turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


GÖRÜNEN KÖY

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

16 EYLÜL 2016

Bir söz vardır, "görünen köy kılavuz istemez" diye, işte İslam dünyasının durumu tam da buna uygundur. İslam dünyasına ne zaman kurban bayramı gelmiştir, akıllara durgunluk veren görüntüler yaşanır. Bu görüntülerde kurban kesiyoruz diye hayvanlara yapılan canice eziyetin yanında öyle görüntülere tanık olunuyor ki gerçekten insanın içi bulanıyor. Biliyorsunuz daha yakın zamana kadar İstanbul'da deniz, kesilen hayvanların kanından kırmızıya boyanırdı da bu görüntülere baktıkça insanlık merdiveninin kaçıncı basamağında olduğumuzu tartışır dururduk. Bu son kurban bayramında aynı görüntüler var mıydı göremedik, ancak yine de bazı görüntülerle birlikte hayvanlara yapılan işkenceler konusunda değişen çok da bir şey olmadığını gördük.

Bizim ülkemizdeki görüntüler bizi altüst ederken diğer İslam ülkelerindeki görüntülerin bizdekinden beş beter olması sizce gerçekten düşündürücü değil midir? Kurban kesiyoruz diye oğlakların başını kılıçla uçuranlar mı dersiniz, hayvanı zincirle bir yere bağlayıp bıçağı çalıp çalıp geri kaçanlar mı dersiniz, hayvanlar daha can çekişirken birbirlerinin üzerine fırlatılması mı dersiniz aklınıza hunharlık konusunda ne geliyorsa hepsi var özetle.

Bütün bu görüntüler akla ziyanken bir görüntü de Bangladeş'in başkenti Dakka'dan geldi. Sokaklar yağmurla birlikte nehire dönmüş. Kıpkırmızı sular Dakika sokaklarında akıyor. İnsanlar da ayaklarını yalınlamışlar kıpkırmızı suyun içinde bir o yana bir bu yana koşuşturuveriyorlar. Neymiş efendim? Bangaldeş Müslüman'mış ve dinlerinin gereği olarak kurban kesmek görevlerini yerine getiriyorlarmış.

Önce bir düşünelim; bilimden ve insanlıktan küçücük de olsa nasibini almamış olanlar nasıl olmaktadır da dini kavrayacak ve içselleştirecek bir seviyeye ulaşabiliyorlar? Bu sorunun yanıtı aslında çok basit. İslam ülkelerinin neredeyse tamamı en geri gelenek ve göreneklerin altında cehennem hayatı yaşıyor. Bir önceki nesilden bir sonraki nesile hiç mi hiç sorgulanmadan aktarılan kötü gelenekler bu ülkelerin gerçeğinde din olarak algılanıp sözüm ona yerine getiriliyor.

Kurban kesenler inanıyorlar ki, kestikleri kurbanlar onları sırat köprüsünden katran kuyusuna düşmeden cennete geçirecekler. Bu doğrultuda uydurulan hurafeler yüzünden İslam dünyasının insanlarının bir türlü aklı güzele ve doğruya basmıyor. İnsanların huşu içinde gerçekleştirdikleri kurban törenleri ibadet gibi algılanıp bir sonraki nesile kötü örnek olarak aktarılıyor ki, gerçekten de olup bitenler içler acısı.

İslam aleminde yönetimler bu geri ve insanlık dışı uygulamalara aldırmıyorlar bile. Çünkü insanlar ne kadar bilim dışı anlayışları yaşam tarzı olarak benimserlerse yöneticilerde biliyorlar ki kendi iktidarları için yararlıdır. Hatta bu yüzden insanlık dışı gericilik iktidarlar tarafından teşvik bile ediliyor. Yoksa aklı başında bir iktidar olsa, ülkesinin insanlarının uyanmasını istese hiç Bangaldeş'in Başkenti Dakka'da bütün dünyaya Bangaldeşi rezil duruma düşüren bu görüntüler önlenmez mi?

Uzatmayalım, Müslüman dünyasının bu geri ve zalimane tutumu oturulup enine boyuna bir düşünülmelidir. Düşünülmelidir ki, emperyalist dünyanın oyunları ile İslam dünyasında dinsel mezheplerle insanların birbirlerini nasıl kıtır kıtır doğrayabildikleri de anlaşılabilsin. Şu din bezirganlarının ağzından düşürmedikleri "İslam bu değil" sözü var ya gerçekte bir savunma mekanizması olarak dile getiriliyor sadece. Yoksa madem İslam bu değil, o zaman niye vazgeçip iyisini yaşamıyorsunuz be mübarekler?

Aslında bayramın sona erdiği bu gün için söylenecek çok şey var. İnsanlar bir yandan yollara düşmüşler, dokuz günlük tatili değerlendiriyorlar, bir yandan da trafik canavarı ile yüzyüze gelerek canlarından oluyor ya da sakatlanıyorlar.

Bizim memleketimizde kurban keserken kaç kişi gazi olup hastanenin aciline koşmuş biliyor musunuz? Televizyonlar haber veriyor da işitiyoruz. Görüntüye gelen Niyazilerse öyle pişkinler ki demeyin gitsin. Kurban kesme yolunda oralarını buralarını kesmişler ne gam, onlar işledikleri sevaplarına bakıyorlar. Bu yüzden de bu tür insanlar ne yaşadıklarından ders çıkarırlar ne de doğru yolu bulabilirler. Yaptıkları törenin bir hayvan katliamı olduğundan bile haberleri yok mübareklerin. Taşlaşmışlar yerlerinde bin yıllık kaya gibi öylece duruyorlar işte. Ama ne yapalım ki din böyle bir şey işte. Gündelik yaşamımızı ne zaman esir altına almıştır. Gördüğünüz gibi bilim yerini safsataya bırakıyor, akılsa sonsuza kadar tatile çıkıyor.

Birazda başka şeylere gelelim değil mi?

Ne propagandalar işittik ne propagandalar. Rojava'da Kobene'de devrim olmuş. Komün yaşamı yaşam tarzı olarak benimsenmiş. Kendilerini solcu ve sosyalist sayanlar yollara düşmüşler savaşın içine atılmışlar. Kurtlanmış eski solcularsa övgüler düzerek Rojava gerçeğini ta Çin Seddi'ne kadar dayanacak olan yaşam tarzı olarak benimsetme yazıları yazıyorlar. Oysa o bölgede olup bitenler kimsenin umurunda bile değil. Amerikan emperyalizminin nasıl bir rol oynadığı da tartılıp hesaplanmıyor. Ve geliyoruz bugüne. Türkiye'nin sınır bölgelerinde dalgalandırılar PYD bayrakları inmiş Amerikan bayrakları dalgalandırılıyor. Köylü kurnazlığı böyle bir şey olsa gerektir. Öyle ya PYD inanıyor ki, Amerikan bayrakları dalgalandırıldığında Türkiye'nin saldırısından kurtulacaklar. Ya da ne bileyim Amerikan dayıları gelip kendilerini koruyacak. Bu zavallılığın neresinden tutarsanız tutun elinizde kalıyor. Bu denli gerçekleri tersyüz ederek devrim diye yutturmaya kalkanların da bundan böyle Amerikan bayraklarının gölgesinde uyku çekmelerine sıra geliyor ki, vah ki size ne vah!

Bugün Tarık Akan'dan da söz etmek gerekir elbette ama onunla ilgili yazı başlı başına bir yazı olmalı.

O Tarık Akan ki, aydınlık ve güzel yüzüyle ülkemizin güzel yüzü olarak hep anılarda kalacak ve unutulmayacaktır.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA