıkmıyorsa bilelim ki bu işin içinde bir iş vardır. Korku insani bir şeydir ancak bu tür davranışlar korku ile açıklanamaz. Birilerine bu şekilde davranıp mesaj vererek bir himmet bekleniyorsa eğer bu davranış alçaklığın da alçaklığıdır. Bu tür insan müsveddelerinden bana sorarsanız ne insanlık beklenir ne de vatan, millete yarar.

Yeri gelince dinden binbir örnek vererek bir sürü şey açıklayanlar her ne hikmetse yapılan işkencelere gelince dilleri tutuluyor, kendileri için düşman sayılacak olanlara işkencenin hak olduğunu kanıksayacak ve hatta savunacak kadar ileri gidiyorlar. Üstüne üstlük birde devletin sözde en yetkililerinin ağzından sürekli olarak gözaltına alınan, tutuklanan sanıklarla ilgili ağır sözler söyleniyorsa iş tamamdır, birileri her zaman olduğu gibi durumdan vazife çıkarıp birer işkence makinesine dönüşüyor. Hemen her gün televizyonlarda yapılan yayınlara bakın bir. Televizyonlarda ağızları köpüklü birileri ortalığa salyalar saçarak konuşuyor da konuşuyor. Yok; vatan, millet, din düşmanlarıymışlar da söylenmedik söz bırakılmıyor niyeyse. Yöneticiler böyle zamanlarda serinkanlı ve aklı başında davranmak zorundadırlar. Eğer kantarın topuzunu yöneticiler kaçırırsa hem alttaki görevliler, hem de yöneticileri birer eşsiz kahramana dönüştüren taraftarlar haydi haydi olmadık işlere yönelebilirler. Bir düşünün gözaltına alınan bir öğretmen şeker hastasıdır, ilaçları verilmediği için gözaltında komaya girer ve yaşamını yitirir. Sonra bu öğretmeni İstanbul'da gömecek bir mezarlık bulunamaz ya da engellenir, eşinin memleketi olan Konya'ya götürülerek defnedilir. İnsanlar fethullahçı olduğu gerekçesiyle gözaltına alınır, her türlü gelir kaynaklarına el konulduğu için birde bakmışsınız ki insanların yaşamlarını sürdürecek hiçbir şeyleri ellerinde kalmamıştır. Yani bütün bunlar neye dayanılarak yapılır, bu gibi davranışlar hangi adalet ölçüleri içinde yapılmaktadır kimsenin bir diyeceği yoktur. Sorarsanız; böyle durumlarda suçlunun her türlü malvarlığına el konulur denilip geçilir. Yani insafla bağdaşan bir şey yoktur, aslında böyle bağlayıcı bir yasa da.

Dedik ya işkence bir insanlık suçudur. Kime yapılırsa yapılsın kabul edilemez. Ancak öyle şeyler duyuyoruz ki 12 Eylül 1980 faşist darbesi sonrasında yapılan işkencelere benzer işkencelerin yapıldığı dile getirilmektedir. Ve zaten kimse ne kendi kendisinin kulağını keser ne orasını burasını kırar ne de ağzını, burnunu paramparça eder. Bizler bu görüntüleri ekranlarda misliyle gördük zaten. Yani özetle işkence yapılıyorsa hemen durdurulmalı, sorumluları hesap vermelidir. Tabi en tepedeki yöneticilerden başlayarak.

Şimdi gelelim dün Yenikapı'da yapılan mitinge. Türk Bayrağı'ndan başka hiçbir bayrak taşınmayacaktı ama hilafet bayrağından üç hilalli Osmanlıyı güya temsil eden bayrağa kadar birçok belirtge taşındı yine de. Mitinge baktığınız zaman hava olarak görünürde bir bütünleşmişlik, bir zor günde kenetlenme söz konusu gibi görünüyordu ama her şey gerçekte göründüğü gibi değildi. Bahçeli'nin konuşması baştan sona saçmaydı, çünkü konu ile ilgisi hiç olmamasına karşın adam Niğbolu Savaşı'ndan girdi Mohaç'tan çıktı. Sözünü öyle ağdalandırdı ki sonuçta Kahpe Bizans betimlemesi ile doruk noktasına çıkardı. Özetle bu sözler aklı Erciyes'in tepesinde rüzgârlanıp uçup gitmiş olan mankutlara iyi geldi gelmesine de yıllarca dinlediğimiz hamasi sözler bir kez daha yinelenmiş oldu. Binali Yıldırım sadece bir şeyler söylemek için konuşmuş oldu. Konuşmasına birde Nazım'dan dizeler ekleyince solculara da bir ileti patlatıp çıktı işin içinden.

Genelkurmay Başkanı Hulisi Akar'ın konuşması o neydi öyle? Ne kadar anlamsız söz varsa söyledi. Yağcılığına ise diyecek yoktu.

Gelelim Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasına. Aslında değişen ve değişeceğini gösteren küçücük bir belirtiden uzak dikta anlayışını özetleyen bir konuşmaydı sadece. İdamla ilgili sözleri ise adı geçen kişinin çerçevesini çizmemiz açısından bizlere net bilgiler vermiş oldu. Neymiş efendim; siyasi partilerin başkanları buradaymış, onlar idamı geri getiren bir yasa çıkarırlarsaymış muhterem hemen onaylarmış. Aslına bakarsanız bu sözler Yenikapı mitingini özetleyen sözlerdi. Bu yüzden de demokrasi ile yakından uzaktan ilişkisi olmayanlarla demokrasicilik oynanmayacağını da bu konuşma bir kez daha göstermiş oldu. Bu yüzdendir ki Kılıçdaroğlu'nun mitingte dile getirdiği 12 maddelik istekler orada bulunan kalabalığın üstünden şöyle bir gelip geçti sadece. Yani zülfüyare dokunan sözlerde olduğu için gülümseyip hazmetmeye çalışan yüzleri de bu vesile ile bir kez daha görmüş olduk.

Dün CHP'nin bu mitinge katılmamasını söylediğimizde CHP ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na haksızlık etmiş olmadık. Tersine; demokrasi karşıtı, dini politikaya alet edenlerle ve dikta heveslileriyle bir şey yapmanın olanaksız olduğunu belirttik. Bu yüzden de döne döne CHP'nin yüzünü sola çevirmesi gerektiğine vurgu yaptık.

Tamam, darbe önlendi. Oysa tam gaz sivil diktayı daha da sağlamlaştıracak adımlar atılmaya devam ediliyor. Taksim'de, Gündoğdu Meydanı'nda söylenenleri ve oraya katılanları anlıyoruz, demokrasi yanlısı olduklarını da biliyoruz. Peki, Yenikapı'da buluşanlar neyin nesi? Bunlar birer demokrasi savaşçısı mı, yoksa Recep Tayyip Erdoğan'ın her türlü dikta rejimine olur çekenler mi? Bunlar Erdoğan dikta rejimine olur çeken kimselerse; siz, Sayın Kılıçdaroğlu bunları ikna edebileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Sözün özü her şey gün gibi ortada. Kim demokrasiden yanaymış, kim dikta heveslisiymiş biliniyor. Bu nedenle; eğer demokrasi savunulacaksa bu kimlerle olacak, nasıl olacak bilinmeyen bir şey değildir.

Bakalım, kim haklıymış kim haksızmış önümüzdeki günlerde daha iyi anlayacağız diyorum o kadar…


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA