Turgut Koçak

turgutkocak2009@hotmail.com

ÜLKEMİZDE NE ÇOK DEMOKRAT VARMIŞ MEĞER

AKP’nin kapatılması doğrultusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması başta AKP olmak üzere pek çok çevrede tepkiyle karşılandı. Bu çevreler düşün birliğine varmışlar gibi hep bir ağızdan “demokrasi” dediler başka bir şey demediler.  

Bu koroda konuşan kimler var kimler. ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, DTP’liler, MHP’liler, liboş takımı, TUSİAD, MÜSİAD ve benzerleri. Doğrusu insanın gözleri yaşarıyor. Meğer ülkemizde ne çok demokrat varmışta biz bunlardan habersizmişiz.  

AKP’nin kapatılması için açılan davayı bahane ederek yeni bir saldırı dalgası başlatan bu kutsal birliğin gerçekte hiç mi hiç içten olmadığını anlamak için geriye dönüp son birkaç aydır olup bitenlere bakmak yeter de artar bile.

Önce kısaca bunlara değinelim.

İşbirlikçi AKP ve onun üst düzey yöneticileri, politik olarak Türkiye’yi ödenecek öylesine ağır bedellerin altına soktular ki akıl alacak gibi değil. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Amerika’ya gidip katil Bush’la görüştü ve sözüm ona kendi hanesine yazılacak bazı göz boyayıcı destekler elde etti. Bu desteğe göre Amerika artık; Türk ordusuna anında istihbarat bilgileri verecek ve Türk ordusu da bu bilgilere dayanarak anında karadan ve havadan PKK’lıların üslerini bombalayacak ve gerektiğinde karadan da operasyon yapacaktı.

Artık işbirlikçilere gün doğmuştu. Bunlar; “nihayet Amerika bizi anladı” diyorlar ve ülkemizde prestiji sıfırlanmış Amerika’nın halkın gözünde prestijini yükseltmek için ellerinden ne geliyorsa onu yapıyorlardı. Yani sizin anlayacağınız bir taşla iki kuş vurulmuş, hem AKP’nin hem de Amerika’nın değirmenine su taşınmaya başlanmıştı. Bu anlaşmanın gereği günlerce sözü edilen hedefler karadan ve havadan bombalandı. Arkasından da karlı kışlı en olmayacak dönemde kara harekatı yapılarak gidilip geri dönüldü. Çünkü Amerika nereye kadar izin verdiğini çok açık olarak belirtmişti. Sonuçta onların da kırmızı çizgileri vardı ve bu kırmızı çizgiler Türkiye tarafından aşılamazdı. Öyle de oldu. Başta Bush ve ülkemize gelen Amerika Savunma Bakanı Robert Gates olmak üzere tüm Amerikan yetkilileri hep bir ağızdan Türk Ordusu’nun hemen geri çekilmesi gerektiğini söylediklerinin arkasından çekilme gerçekleşmiş sonuçta gerçekler gün ışığına çıkmıştı. Aynı günlerde Türkiye türban gündemi ile altüst edilmiş ve AKP, MHP, BBP, DTP ve Ufuk Uras kutsal birliği ile türban yasalaşıvermişti.

Asıl depremse ülkemiz ekonomisinde yaşanıyor, IMF’nin istekleri tartışmasız AKP tarafından uygulamaya konuluyordu. Her şeye; evet her şeye yağmur gibi zam bindiriliyor, geniş emekçi yığınların ellerinde ne var ne yoksa alınmaya çalışılıyordu. Sosyal Güvenlik Yasası da çalışanların canına okuyacak ağırlıkta hazırlanıp mecliste yıldırım hızıyla geçirilmek isteniyordu. Bu konuda çalışanların direnciyle karşılaşıldığı için AKP yasayı gözden geçirmek üzere geri çekmek zorunda kalıyor bir kez daha puslu havayı kollama yolunu seçiyordu. AKP eliyle ülke varlıkları bir bir  yabancılara satılıyor, ülkemiz yurttaşları neredeyse kendi ülkelerinde kiracı ve yabancıların kapı uşağı durumuna düşürülüyordu.

Özetle; AKP, salt yasalara takılmıyor, ülkenin varlığına kastettiği için bağımsızlıktan, demokrasiden ve sosyalizmden yana tüm güçlerin hıncını da  üzerine çekiyordu. Gerçekten de AKP’nin kapatılmasını gerektirecek o kadar çok şey vardı ki, saymakla bitirmenin olanağı yoktu. Ancak türbanla sınırlı tutulması kapatılması gerekçesinde bir eksikliktir diyebiliriz.

Bugün “demokrasi” adına AKP’nin kapatılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Anayasa Mahkemesi’ne başvurusuna tepki koyanların derdini iyi anlamak gerekmektedir. Gerçekte bunların demokrasi ile şunla bunla ilintileri yoktur. Asıl amaçları; yıkmak üzere emperyalistlerin hedef seçtikleri Türkiye’ye karşı birlikte davranmaktan ibarettir diyebiliriz. Bu nedenle de bu çevrelerin ortaklaştıkları konuları iyi irdelemek gerekir. Parti kapatma konularında bu çevrelerin birer suskun maymun olduğunu bilmiyor değiliz. Örneğin; Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) hakkında şu an süren bir kapatma davası vardır. Bu kapatma davasına neden olan süreçte dahil, kapatma ile ilgili hiçbir konuda sesleri çıkmayan bu “demokratlar”ın neden AKP ile ilgili bu kadar çırpındıklarını kendilerine sormak en iyisi. Ancak verecek yanıtları olduğunu da sanmıyoruz. Çünkü liboş ve işbirlikçi takımının sosyalizmden ecellerinden korktukları kadar korktuklarını iyi biliyoruz.

Daha da önemlisi AKP gibi ortaçağ düşüncesiyle donanımlı ve davranışlı, insanlık düşmanı emperyalizmin işbirlikçisi bir parti için birileri Türkiye kamuoyunun gözünü de boyayarak demokrasicilik oynamaya devam ediyor ve koro hep bir ağızdan kapatma davası açan yargıya karşı ortak saldırı örgütlüyor. Başbakansa tıpkı daha önce yaptığı konuşmada  “beyaz çarşaflarımızı giydik” dediği gibi tehditlerini sıralamaya devam ediyor. Ne garip, suç odağına dönüşmüş bir partiden yani adı yolsuzluklarla anılan ve yakınlarını zengin eden, Türkiye’yi parsel parsel satan, işçileri emekçileri açlığa ve yoksulluğa mahkum eden, Sosyal Güvenlik Yasası’nı IMF’nin isteği ile çıkarmak için çırpınan ve dokunulmazlıkları olduğu için yaptıkları yolsuzluklar nedeniyle başta Erdoğan olmak üzere yargı önüne çıkarılamayan milletvekilleri olan AKP’den söz ediyoruz. İşte Yargıtay cumhuriyet başsavcısı böyle bir parti için dava açmış bulunuyor. Son seçimlerde yüzde 46,7 oy aldık diye çoğunluk diktatörlüğünü hak gören ve“millet iradesi “ yalanına sarılarak istediğini yapma hakkı olduğunu sanan AKP’den söz ediyoruz. Ve bu durumda bile herkesin öleceğini dile getirerek dinsel iletiler veren Bülent Arınç’tan ve onun partisi AKP’den evet evet AKP’den söz ediyoruz.

Son söz; solculukları kendilerinden menkul, kitlenin önünü açmak ve geniş halk yığınları içinde gerçeklerin yaygın propagandasını yapmak yerine halkçılık kaygısı ve emperyalizme şirin gözükme isteği ile demokrasicilik oynayanlara açıkça diyoruz ki; sizler demokrat falan değilsiniz. Sizler basbayağı bir yerlerden tetiklenen ve görevini demokrasi maskesi ile yürüten işbirlikçilersiniz. Eğer öyle olmasaydı bırakalım gerici eylem ve davranışları ülkemize verdikleri zararlar nedeniyle bin kez kapatılmayı hak etmiş bir partinin arkasına dizilmez, yığınları yanıltan demeçler vermeye kalkarak AKP’ye koltuk değneği olmaya soyunmazdınız...

Son söz: Madem ki AKP’yi  “demokrasi”cilik adına kurtarmaya soyundunuz, bilin ki bizde sizin her yerde, her zaman, her koşulda ipliğinizi pazara çıkarmaya ant içtik, çıkaracağız da... Ve sayın Uras siz; hemen ÖDP’den ayrılmalı tıpkı Zafer Üskül, Ertuğrul Günay ve Reha çamur gibi AKP’ye kaydınızı yaptırmalısınız. Ya da ÖDP bu süreci yargılamalı ve Ufuk Uras’ın başkanlığından bir an önce kurtulmalıdır. Çünkü; her şeye karşın ÖDP bunları hak etmiyor.


SAYFA BAŞI

ANA SAYFA