turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


İKİ DÜNYA

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

31 AĞUSTOS 2016

Dün akşam 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları ile ilgili olarak katılanları yakından görmek ve izlemek için yürüyüş boyunca onlarla birlikteydim. Anıtkabir'de gittim. Volkan Konak konserini ise izleyemedim. Hem yürüyüş boyunca hem Anıtkabir'de gençlerle ve katılan pek çok insanla pek çok konuda düşünce alaşverişinde bulunduk. Zaman zaman sorularım oldu, sorularıma güvenle verilen yanıtları dinledim. Amacım konuşmalarımızı ve sorularımı ve yanıtlarını yazmak değil.

Bu konuşma ve yanıtlardan da çıkardığım sonuçlarla birlikte yürüyüşe katılanları ve Anıtkabir'e gidenlerin görüntüsünü birleştirerek söyleyeceğimi bir cümle ile söylemek istiyorum.

Yürüyüşe katılanlar iki dünyadan biriydi. Özelliği ise pırıl pırıl aydınlık bir yüzlerinin olması kimsenin yüzünde nefreti çağrıştıran küçücük bir gölgenin bile olmamasıydı. Zaman zaman atılan belgilerde ise hain yoktu, hemen gebertilmesi gereken düşmanda yoktu. Belgiler sadece ve sadece gelecek açısından umutlar taşıyan, insanların eşit ve özgür yaşamasını isteyen gelecek güzel günlere köprü olacak sözlerden ibaretti. Kargaşa yoktu, saygısızlık yoktu. Orada bulunan hemen herkes her şey için ayrı bir özen gösteriyordu. Sanki daha önceden bir anlaşma yapılmışmış da herkes birbirine karşı olağanın üstünde bir saygı içindeydi. Ancak hemen her konuda gösterilen çabalarda küçücük bir yapmacıklığa da tanık olmuyordunuz.

İzledim, gördüm, oradakilerle yakından düşün alışverişinde bulundum. Çıkardığım sonuç ise hemen her konuştuğum gençte ve çeşitli yaşlarda insanlarda özgürlüğe olan ödünsüzlüklerini gördükçe umudum arttı, içime bir coşku doldu.

Tanıştıktan sonra TSİP'in Genel Başkanı olduğumu söyleyince de ilginin kat kat artması beni ayrıca çok mutlu etti. İnsanların sosyalizme böylesine yakın duruyor olmaları ise ayrı bir sevinç kaynağım oldu. Oysa bazı sol yapılar bu yürüyüşe katılanlarla ilgili neler yazmıyor neler. 30 Ağustos Zaferi için örneğin Troçkist olduklarını söyleyen bence emperyalist dünyanın ajanları konumunda olanlar neler demişler ki? Sanki Troçkistler böyle de diğer bazı sol gruplar farklı mı? Onların da yaklaşımları bu ülkenin işçisi ve emekçisiyle yakından uzaktan ilgili olmadığı gibi bu yaklaşımı emperyalist dünyanın ajanları söylese yadırgamazsınız da emperyalizme cepheden karşı olması gereken sol ve sosyalistlerin dile getirmesi yüzünden ister istemez irkiliyorsunuz. İrkiliyorsunuz çünkü bunlar sınıf pusulasını elden bırakmışlar, azınlıklar üzerinden bir mazlumiyet yaratarak emperyalist dünyanın diliyle konuşuyorlar. Hani diyeceğim o ki, bu kesimler solcu ya da sosyalist olduklarını da söyleseler esamileri okunmaz da hizmet ettikleri güçler açısından beşinci kol görevi gördükleri oldukça önemli.

Yazmak istediklerim yine de bunlar değil. Gördüğünüz gibi yazımın başlığı 'İKİ DÜNYA'. İki dünyadan birisini yukarıda yazdım. Bu birinci dünya özgürlüğü savunuyor, geleceğe umutla bakıyor, kimseye kin ve nefret duyguları ile saldırmıyor ve sosyalizme asla karşı değiller. Aksine; içlerinde sosyalizmi savunanların sayısı büyük bir çoğunluğu oluşturuyor.

İkinci dünyaya gelince; bizler ikinci dünyanın insanlarını Recep Tayyip Erdoğan'ın Fethullahçı darbe sonrasında sözüm ona nöbet için kentlerin merkezine indiklerinde tanıdık. Çok farklıydılar. Bunların dinledikleri müzik, attıkları sloganlar, sokakta yürürken tehditkar tehditkar bakışları, ortalıkta yarattıkları karmaşa, kendilerine Kızılay ve belediyelerin verdikleri yiyecek içecekleri kapmak için sıralar sıralar oluşturmaları, daha dinci görünmek isteyen kimselerin giyimlerinden yarattıkları ortama kadar ürküntü verici olması, sokağı, caddeyi, meydanı, metroyu kirletip geçmeleri hepsi hepsi çok farklıydı çok. Hele de bunların yüzünde hiç aydınlığın olmaması, geleceğe umutla bakmamaları, birilerine tartışmasız köle anlayışıyla bağlılık sergilemeleri akıl alır şeyler değildi.

Yine bunların içinde gördüğüm kadarıyla kaç yıldır Ankara'da olupta ilk kez Kızılay'a inenler vardı ki beni gerçekten de en çok üzen bunlar olmuştur. Çünkü bu yurttaşlar para bulupta Kızılay'a inecek ve şöyle bir dolaşacak en küçük ekonomik varlıktan bile yoksun olanlardı. Bunlar taşıt parasız, yiyecek, içecek parasız olduğu için inebilmişlerdi ancak. Bunları gördüğünüz zaman anlıyordunuz. Üstlerinden başlarından hem ezilmişliğin verdiği bir ruh hali hem de kendisini gece ile gündüz kadar belli eden bir tedirginlik dökülüyordu. Korku yaratacak yüzlerle ortalıkta dolaşanlar, araba kornaları ile ve arabalardan dışarıya verilen müziklerle kendi dışındakilere tehdit mesajı veren kabadayı kılıklılar da cabasıydı.

Bunlar için ne özgürlükler önemliydi, ne adalet, ne ülkenin yarını. Dün yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen Fethullahçılar madem darbe girişiminde bulunmuşlardı, onlara da nöbet için çağrı yapılmış onlar da gelmişlerdi işte. Meydandan yansıyan çapsız konuşmalar bazılarını coşkulandırsa da bazıları ortalıkta ellerinde bayrak öylece sağa sola gidip geliyorlardı işte.

Bu gördüklerim ikinci dünyanın insanlarıydı ve bunlarla ne bağ kurabilirdiniz, ne konuşup düşün alışverişinde bulunabilirdiniz. Her fırsatta duyduğunuz "Ya Allah, Bismillah Allahüekber" sloganı da onlar için tam olarak neyi ifade ediyordu diye sorarsanız belirsiz olmakla birlikte bu dünyanın insanlarının daha ortaçağa saplanıp kaldıklarının en göze batan göstergesiydi.

Sözün özü dün bu iki dünyayı bir kez daha gözlerimin önüne getirdim ve düşündüm.

Arada dağlar kadar, akla kara kadar fark vardı fark.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA