turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


NELER GÖRECEĞİZ?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

09 AĞUSTOS 2016

Hamasi konuşmak nedir sizce? Uzatmaya gerek yok atmak, tutmak, anlamsız içi boş vagonlar dolusu laf salatasıdır. Bana göre CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını ayırırsak Yenikapı'daki mitingde konuşmaların hepsi hamasi konuşmalardı. Yalnız konuşmalar mı? Bir vaizin sesini alçalta yükselte okuduğu dua, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in vaizin duasından sonra dua niyetine ettiği sözler, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın hey babam hey cinsinden konuşması, Recep Tayyip Erdoğan'ın ağdalı benzetileriyle kalabalığa ayar çekme hezeyanları, Bahçeli'nin baştan sona atıp tuttuğudur kır sözleri, hepsi hepsi hamasi konuşmalar olarak Yenikapı'da gökyüzüne patlak bir ampul gibi asılı kaldı. Önüne gelen panayır şenliğinde aklına geleni söyledi de niyeyse, ne hikmetse bundan sonra hangi adımlar atılacağı konusunda kimseden bir şey duymadık. Kılıçdaoğlu'nun sözleri ise oradakilerin büyük çoğunluğunun anlamakta Fransız kaldıkları bir istekler sıralamasıydı. Bir işe yaradı mı diye sorarsanız; bence hiç ama hiçbir işe yaramamıştır kesin.

Niye derseniz, oradaki kalabalık daha çok kurulmuş gibiydi. Recep Tayyip idamla ilgili bir şey mi dedi, oradakiler kendilerinden geçmeye hazır, ortalık hemen velveleye veriliyor. Bu insanlara bakınca şöyle düşünüyorsunuz; meğer ne çok yalanla kandırılmışlar. Kandırılmışlar ki ne söylense kendilerinden geçmeye hazırlar. Arkadaş size söylüyorum; miting mi yapıyorsunuz adam gibi yapacaksınız. Yok, artık kime şehit diyorsanız onlara kuran mı okutacaksınız bu tür işlerin yeri miting meydanı değildir. Gidersiniz bilmem ne camisine ya da kime okutuyorsanız onun evine isterseniz kırk gün kırk gece dua okutursunuz kime ne? Ya Diyanet İşleri Başkanı'nın ne işi var orada? Dün can ciğer kuzu sarması olduğunuz Fethullahçılardan bir farkını düşünen varsa düşünmesin. Çünkü sonuçta bu insanlarda devleti din kurallarına göre yönetmek isteyen zevatlardır o kadar. Genelkurmay Başkanı için bir şey demiyorum çünkü onun şaşkınlığı ve bir yerlere yaranmak için ettiği sözleri dikkate bile almaya değmez.

Mitingler, mitingler, sözde demokrasi nöbetleri Yenikapı mitingi ile bitecekti ama Recep Tayyip Erdoğan'ın aklına geldi Çarşamba günü bitiriyoruz nöbetleri dedi mitingler bitti ya nöbet Çarşamba gününe kadar sürecekmiş. Nerden çıktı falan derken meğer Recep Tayyip Erdoğan'ın 10 Ağustos Cumhurbaşkanı seçildiği gün değilmiymiş. Anladık, belkide bu seçilme gününü kutlayıp taçlandırılarak bitirilecektir bu gösteriler bilemem.

Yukarıda söylediklerim aslında işin çerezi. Asıl konuşmamız gereken şey ülkenin AKP ve saray yönetiminde nerelere getirildiğidir. Bugün Fethullahçılara yönelik operasyonlar ilginç olaylara da sahne olmuyor değil. İnsanlar gözaltına alınıyor, avukatlar işlevsiz ve hatta avukatlara gidip de eli boş dönen o kadar çok insan var ki bunu ancak yakınları gözaltına alınanlar bilir. Haydi, bunu da geçelim; insanların işine son veriliyor ya da açığa alınıyorlar da dilekçe verecek merci de bulamıyorlar, kendilerinde dilekçe verecek kadar yüreklilik de. Hani derdinde olmayan deveyi görmez derler ya, maşallahı var bizim ülkemizin hiçbir şey derdinde olmadığı için bir türlü yanlarından cangur cungur geçen develeri görecek halleri yok.

Niçin?

Anlaşılması zor değil, yaratılan korku ortamından kaynaklı susmayı dilsiz şeytanlık olarak yaşayan büyük bir kitle var bizim ülkemizde. Bunlar 12 Mart, 12 Eylül faşist darbesi olur susarlar, iktidarda olanlar biraz işi sıkı tuttuklarında ve de yaygın bir korku ortamı yarattıklarında yine susarlar. AKP ve sarayın yarattığı korku ortamında da ülkenin gerçeği buydu. Şimdi Fethullahçılar başarısız bir darbe kalkışması yaptı durum yine aynı. Ortada bir suskunluk, bir kumkuma, bir cadı kazanı kaynatılıyor ki demeyin gitsin. Öncelikle sözüm avukatlaradır. Çünkü hukukun üstünlüğü ve adaletin savunulması kesinlikle avukatların görevleridir. 15 Temmuz darbe girişiminden bu tarafa avukatların çıtı çıkmıyor.

Gözaltına alınan, tutuklanan, adli, idari bir işi olan kim varsa ya kendilerini savunacak hiç avukat bulamıyorlar ya da bulurlarsa da avukatlık bir işe yaramaz hale getirilmiş. Avukatlarda insan elbette korkabilirler ancak gerçek hukuk insanı korkuyla bir kenara çekilip sus pus duramaz. Durursa eğer bu tür insanların hukuk insanı oldukları söylenemez. Biliyorum sayısız avukat ne olur ne olmaz bakarsın davalarına bakıyoruz diye ya bizi de tutuklarlarsa diye düşünüyorlardır. Hatta toplum baskısı kimi zaman öyle kör hale getirilir ki, bu avukatlar hain ve vatan haini ilan edilen kişilerin davasını almaktan çekinirler. Çünkü bu avukatların bu tür davaları aldıkları için tutuklanma tehlikesi vardır. Aynı zamanda da kışkırtılmış topluluklar tarafından canlarına kast tehlikesi de bir o kadar gerçektir.

Bu konuda sözümüz şudur; onca insan gümbürtüye götürülmek istenebilir ve hatta tıpkı Ergenekon davasında olduğu gibi bir sürü insan suçunun ağırlığına bakılmaksızın en ağır cezalarla karşı karşıya kalabilirler. İşte bu yüzden ne kadar namuslu yargıç ve savcılara gereksinim yaşamsalsa avukatlara duyulan gereksinim de bir o kadar yaşamsaldır. Yaşadığımız ortamda Fethullahçı hain ve vatan düşmanları denilerek yaratılan bir ortamda baroların seslerini çıkarmıyor olması ya hukuktan kimsenin bir şey anlamadığından, bunlar nasıl olsa bizden değildir düşüncesinden ya da en kötüsü korkudandır ki, işte orda hukuktan, demokrasiden, şundan bundan söz edemeyiz.

Ha birde şunu unutmayalım; Amerika'nın bir McNamara'sı vardı. Soğuk Savaş dönemi boyunca Amerika'da kaynatılan cadı kazanı sonrası ne insanlar tonganın altına götürülmüştür hepimiz biliriz. Uydurma Sovyet casusu suçlaması ile insanlara çektirilen eza cefanın benzeri kim olurlarsa olsunlar bizim ülkemizde de yaşanmamalıdır. Casus suçlamasının davasını kim alabilir diye düşünüyorsanız, şu tarafa ayrılın. Çünkü sizler ne hukuka inanıyorsunuz ne demokrasiye ne de insan haklarına.

İşte o zaman bizim de bu davranışlar karşısında söylenecek sözümüz vardır.

Sizler bu suskunlukla olsa olsa başka birilerinin dikta rejimine hizmetkarlık etmiş olursunuz o kadar…


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA