turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


SEL GİDER KUM KALIR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

17 AĞUSTOS 2016

Bu sözü unutmayın, "Sel gider kum kalır:"

Bildiğiniz gibi bizim ülkemizde olaylar zinciri birbirini öylesine hızlı takip ediyor ki, bir öncekini bu ülkede çok az insan anımsıyor. Anımsayalım; Recep Tayyip Erdoğan Başbakandı ve de bir yüksek yargı toplantısında Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu konuşuyordu. Feyzioğlu doğal olarak hukuktan, hukukun üstünlüğünden dem vurmaya başlayınca; Recep Tayyip Erdoğan'da yerinde kıvranmaya başladı. Birden ne olduysa oldu Erdoğan, terbiyesiz adamdan başlayıp artık ağzına ne geldiyse arka arkaya verdi veriştirdi. Bir tarafında o zamanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül vardı. Gül, Erdoğan'ı susturmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Sonra da ayağa kalkıp salondan çıktılar. Salondan çıkarken Erdoğan hâlâ hırsını alamamış söylenip dururken yüksek yargının başkanları çevresinde yan yan yürümeye başladılar. Bunlar bir yandan da Erdoğan'a saygıda kusur etmediklerini göstermek istediklerinden cübbelerinin olmayan düğmelerini iliklemek için büyük bir gayret göstermekteydiler. Bunları biz Rize'de çay toplarken de gördük, Kırşehir'de Recep Tayyip Erdoğan'ı alkışlarken de.

O günlerin siyasi atmosferinde bu olay çok tartışıldı. Yargının bir parçası olan Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'na böylesine hakaret kabul edilemez sayılıp eleştirildi. Bütün bunlar çok da haklıydı tabi. Bir başbakan düşünün ki 77 milyonun önünde hukuktan, hukukun üstünlüğünden söz ettiği için en ağır hakaretlerle karşılaşıyordu Barolar Birliği Başkanı'nı. O olayda Erdoğan'ın hanesine olumsuzluklar yansırken Feyzioğlu'nun hanesine ise hukuku savunduğu ve onca hakarete karşın soğukkanlılığını bozmadığı için olumluluklar yansıyordu.

Bizler her fırsatta Fethullahçı yapılanmayı dile getirip eleştirdik. Bu yapının iktidarların korumasında nasıl palazlandırıldığına da döne döne vurgu yaptık. Oysa 14 yıldır Erdoğan dahil, AKP iktidarı ne yaptı? Emniyetin ve ordunun içinin Fethullahçılarla doldurulmasına göz yumdu. Yargının gözümüzün içine baka baka ele geçirilmesinde bırakalım seyirci olmayı, elinden gelen her kolaylığı sağladı. Savcı Zekeriya Öz'ün yargıda Ali kıran baş kesen olmasını bizzat Erdoğan sağladı. Olmadı, istediği gibi operasyonlar yapsın, olabilecek tehlikelerden korunsun diye kendi zırhlı aracını bile verdi. Artık memur sınavları hileli hurdalıydı. Üniversite sınavları yine öyle. Kısacası elinizi neye atsanız elinizde kalacak denli devletin çarkları işlemez hale getirilmişti.

Ülke binmiş bir alamete gidiyordu kıyamete. Eh bu durumda felaketin boyutlarını da elbette kestirmek kolay olmayacaktı. Ordunun içi kaynıyor, üst kademelere uyarı üstüne uyarı yapılıyordu. Ancak kimsenin ne aldırdığı vardı ne de uyarılara bir kulak asan. Sonra televizyonlarda Fethullahçıların darbe yapacakları açıktan açığa konuşulur oldu. Yine de kimseden çıt çıkmadı. Nihayet 15 Temmuz akşamı Fethullahçılar bilinen darbe girişimi gerçekleştirdiler. Darbe girişimini sevindirici yanı başarısızlığıydı ancak ülkeye de nelere mal olduğunu hepimiz görüyor biliyoruz. Darbeyi bahane eden iktidar Olağanüstü Hal ilan etti. Olağanüstü Hal ilanı ile birlikte de arka arkaya Kanun Hükmünde Kararnameler birbirini izledi. Bazı kararnameler anayasal değişikliği gerektirse de fırsat bir fırsat denilip iktidar ve saray tarafından istenildiği gibi kararlar uygulanmaya konuldu. Fethullahçılara yönelik başlatılan cadı avı fırsata çevrilip başkalarını da susturmak için kullanılmaya başlandı. Yurttaşlar her önlerine geleni kolaylıkla ihbar etsinler diye imzasız mektuplarla da ihbarların dikkate alınacağı söylendi. Yani hukuk mukuk ortada hak getire tam anlamıyla bir keyfilik başlatıldı. Her ne kadar Erdoğan, bundan böyle ben dahil kimse eskisi gibi olamaz dediyse de uygulamalarda fazlaca değişen bir şey olmadı. Yine tarikat ve cemaatler ön planda kendilerini göstermeye başladılar.

Nihayet Erdoğan, sarayda baro başkanlarını toplantıya çağırdı. Ankara ve İstanbul baro başkanları katılmazken saray toplantısına 73 baro başkanı ve Barolar Başkanı Metin Feyzioğlu katıldılar. Katılmalarının üzerinde durmak gerekli ancak Metin Feyzioğlu'nun konuşmalarına bakınca gerçekten de gerçeklerin bir kez daha farklı seyrettiğini gördük ve Metin Feyzioğlu'nun nereye ve neye oynadığını düşünerek üzerinde durmak istedik. Ne diyor Feyzioğlu, "Zatı âliniz, bu işgal girişiminin püskürtülmesinde liderlik görevi yapmıştır. Sizin açıklamalarınızla yüreğimiz rahatladı."

Bize göre bu haftanın önemli sayabileceğimiz olaylarından birisi budur. Bu sözler öyle nezaketen de söylenmiş sözler olmadığına göre gerçekten de Türkiye Barolar Birliği Başkanı'nın yüreğini rahatlatan şey ne olsa gerektir acaba? Yoksa Metin Feyzioğlu'nun gördüklerini bizler mi görmüyoruz da bu söylenenler bize ters geliyor?

Ne diyelim insanlar milli diye diye faşizmi de, kapitalizmi de aklayabiliyorlar ya bravo onlara. Perinçek ve partisi Vatan Partisi'ne bir bakın, onlarda bir nalına bir mıhına vurmakla meşguller. Artık onlar için AKP vatan savunmasında birlikte davranılacak güçler arasında görülüyor. Milli sözcüğü bunların gözlerini bağlamış.

Gericilerle, kapitalizm savunucularıyla antiemperyalistlik yapabileceklerini savunmuyorlar mı işte buna da ideolojik kör denir. Denir de her taşın altından çıkmalarına ne buyurulur bunu da sizin değerlendirmenize bırakıyorum artık.

Ne derler, SEL GİDER KUM KALIR…

 


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA