turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


GÜVEN

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

13 AĞUSTOS 2016

Güven o kadar önemli bir şeydir ki diyebilirim başarıya giden yolun da çoğu zaman anahtarıdır. Hele politik mücadelede insanın kendine ve arkadaşlarına güvenmesi kadar önemli hiçbir şey olamaz. Bu yüzdendir ki sol ve sosyalist sol bir türlü belini doğrultamamaktadır. Güveni geçerli kılan en önemli etken sağlam bir öğretiye sahip olmaktır. Sonra da birlikte yola çıkılan arkadaşlarla politik olay ve olguları en ince noktalarına kadar tartışıp ortaklaşa alınan kararları yaşama geçirmek için mücadele etmektir doğru olan. Tabi sağlam bir öğretinin yanında sağlam bir örgütlülükte çok önemlidir. Her şeyden önce aynı yolda yürüyenlerin bağlı oldukları örgüte güvenmeleri gerekir ki gönül rahatlığı ile mücadele edebilsin insanlar.

12 Eylül 1980 faşizminden sonra hem öğretisel, hem de örgütsel planda gedik açanlar çoğunlukla örgütün üst yöneticileri olmaları hesabıyla güvensizlik ortamı çok daha yıkıcı olmuştur. Bu yüzden güven olayı çok ama çok önemlidir. Ama bu konuya değinmemin asıl nedeni yukarıda dile getirdiğim konu değildir. Ben bu yazımda daha çok son zamanlarda gelişen olaylar ışığında bazı parti sözcülerinin veya gazeteci, akademisyen vs kimselerin hemen her konuda ne büyük güven problemi yaşadıklarını gördüm ve bu olayı çok önemsiyorum.

Bir siyasi parti iktidar olmak için vardır. Hedefe kilitlenir, hakkıyla mücadele eder sonuç alır. Gerektiği kadar hedefe kilitlenemez, mücadelesi de yarım yamalaktır işte o zaman iktidar şansı da çok düşüktür. Hatta önemli bir kitlesine karşın yine de bir türlü ipi göğüsleyemez. Fethullahçı ve Amerikancı güçlerin giriştiği darbe sonrasında Türkiye'nin önemli günler yaşadığı bir gerçektir. Bu önemli günleri her zaman olduğu gibi AKP ve saray bir kez daha kendi çıkarına çevirmeyi başarmış, hatta MHP'yi tamamıyla CHP'yi de bir ölçüde yaşanılan bu olaylarda destekçi olarak yanına alabilmiştir. Darbe karşıtlığı konusunda çakışan düşüncelerin olması doğaldır ancak bu çakışma sürgit AKP ve sarayın çıkarına sürdürülemez. Darbe önlemiş olduğuna göre bundan sonrası hiç kuşku yok ki AKP ve sarayı izlediği gerici ve emek düşmanı politikalarda sonuna kadar eleştirmek gerekir. Bazı CHP'lilerin işi bir ölçüde televizyonlarda programlara çıkan ama AKP ve MHP'ye de asla yakın olmayan kimselerin işin dozunu kaçırdığını görmekteyiz. Örneğin Sözcü Gazetesi çevresi bile AKP ve Saray oraya buraya Atatürk'ün resimlerini astılar diye eleştirilerini büyük ölçüde salt Fethullahçılar üzerinde yaptıklarını gözlemlemekteyiz. Bu gibi kimselerin televizyon ekranlarında tarikat ve cemaatle ilgili yaklaşımları da doğrusu kanımızı donduruyor.

Neymiş efendim, cemaatler kötüymüş ama tarikatlar bizim kültürümüzde varmış. Bu yüzden de cemaat ve tarikatları ayırmak gerekirmiş. Aslına bakarsanız bizim kültürümüzden sayabileceğimiz geçmişten o kadar çok olumsuzluklar var ki şimdi bunları bizim kültürümüz diye sahiplenmemiz mi gerekir? Feodal geçmişten kaynaklanan kültürel miraslara bizim geçmişimiz diye sahip çıkıp yeniden mi diriltmemiz gerekiyor? Oysa insanlık ne çekmişse dinler, tarikatlar, mezhepler arası mücadelelerden çekmiştir. Hani bazılarının Atatürkçü geçinip de tarikatlara hayırhak bakmalarını anlamak gerçekten de akıl kârı değildir. Birileriyle uzlaşmak adına bu kadar zorlanıp fıtık olmanın da hiç mi hiçbir yararı da yoktur gereği de.

Fethullahçılar cemaat değil aynı zamanda da tarikat mensuplarıdır. İsmailağa Cemaati'nden tutun da Ensar çevresine, Menzilcilerden tutun da bilmem ne tarikat ve cemaatine kadar hepsi yeri geldiğinde Fethullahçılar kadar tehlikelidir.

İlericiler, devrimciler ve sosyalistler arasında bunlardan birinin ehveni şer oldukları gerekçesiyle hoş görülmesi sanıldığı kadar temiz bir bakış açısı değildir. Zaten AKP iktidarı sayesinde eğitim dinci tarikat ve cemaatlerin tasallutu altındadır. Bu yüzden de ülke bir kez daha şeyhler, şıhlar, müritler ülkesi olacaksa ve bu gidişe demokrat geçinenler arasından da sahip çıkılacaksa söyleyecek hiçbir söz bulamıyoruz bu gibi düşüncede olanlar için.

Artık AKP ve saray darbe tehlikesini atlatmıştır. Doğal olarak darbenin başarıya ulaşmaması ülkemizin de çıkarına olmuştur. Bundan böyle herkes işine bakmalı, AKP ve Sarayın iktidarına hayırhak bakmaktan bir an önce vazgeçilmelidir.

Çalışmalar ve çabalar hem Türkiye'nin demokratikleşmesi yönünde hem de iktidarın alınmasını hedefleyen demokrasi güçlerinin omuz omuza olmalarını gerektirir. Televizyon kanallarında ikide bir boy gösterip topluma ve demokrasi güçlerine güvensizlik yaratacak söylemlerden hızla uzaklaşılmalı, AKP'nin iktidardan gönderilmesi için daha güvenli bir duruş sergilenmelidir. Öyle ben oluşturdum diye güdük ve işlevsiz organizasyonlardan uzak durulmalı, bir an önce eşyayı adıyla çağıracak bir anlayışla demokrasi cephesi örülmelidir. Bunun için ilk iş orada, burada güvensiz görüş açıklayanlardan başlayarak ayıklamalar yapılmalı ve çaplı bir iktidar yürüyüşü başlatılmalıdır.

CHP'ye düşen görevi sıkça dile getirdik, getirmeye de devam edeceğiz.

Ancak yukarıda da dile getirdiğimiz gibi bu politik mücadelede güven duygusunu zedeleyecek söz ve eylemlerden ciddi şekilde uzak durulmalı ve lüksümüzün olmadığını düşünerek demokrasi güçleri içinde bulunması gereken bir kişiden bile vazgeçilmeksizin toparlayıcı ve güven verici bir çabayla önümüze konulan setler bir bir yıkılmalıdır.

14 yıldır ülkeyi ve emek güçlerini felç eden bu iktidardan ancak böylesi kararlılıkla kurtulmanın olasılığı vardır.

Gerisi hikayedir.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA