turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


SENARYO MU YAZSAM

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

15 EYLÜL 2016

Sinema ile ilgili bir arkadaşım bir gün bana dedi ki;

"senaryo yazsana."

"Olur" dedim kendisine, "bende konu çok."

"Olmaz" dedi bana,

"biz konuyu vereceğiz sende yazacaksın."

Sonra konuyu bana açıkladı. Adı belli olmayan bir ülke varmış. Bu ülkede bir türlü sorunlar çözümlenmez, politik krizler birbirini kovalarmış. Dolayısıyla böyle ülkelerin ister istemez içişlerine karışan ülkelerde çok olurmuş. Bu adı belirsiz ülkede işler böylesine kötü giderken yabancı güçlerin etkisiyle siyasi bir parti kurdurulmuş. Bu partiyi kuranlar arasında dini eğilimi oldukça ağır basan bir kişi de varmış.

Gerçi bu kişi gençliğinde mahallesinin delikanlısıymış ve de daha gençlik yıllarında dikkati çekmiş. Öfkeliymiş, futbol oynar ülkenin önemli bir takımında futbolcu olma hayali kurarmış, ancak yaşamı bu yönde devam etmemiş. Dini bir okulda okuduğundan daha o günlerde okuduğu okul dinci bir partinin arka bahçesi işlevi gördüğü için o da arkadaşlarının izinden gitmiş ve bu partiye katılmış. Uyumlu görünüyormuş ama aslında hırsını sürekli olarak saklamayı bilmiş. Bu nedenle de ülkenin büyük bir kentinin belediye başkanı oluvermiş.

Çocukluk ve gençlik yılları yoksulluk içinde geçmiş ancak artık hayat onun yüzüne güldüğü için o günler çok gerilerde kalmış. Zaman zaman makam koltuğunda oturup düşüncelere daldığında altı delik ayakkabısı hemen gözünün önüne gelir görüntü de bir türlü gözünün önünden gitmezmiş. Bir gün yine böyle bir anda birden koltuğundan kalkmış, daha fazla güç ve zenginlik için yemin edip fırlamış belediye binasının koridorlarına. Kendisine koridorlarda rastlayan belediye personeli selamlar verip sağa sola saygı içinde çekilirken gücün ne anlama geldiğini bir kez daha görmüş.

Politik yürüyüşü sürmüş. Kimi zaman önemli engellerle karşılaşsa da kin tutup sabırla gücüne güç katarak ha babam yol almış. Ancak bağlı bulunduğu partinin daha fazla uzayıp kısalacağı olmadığı için bağlı bulunduğu partisinden bir halt olmayacağına karar verip arayışlara çıkmış. Yolda kendisi kadar olmasa da hırslı başka arkadaşlarına da rastlamış ve birlikte düşünmeye ufak tefek konuşmalar yapmaya da usul usul başlamışlar. Başından söylediğimiz gibi ülke içindeki çalkantıları yakından izleyen yabancı ajanlar hemen bu işe el atmışlar ve ülkede ne kadar soldan dönme dönek, emperyalist dünyanın uşağı neoliberal ve dinci faşist varsa harekete geçirmişler televizyonlarda, gazetelerde geceli gündüzlü bu grubu öne çıkaran bir furya başlatmışlar.

Ülkede ise kriz derinleştikçe derinleşmiş. Bakkalı, çakkalı, küçük esnafı sokaklara çıkıp iktidara karşı öyle bir kampanya başlatmışlar ki ortalık yangın yerine dönmüş. Fırsatı iyi yakalayan çok uzaklardaki bir ülke hemen bunları ülkelerine davet edip gerekli aklı verdikten sonra parti kurmalarına yardımcı olmuş. Sonrası politik ortam daha fazla sürdürülemediği için erken seçim kararı alınmış. Kurulan parti daha ilk seçimde oyların üçte birinden fazlasını alarak mecliste ezici bir üstünlük sağlamış.

Bu partinin özgürlüklerle ilgili sözleri dillerde destan olmuş, geçmişte ne varsa suçlanmış, yurttaşların aşağılandığı savlanarak dini özgürlüklerin savunulması her fırsatta ilk işleri olmuş. İş böyle olunca da doğal olarak bu iktidara kim yol vermişse onların bir dediği iki edilmemiş. Okyanus ötesindeki ülkenin bölgedeki çıkarları için her türlü yardıma koşulsuz koşulmuş. Hilelere başvurulmuş, seçimler kazanılmış iktidar süresi uzadıkça uzamış. Artık şaşalı günlerden eser kalmamış, ortaklar arasındaki ilişkiler giderek dibe vurmuş. Düşmanlıklar daha da keskinleşmiş.

İktidarın amaçlarına ket vuracağı düşünülen kim varsa temizlenme yoluna gidilmiş. Artık ortada güvenilebilecek ne yagı kalmış ne de herhangi bir kurum.

İçbarış bozulmuş ülkede can güvenliği kalmamış. Komşularımızın başına bela kesilen dinci terör örgütleri desteklenmiş, askeri ve politik olarak güçlenmeleri sağlanmış. Yüz binlerce insanın ölümünde fail haline gelinmiş.

Çıkar kavgaları alıp yürüdüğü için bir yandan içerde tasfiyeler başlamış.

Ortaya çıkarılan yolsuzlukların güce dayalı olarak üstü kapatılmış.

Sonuçta ordunun içinden bir grup darbeye kalkışarak iktidarı devirmek istemişse de başarılı olamamış. Bu durum en tepedeki kişinin yıldızının daha da parlamasına sebep olmuş. Artık Allah'ın lutfu olarak kabul edilen bu darbe bahane edilerek ülke istenildiği gibi idare edilebilirmiş öyle de olmuş. Birde ne görelim koskoca ülkede bir jurnalci ordusu türemiş herkesi ihbar ediyor.

Savcılarda geceli gündüzlü insanları topluyormuş. Görevden atılmalar, meslekten ihraçlar öyle bir boyut kazanmış ki en sonunda en yukardaki muhterem dayanamamış ve "at izi it izine karıştı" deyivermiş. Zaten kimin ne olduğu çok da önemli değilmiş. Ordunun en tepesindeki kişi darbe sırasında etkisiz hale getirilip emir komuta zinciri içinde bu darbenin yapıldığı açıklamasını yapması için kendisine onca baskı yapılıp boğazı sıkılmış ancak o yine de darbecilerin oyununa gelmeyip darbecilerden abdest alıp namaz kılmak için izin isteyip nasıl olsa beni öldürecekler diye ölümü göze alıp direnmiş. Şimdi hala Başkomutanlığı fiili olarak kaptırsa da köprüden geçilirken at değiştirilemeyeceği için ordunun başında kalmış. Birde bu kişinin 11 askerin başına çuval geçirme emrini verenRay Odiemo'nun elinden bu ülkenin askerleriyle iyi ilişkiler kurduğu için aldığı ödül var ama bunu şimdilik geçelim.

Aaa o da ne? Zamanında ordusundan bile haberi olmayan bu muhterem, sınırda bekleyen askerlerle bayramlaşmak için yanlarında değil mi? Askere moral veriyor, onlarla birlikte yemek yiyip şakalaşıyor. Hatta; öyle ki askere hemen evlenin öğüdünde bulunup yardım sözü vermeyi de unutmuyor.

Bulunduğu makamda öylesine bulunan en tepedeki muhteremin siyasi otoritesine gölge düşürmemek için o koltuğa seçilip getirilen kişi de sabah sabah bayram namazından çıkmış doğru bayramlaşmak için Üsküdar'daki Çevik Kuvvet polislerinin yanında. Bir de ne görelim almış eline mikrofonu açmış telefonu oradaki bir polise düğürlük için kızın anne va babasını arıyor. Kızın annesi; "ben bilmem babası bilir" deyince de babasıyla konuşuyor ve babasından "nasipse olur" sözü alıyor.

En tepedeki muhterem bir zamanlar her mitingte halka seslenirken üç çocuk sözü almaya çalışırdı. Malum çoğalmak lazım. Aynı ayak izinden yürüyen ordunun başı ve bakanların tepesindeki kişi de ülke evlatlarının yuvasını yapmakla meşguller. Malum bunlar ülkenin yuvasını yaptılar ya bu yönde epey deneyim sahibi olmuşlar.

Filmin sonuna doğru geliyoruz. Yağmur yağmış. Ortalık biraz çamur. Ova geniş mi geniş. Ortalık at izinden geçilmiyor. Arada bir at izine benzemeyen izler de var ancak bu izlere dikkatli bakmak gerekiyor. Gözlerimizi iyice kısıp bakıyoruz bir de ne görelim it izi değil mi? Oradan bize doğru muzip muzip gülen bir çocuk; " biraz önce buradan milliyetçi bir amca geçti bu onun izleri" demez mi, kafamız karışıyor. Mohaç Meydanı'ndan pardon yahu ne Mohaç Meydanı, İstanbul Meydanı'ndan usulca ayrılıyoruz. Perde iniyor.

Olmadı bu senaryo yahu. Arkadaşa telefon ediyor yanıma çağırıyorum. Beni beklettikçe bekletiyor. Nihayet dar bir günümde yanıma geliyor ve bana; "hayrola, ne oldu" diye soruyor.

Biraz bekliyorum, derin bir soluk alıyorum ve diyorum ki; "vallahi ben değil kırk tane senaryo yazarını bir araya getirseniz bu konudan ne senaryo çıkar ne de bir halt."

Sağıma dönüyorum, soluma dönüyorum, uyanıyorum.

"Aaa" diyorum, rüyaymış…


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA