|
Yaşamını sosyalizm savaşımına adayan Behice BORAN 1 Mayıs 1910 yılında Bursa’da doğdu. Türkiye İşçi Partisi’nin Genel Başkanı olan BORAN bundan 19 yıl önce Brüksel’de yaşama gözlerini yumdu. Dostları ve düşün arkadaşları onu uğurladılar ama asla unutmadılar. ONURLU BİR YAŞAM
Behice BORAN * 1962’e TİP’e girmiş.* 1970’de 4. Kongre’de TİP Genel Başkanı seçilmiş.* 1975’de TİP’i yeniden kurmuştur.Hiç kuşku yok ki, insanlar öldükten sonra kötü anılmazlar. Ölüm gibi duygusallık yaratan bir durumdan sonra bir çokları belki de hak etmedikleri övgülerle anılmışlardır. Ancak kimileri için övgü bile yetersizdir. İşçi sınıfımızın yiğit evladı Behice BORAN’da bunlardan biridir. Çünkü Behice BORAN tartışmasız çevresini aydınlatan, inat ve kararlı kişiliği ile övgüyle anılmanın çok ötesinde şeyleri hak etmiştir. Onun hem bir bilim insanı hem bilimsel sosyalizmi savunan bir parti önderi olması nedeniyle gönlümüzde ayrı bir yeri vardır. Savunduğu düşünceler ve eylemli kişiliği yüzünden fırtınalı bir yaşamı olmuştur. Ancak, bütün zorluklara karşın inandıkları uğruna verdiği savaşımdan milim bile geri adım atmamış ve ağır bedeller ödemekten çekinmemiştir. BORAN’nın bu konuda söyledikleri bir çoklarının böyle yaşamayı göze bile alamadığı ama Behice BORAN’ın göze alarak yaşamının son anına kadar sürdürdüğü bir gerçekliktir. O bu nedenle; “Sosyalist doğulmaz, sosyalist yaşanır” diyor. Bu sözleri anımsayanlar için Behice BORAN çok şey ifade ederken, anımsamayanlar için ne anlatabilir ki? İnsanlar doğarken inançları ile doğmuyorlar. İnançlarını, kısaca yaşam felsefelerini binbir sınavdan geçerek kazanıyorlar. Behice BORAN’da binbir sınavı alnının akıyla kazanarak başardı ve kazandıkları üzerinde ödünsüz titizlenerek yaşama gözlerini yumdu. Dün durdukları yerde durmayanlar, geçmişte savunduklarından bile utanç duyarak bilmişlik taslayanlar ve yere serilmiş binlerce solcu ölüsü varken onur sözcüğünün bir ışık gibi ortalığı aydınlattığını kaçımız görebiliyoruz? Ya da Behice BORAN’ın bir ışık olduğundan kaçımız haberliyiz? Kimler yükselen değerlere teslim olup kendileri için acıklı bir yaşamı içselleştirmedi? Koca koca profösörler, bilim adamları, politikacılar sermayeden esen rüzgarlarla “değişen değerler” tanımı yapıp eşiği aşarak kendisini sermayeye pazarlamadı mı? İşte behice BORAN gibi işçi sınıfının yüce davası sosyalizm için savaşanlar bu yüzdendir ki ölümsüzdürler. Sonsuza kadar anılmayı da bu yüzden hak etmişlerdir. Behice BORAN’ın birinci TİP içinde de 1975 1 Mayısta kurulan ikinci TİP’te de çok özel bir yeri vardır. Döneminde sosyalizm savaşımı için partinin güçlenmesinde yeri doldurulamaz bir etkisi olmuştur. Yurtdışında TKP ile TİP’in birleştirilmesi sırasında ağır hasta olmasına karşın sürdürülen bu çalışmaları hep yakından izlemiştir. Ve hatta ölümünden üç gün önce bile birleşme toplantısına katılarak partiye bilimsel sosyalizmin rengini vermek istemiştir. Öyle ki, partinin nasıl bir parti olması tartışılırken yerinden doğrulmuş kurulacak partinin sosyalist bir parti olması gerektiğini söylemiştir. O sırada kurulacak partinin sadece demokrat olmasını isteyen bir konuşma yapan kişi ise TKP’nin Genel Sekreteri Haydar Kutlu’dan (Nabi Yağcı) başkası değildir. Doktoru toplantılara katılmasının ölümüyle sonuçlanacağını söylemesine karşın doktorunu dinlememiş ve katıldığı en son toplantıdan 3 gün sonra 10 Ekim 1987 tarihinde yaşama gözlerini yummuştur. Bu da gösteriyor ki, Behice BORAN salt bir düşünce insanı değil eylemli ve militan bir sosyalisttir. YAŞAMI GİBİ DOĞUMU DA ANLAMLIDIRBehice BORAN 1 Mayıs 1910 yılında Bursa’da doğdu. Hiç kuşku yok ki, doğum gününün 1 Mayıs’a denk gelmesi bir rastlantı olmasına karşın, Dünya İşçi Sınıfının Birlik, Savaşım ve Dayanışma günü Olan 1 Mayıs iyi bir rastlantı olarak tarihe düşülmelidir. İkinci TİP kuruluşu da 1 Mayıs 1975 tarihine denk getirilmiştir. Bu da seçilmiş bir denk geliştir. Kendi deyimiyle sosyalist doğulmazdı ama, Behice BORAN belki de doğumuyla birlikte yaşam yolunu çizmişti kim bilir? Kırım’dan göç eden bir ailenin ilk kız çocuğu olan BORAN; ilk öğreniminden lise öğrenimine kadar öğrenimini İstanbul’da yaptı. Daha sonra kazandığı bir bursla ABD’ye giderek Michigan Üniversitesi’nde Sosyoloji eğitimi aldı. 1939 yılında Türkiye’ye döndü ve ortaöğretimde kısa bir süre İngilizce öğretmenliği yaptı. BORAN daha sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde sosyoloji doçenti olarak göreve başladı. Amerika’dayken tanıştığı Marksist düşünceleri burada daha da olgunlaştı ve yaşamında önemli bir yer tuttu. Nail Çakırhan’ın önerisiyle 1944 yılında Türkiye Komünist Partisi’ne girdi. Politik görüşleri nedeniyle 1948 yılında Pertev Naili Boratav ve Niyazi Berkes ile birlikte üniversiteden ilişkileri kesildi. 1946 yılında yayıncı Nevzat Hatko ile evlendi ve Dursun’u cezaevi koşullarında dünyaya getirdi. Bilindiği gibi Melih Cevdet Anday’ın yazdığı ve Ruhi Su’nun türküleştirdiği “Merhaba /Dursun bebek/ Merhaba” adlı türkü Cezaevinde doğan Dursun bebek için söylenmiştir. TÜRK BARIŞSEVERLER CEMİYETİ 1950 yılında Behice BORAN, hem bu derneğin kurucu üyeliğini hem de başkanlığını yaptı. BORAN, Adnan Menderes hükümetinin TBMM’nin onayını bile almaksızın Kore’ye asker göndermesine şiddetle karşı çıkarak eleştirdi ve bu yöndeki tutumunu meclise bir telgraf çekerek de belgeledi. Salt bu yüzden Boran ve arkadaşları 15’er ay hapis aldılar ve cezaevine konuldular. 27 Mayıs askeri harekatından sonra hazırlanan 1961 Anayasası ile ülkeye kısmi bir demokrasi geldi ve Şubat 1961 tarihinde 12 sendikacı tarafından Türkiye İşçi Partisi kuruldu. Kuruluşunun arkasından fazla bir gelişkinlik gösteremeyen TİP, Mehmet Ali Aybar’ın genel başkan olması ile birlikte hızla gelişmeye başladı ve partiye pek çok yazar, akademisyen, aydın çevrelerden insanlar katıldı. 1962 yılında Behice BORAN’da TİP’e girdi. BORAN 1964 yılında merkez yürütme kuruluna, 1965 yılında yapılan genel seçimlerde de Urfa’dan milletvekili seçilerek meclise girdi. 1970 yılında yapılan 4. Kongre’de ise TİP’in Genel Başkanlığı’na seçildi. 12 EYLÜL FAŞİZMİ SONRASI BORAN 12 Eylül 1980 faşizmi ile birlikte kısa süre tutuklu kaldı ve hastalığından dolayı serbest bırakıldı. BORAN daha sonra Bulgaristan üstünden yurtdışına çıktı ve 18 yıl boyunca BAĞIMSIZLIK-DEMOKRASİ ve SOSYALİZM için üstün bir çaba ile savaşım yürüttü. Hiç kuşku yok ki, bu çabalardan birisi de sosyalist solun birleştirilmesiydi. Bu bağlamda yurtdışında TSİP’in, TİP’in, TKP’nin de içinde bulunduğu SOL BİRLİK oluşturuldu. Oluşturulan SOL BİRLİK kimi olumsuz nedenlerden dolayı dağıldı ve anlamlı bir yerine oturtulamadı. TİP ve TKP’nin ise birleştirilmesi doğrultusunda çabalar sürdürüldü. Behice BORAN’ın sağlığı nedeniyle Kurulan TBKP’nin programı konusunda fazla bir emeği geçmediği söylenebilir. Çünkü bu program BORAN’ın savundukları ile çok da örtüşen bir program değildi. Bununla birlikte bu partinin kurulduğunu Genel Başkan sıfatıyla basına BORAN duyurdu. Üç gün sonra da yaşamını yitirdi. Oysa Pnochet faşizminden kaçıp Belçika’ya sığınan Şilili doktoru “Siz intihar ediyorsunuz” demişti kendisine. Behice BORAN hiçbir koşulda görevden kaçmadı kaçamazdı. Kendisine verilen TBKP başkanlığı görevini de bu yüzden kabul etti. Arkasından da yaşamını yitirdi. Kendisi milletvekili olduğu için cenazesi engellemelere karşın milletvekilliği yaptığı TBMM’de yapılan bir tören sonrasında Zincirlikuyu mezarlığına kaldırıldı. Bugün sosyalist solun bölünmüşlüğünü düşünürsek, birleşmelerinin de yaşamsal olduğunu teslim ederiz. Biz Türkiye Sosyalist işçi Partisi üyeleri olarak Behice BORAN yoldaşımızın sosyalist solda yerinin ne kadar önemli olduğunu bildiğimiz için kendisini yaşatmak ve kendisine hak ettiği değerin verilmesini sağlamak için adına bilim sanat kültür ve araştırma merkezi oluşturduk. Sanat merkezi adına da Ekin sanat dergisini çıkarıyoruz. Onun kararlılığını ve bilimsel sosyalizme olan inancını genç kuşakların bilincine çıkararak unutulup gitmesine izin verilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü; gelecek kuşakların onun düşünce ve eylemli yaşamından çok büyük dersler çıkaracağını düşünüyoruz. 1970’Lİ YILLARDA BEHİCE BORAN Behice BORAN hiç kuşku yok ki, sosyalist sola damgasını vurduğu yıllar 1970’li yıllar olmuştur. Geçmişin deneyimlerinden süzülerek elde edilen bilinç ve kararlılıkla 1 Mayıs 1975 yılında TİP yeniden kurulmuş ve sosyalizm yolunda örnek savaşımlar yürüten bir örgüt olarak belleklere kazınmıştır. Partinin genel başkanlığını da üstlenen BORAN onca sapma ve savrulmalara karşın parti çizgisini kararlıca sürdürmüş ve bu konuda ödünsüz davranmıştır. TİP’in savaşımı “BAĞIMSIZLIK-DEMOKRASİ-SOSYALİZM” savaşımı olarak formüle edilmiş ve bu üçlü bütünlük doğrultusunda TİP kavgasını sürdürmüştür. 1970’li yıllar bir yandan sosyalistlerin güçlendiği dönem olmasına karşın bir yandan da siyasi gericiliğin alıp başını gittiği bir dönem olmuştur. 1971 12 Mart faşist askersel darbesi sonrasında parti kapatılmış, Behice BORAN ve arkadaşları ağır cezalar almışlardır. TİP davası nedeniyle 15 yıl ceza alan Boran ve arkadaşları 1974 affıyla özgürlüklerine kavuşmuş ve TİP’i 1975’te arkadaşlarıyla yeniden kurmuştur. Bu kuruluş tarihe ikinci TİP olarak geçmiştir Bu bağlamda kurulan Milliyetçi Cephe (MC) hükümetlerinin uygulamaları Türkiye’yi hızla faşizmin eşiğine getirmiştir. TİP bu dönemde “Güncel görev demokratikleşmedir”, “Milliyetçi Cephe düşürülmelidir”, “Yerel yönetimler demokratikleşmelidir”, “Örgütlü birleşik güç yenilmez” gibi kampanyalar yürüterek gelişen tehlikeyi önlemeye çalışmıştır. Ayrıca diğer örgütlü sosyalistler gibi TİP’te Şili’de faşist Pnochet tarafından devrilen ve katledilen Salvador Allende’yi desteklemek amacıyla toplantılar yürütmüş ve bu toplantılarda Behice BORAN dikkat çekici konuşmalar yaparak enternasyonal bir tutum belirlemiştir. 12 Eylül 1980 yılında gerçekleştirilen faşist askeri darbe ile birlikte başta sosyalist sol olmak üzere bütün ilericilerin üzerine çullanıldı ve örgütleri kapatılarak yönetici ve üyeleri tutuklandı. TİP’te aynı sonu paylaştı. Artık koskoca ülke cezaevlerine çevrilmiş, akıl almaz işkenceler uygulanarak onbinlerce insanımıza ağır bedeller ödettirilmiştir. Behice BORAN faşist darbenin ilk günlerinde tutuklanmış, sağlığı nedeniyle serbest bırakılır bırakılmaz yurtdışına çıkarak Belçika’ya yerleşmiştir. Brüksel’de politik çalışmalarını aralıksız sürdüren BORAN, Turgut Özal’ın yönetimine karşı yürütülen muhalefetin başında yer aldı. Barış vurgusuna o dönemde de önemli vurgular yaptı. Bir dergide yayınlanan açıklamasında bu konuda şöyle dedi. “... Barış ve silahsızlanma Türkiye’de birinci derecede önem verilmesi gereken konulardır. Sanki silahsızlanma ve dünya barışı konuları 35 yıldır NATO üyesi ve topraklarında Amerikan üsleri barındıran Türkiye’yi pek fazla ilgilendirmezmiş gibi bir hava var. Kamuoyu, bu konuda yeterince uyarılmış değil...” (Yarın dergisi 1987) Hiç kuşku yok ki, politik değerlendirimler yapılırken Behice BORAN ve partisini eleştirecekler çıkabilir. Ancak bu eleştirilerin çoğunun bir anlamı yoktur. Çünkü bu eleştiriler genellikle küçük burjuva solcularından gelen eleştirilerdir ki, işçi sınıfı görüşünden uzak ve temelsiz eleştirilerdir. Bir kısmı ise bir türlü nesnelliği öne çıkarmamış ve sonuna kadar öznellik taşıyan eleştiriler olarak karşımıza çıkacaktır. Örneğin kendilerine “Doktorcu” diyen kesimlerin yaptığı eleştiriler maddi temelden yoksun kötü ve saldırgan bir dille yapılan eleştirilerdir ki, bunlara yanıt vermenin bile gereği yoktur. Yine TİP’i eleştiren TİP’ten 1978 yılında ayrılanlardır. Bunlar sırasıyla STP, SİP, KP, TKP olarak kurulmuş ve örgütlenmiş olanlardır ki, Kemal Okuyan bir eleştirisinde TİP’i batıran şeyin “BAĞIMSIZLIK- DEMOKRASİ-SOSYALİZM” sloganı olduğunu Sosyalist İktidar gazetesinde yazmış, bağımsızlık, demokrasi savaşımının aşıldığını yazısında savunmuş ve bu iki savaşımın burjuva alanda kaldığını belirtmiştir. Ancak, kimin ne yazması ve söylemesi önemli değildir. Yaşamda doğrulanıp doğrulanmadığı önemlidir. Daha sonra bu arkadaşlarda yazdıklarının doğru olmadığını görmüş olacaklar ki, partilerinin her eylemliliğinde demokrasi ve bağımsızlık olgusunu öne çıkararak eylemler düzenlemektedirler. Sonuç olarak kimin ne söylediği önemli değildir. Önemli olan yaşamla sınandığında kalıcı olup olmadığıdır. Bu nedenle de Behice BORAN’a yönelen eleştiriler büyük ölçüde temelsiz kalmakta ve bir kuyruk acısından öteye gidememektedir. Bir anlamda da eleştirilen kişinin yaşamı eleştirenlere yanıt verenler olmasa bile en önemli yanıttır diye düşünüyoruz. Çünkü Behice BORAN’nın yaşamı aslında kendisine yöneltilen eleştirileri çoktan yanıtlamıştır bile. Bu bağlamda 1940 yılların sonlarından bu yana sosyalizme olan inancını bayrak yapmış ve savaşımdan bir kez bile geri adım atmamış olan yiğit sosyalist Behice BORAN’ı olabildiğince nesnel davranarak bir kez daha saygıyla anıyor ve onun onurlu yaşamına yakışır çalışmalar yürütmeyi önümüze koyuyoruz... Behice BORAN, 1 Mayıs 1910 yılında Bursa’da doğdu. Kırım’dan göç eden bir ailenin ilk kız çocuğudur. Öğrenimini liseyi biterene kadar İstanbul’da sürdürmüş kazandığı bir bursla ABD’nin Michigan Üniversitesi’nde sosyoloji öğrenimi görmüştür. Yurda 1939 yılında dönen BORAN örtaöğrenimde İngilizce dersleri vermiş, daha sonra da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ne geçmiştir. Burada doçent olarak görev yapan BORAN, Nail ÇAKIRHAN’ın önerisiyle TKP’ye girmiştir. Üniversiteden 1948 yılında politik görüşlerinden dolayı Pertev Naili Boratav ve Niyazi Berkes’le birlikte ilişkileri kesilmiştir. 1946 yılında yayıncı Nevzat HATKO ile evlenen BORAN cezaevinde Dursun isimli bir erkek çocuk dünyaya getirmiştir. 1950 yılında Türk Barış Severler Cemiyeti’ni kuranlar içinde yer alan BORAN kurucu ve başkan görevini almıştır. Kore’ye TBMM’ye danışmadan asker gönderen Adnan menderes hükümetini eleştiren bir telgraf gönderdiği için yargılanmış ve arkadaşları ile birlikte 15’er ay hapis cezası almıştır. 27 Mayıs Askeri darbesinden sonra 1961’de kurulan TİP’e1962’de üye olmuş, 1965’de Urfa’dan milletvekili seçilmiş, 1970 yılında TİP’in 4. Kongresi’nde genel başkan olmuştur. 1971 faşizmi döneminde tutuklanmış 15 yıl ceza almış ve 1974 affıyla özgür kalmış ve 1 Mayıs 1975’te TİP’i yeniden kurmuştur. 12 Eylül faşizmi sonrası yurtdışına çıkmak zorunda kalmış ve 10 Ekim 1987 yılında Brüksel’de yaşamını yitirmiştir. Cenazesi Türkiye’ye getirilen BORAN’a TBMM’de engellemelere karşın bir tören yapılmış ve İstanbul’da Zincirlikuyu mezarlığında toprağa verilmiştir. BORAN’ın yaşamı tıpkı soyadı gibi boran ve tipi içinde geçmiştir. Onu , unutulmamak üzere komünistler yüreklerine basmışlardır. İLETİŞİM FORMU NOT: MESAJLARINIZ EN GEÇ İKİ GÜN İÇERİSİNDE CEVAPLANDIRILACAKTIR
NOT: telefon numaranızı yazmak istemiyorsanız birkaç rakam yazınız.
|