turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


AKP SAVUNUCULUĞU

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

20 EYLÜL 2016

Türkiye'de ilerici, devrimci, hele de sosyalist olacaksınız sonra da çıkıp AKP'yi şu ya da bu niyetle savunup aklamaya çalışacaksınız işte bu olmaz. 1960'lı yılların sonundan başlayarak günümüze kadar Perinçekçilerin yol haritasına bir göz atarsanız gerçekleri bütün çıplaklığı ile görmekte zorlanmazsınız.

Perinçekçiler 1960'lı yılların sonlarından başlayarak 1980'li yılların sonuna kadar tam da CIA sosyalizmi diyeceğimiz bir politika izlediler. Bunlara göre ABD emperyalizmi tehlikeli değildi, asıl tehlikeli olan Sovyetlerin sosyal emperyalizmiydi. O günün Aydınlık gazetesinin arşivlerini karıştıranlar benim yaptığım eleştirilerin fazlasını bulacaklar eksiğini değil. Perinçekçilerin kurnazlıkları ile ilgili kimse aşık atamaz. 1987 yılına gelindiğinde dünyada ve ülkemizde değişen hava ile birlikte Perinçekçiler sol içine çıkar hale gelmişlerdi. Ve hatta sık sık özeleştiri yaparak Sovyetlere karşı izledikleri politikaların yanlış olduğunu söyleyerek özeleştiri de yapar olmuşlar, farklı bir politika izleyecekleri yönünde düşünceler ileri sürmüşlerdi. Oysa bunların hepsi sadece ve sadece bir taktikten öteye geçen şeyler değildi. Öz itibari ile Maocu düşüncelere çakılı kalmışlar oradan bir adım bile gerçeklere doğru adım atmaya niyetli olmadıklarını her fırsatta göstererek kendilerini özenle gizlemişlerdi.

Perinçekçileri Sosyalist Parti'nin kuruluşundan itibaren izlediğimizde önümüze çıkan duraklar bunlar hakkında hepimizin bir düşünce sahibi olmasına yeter de artar bile. Sosyalist Parti, kuruluşu ile birlikte seçimlere girdi. Doğu ve Güneydoğu illerinde partinin kurucularının neredeyse tamamına yakını PKK'lıydı. Bu hal İşçi Partisi döneminde de devam etti ve yeni bir aşamaya gelindiği kararına varıldıktan sonra da PKK'lılar partiden ya çekildiler ya da yönetim tarafından ayıklandılar. Partinin politikasındaki değişikliğin devamı ise Alevi yurttaşlara yönelimle devam ettiyse de sürdürülmeyip hemen Kemalistliğe sarılındı.

İşçi Partisi'nin Kemalistliği gerçek bir Kemalistlik olsa saygı duyulabilirdi ancak gerçekler hiç de öyle değildi. İşçi Partisi'nin Kemalistliği ülkemizde yıllarca sürdürülmüş olan gardırop ve slogan Atatürkçülüğü olduğu için herkesten sesleri fazla çıkmaya başladı. Bu yönde atılan adımlar nedeniyle asker kökenli kimseler partiye yönelince onları da memnun etmek için partinin adı Vatan Partisi olarak değiştirildi. Zira İşçi Partisi paşalar ve sağdan çark edip partiye gelecekler için ürkütücü olabilirdi. Bu yüzden de alt yapısı boş bir slogana daha sık başvurulur oldu. Artık partinin politikası "aslolan vatansa gerisi teferruattır" şekline dönüştü ve bu slogan olur olmaz bir şekilde kullanılmaya başlandı. Olur, olmaz diyoruz çünkü gerçekte de durum böyleydi.

Bugüne kadar sağ partilerin hemen hepsi Amerikancılık dışında bir politika ne yapmışlardır ne de yapamaya cesaret edecek kadar yürekleri vardır yani böyle bir durum eşyanın tabiatına aykırıdır. Dolayısıyla herhangi sağ bir partinin
duyarlılıkları arasında vatan da yoktur, halk da. Konu uzun, ancak biz bu yazımızda daha somut konulara değineceğimiz için hemen konuya girelim.

Biliyorsunuz, AKP ve Fethullahçılar birlikte ülkeyi vurguna, talana, yalana ve her türlü kumpaslara dayalı olarak yönettiler. Ülke soyulup talan edildi. AKP kendi zenginlerini yetiştirdi, Fethullahçılar devlet içinde devlet haline geldiler. Amerika'nın isteğiyle orduya kumpas kuruldu ve sayısız ordu mensubu tutuklandı, ordudan temizlendi ve ağır cezalar aldılar. Bunların içine sivillerden de eklenti yapılarak göz göre göre ülke tam anlamıyla bir kaosa sürüklendi.

Bütün bunlar yapılırken Recep Tayyip Erdoğan Başbakandı ve bu davaların da savcısıydı. Sonra Fethullahçılarla arası bozulan Recep Tayyip Erdoğan yeni bir eyleme geçti ve bu eylemin bir parçası olarak da Balyoz, Poyraz, Askeri Casusluk ve Ergenekon davalarına ağır cezalar verilmişken iktidar tarafından yeni bir manevra ile tüm sanıklar serbest bırakıldılar. Yeniden yargılanıp aklandılar.

Bu aşama ile birlikte Perinçek Feto karşıtlığı üzerinden politika yapmaya, yer yer de Recep Tayyip Erdoğan ve partisi AKP ile örtüşen düşünceler ileri sürmeye başladı. Perinçek ve partisine göre artık Recep Tayyip Erdoğan gerçeği görmüş, Atatürkçü olmuştu. Hele de PKK'ya vurmuyor muydu bu çok daha önemliydi. PKK'yı hendeklere gömmek aynı zamanda da Amerika'ya karşı savaşmak ve Amerika'yı hendeğe gömmek anlamı taşıyordu bu yüzden de her fırsatta iktidarın yanında olunmalıydı.

PKK olayını başka bir yazıda tartışabiliriz ancak ortada Recep Tayyip Erdoğan'ın arada sırada desteksiz atmasının dışında Amerikan karşıtı ve Amerika'ya karşı ilan edilmiş bir savaş ortada kesinlikle yoktu, olamazdı da. Öyleyse Vatan Partililerin bu büyük yanılgısının altında yatan şey neydi, ne olabilirdi?

Yazıyı uzatmadan yanıt verelim; Vatan Partisi tam anlamıyla ideolojik bir çıkmaz içindeydi, tam da gerçekleri saptırdığı için Amerikancıları Amerikancı değilmiş gibi göstererek bir kez daha CIA sosyalizmine sarılınmıştı. Şimdi bu gerçekler ışığında Vatan Partisi'nin neyini tartışacağız? AKP ve Recep Tayyip Erdoğan'dan "vatan savunması" adı altında bir Amerikan karşıtlığı üretilirse bu görüşlerin neresinde tek bir doğruyu yakalamak olasıdır?

Abdülhamitçi, Suriye'ye girerken bile bir adım sonrası için bir öngörüsü olmayan, atacağı her adımda Amerikayı kollayıp Suriye yönetimi ile kalıcı ve sorunu kökten çözecek ilişkileri hep öteleyen ya da kurmayan bir anlayışa emperyalizm karşıtlığı, vatansever, Atatürkçü gibi sıfatları uyduranların pusulası CIA cilasıyla cilalanmış olduğu için boşa çıkmakta, esasen Vatan Partisi'de kendisine verilen tarihsel bir rolü oynamaktadır ki bu kıvraklığa kimse kanmamalı ve halkımızın kandırılmasına da izin verilmemelidir.
 


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA