turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


ENKAZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

22 EKİM 2016

Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan önceki gün öyle bir konuşma yaptı ki, bu yaptığı konuşmada söyledikleri önceki dönemde Balıkesir'den AKP'nin kadın milletvekilinin söylediği enkaz sözcüğü ile tıpatıp örtüştü. Aynı örtüşme eşi Emine Erdoğan'ın Ensar Vakfın'da 93 yıllık enkazı temizlemekten söz etmesi ile de başka bir boyut kazandı..

Önce bu sözleri ele alalım. Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne geçen süre 93 yıldır. Bu 93 yıllık süre içinde zor bir coğrafyada olduğumuzu dikkate almayan cumhuriyet aslında bizleri kandırmış ve bizi yanıltmıştır. Daha önce cumhuriyet için 93 yıllık enkaz diyen milletvekili ile 93 yıllık enkazın temizlenmesinden söz eden Emine Erdoğan'ın söyledikleri size ilginç geliyor mu bilmiyorum ama önaçıcıların arkasından bu kez de aynı sözleri Recep Tayyip Erdoğan söylemekten en küçük bir çekince duymamıştır.

Recep Tayyip Erdoğan'ın zor bir coğrafyada olduğumuzu söylemesi doğrudur, ancak bölgede savaş ve çekişmelerden uzak durmamalıydık anlamına gelen sözleri ise dipten doruğa yanlıştır. Bölgede yaşananlara ilk müdahale hepinizin bildiği gibi Turgut Özal'ın Birinci, İkinci körfez Savaşı'nda Amerikalıların Irak'a müdahalesine fiili olarak yardımcı olmasıyla başlamış, daha sonra Amerika'nın Irak'ı işgal girişimi sonucu AKP iktidarının ve bu iktidarın başı olan Recep Tayyip Erdoğan'ın koşulsuz desteği ile bölgenin yaşadıkları ve bizim yaşadıklarımız olağanüstü bedelleri olan bir sonuca varmıştır.

Kuzey Afrika'dan Çin Seddi'ne kadar büyük bir coğrafyada ABD ve Batı emperyalistlerinin giriştikleri işgal, savaş ve bölge ülkelerinin içişlerine karışmalarında da Recep Tayyip Erdoğan Fiilen Eşbaşkanlık yürüten kişidir. Onun Eşbaşkanlığının ise bugün Türkiye'ye nelere mal olduğunu dağdaki çoban bile bilmektedir. Eğer bölgede Müslüman Müslüman'ın kanını içiyorsa Unutmayalım ki Recep Tayyip Erdoğan öyle gizli falan değil, yaşananların açık olarak sorumlusudur. Yani özetlersek; Erdoğan, bu sözleriyle Cumhuriyete karşı çıkmanın yanında ülkemizin başına büyük bir çorap ören de kişidir.

Bugüne kadar gelmiş geçmiş iktidarlar Turgut Özal'ı saymazsak bölgede barışçı bir politika izleyerek bölge ülkelerinin politikalarına karışmamak doğrultusunda özenli bir politika yürütmüştür. Gelmiş geçmiş hükümetlerin hemen tüm politikalarına katılmasak da barışçı bir politika izlemesi cumhuriyet ideolojisi gereğidir. Şimdi Recep Tayyip Erdoğan bu politikayı reddetmekte bölgede açıktan açığa Osmanlı hayalleri de görerek savaş çığırtkanlığına soyunmaktadır.

Bölgede hem savaş hem de çekişmelerin fiili olarak içinde olunmasının bugün ülkemize bedeli apaçık ortadadır. İçerde içbarış bozulmuş, terör eylemleri büyük boyut kazanmıştır. Böyle giderse terör eylemleri daha da artabilir. Bölge ülkeleri ile aramız limoni olmaktan çıkmış savaş noktasına gelmiştir. Çekişmelerin önü alınmaz ise savaş korkarız genişleyebilir ve savaş bölge ülkeleriyle birlikte bizim ülkemizi de yakabilir. Bölgede savaşı körükleyen emperyalist ülkelerin isteklerinden bağımsız bir politika izlemesi olası olmayan AKP ve saray iktidarı ülkemizi topyekun olarak büyük bir tehlikenin içine itebilir. Dolayısı ile Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhuriyet karşıtı konuşmaları hayra alamet konuşmalar değildir.

Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasının önemli bölümlerinden birisi de "15 Temmuz ikinci doğum günümüz" demesidir. Evet, 15 Temmuz Fethullahçı darbe girişimi karanlık yanlarıyla birlikte dış destekli bir darbe olup ülkenin geleceği açısından büyük tehlikeler taşıdığı bir gerçektir. Darbeyi Allah'ın lütfu olarak gören Recep Tayyip Erdoğan'ın 15 Temmuz darbe girişimini ikinci doğum günü olarak nitelemesi çok yönlü olarak irdelenmesi gereken bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır. Söylenen sözlere bakıldığında sağır sultanın bile beklediği darbeyi AKP ve sarayın bilmiyor olması düşünülemez. Dolayısı ile de AKP ve sarayın darbeye karşı önlemsiz olduğu savı da kabul edilemez.

Bu durumda iktidar ve saray hem darbenin olacağını hem de darbenin yenilgiye uğratılacağını biliyordu. Nitekim darbe sonrası hem saraya hem de AKP iktidarına diyebiliriz ki gün doğdu. Yönetemez konuma düşmüş olan iktidar, OHAL ilan ederek her istediğini rahatça yapar hale geldi. Öte yandan da kendilerine karşı muhalefet edecek basından, partilere, hatta tek tek kişilere kadar kim varsa OHAL'den aldıkları güçle kolaylıkla susturulmaktadırlar. Ülkemizde demokratik hak ve özgürlükler kullanılamaz hale getirildiği gibi hak arayışlarının da önü kapalıdır. Yargı kararları zaten güvenilmezdi şimdi ise tamamıyla güvenilmez hale getirilmiştir.

Sonuç olarak AKP ve saray iktidarı hem cumhuriyet, hem cumhuriyetin kazanımları, hem de her türlü hak ve özgürlükler için tehlikeli bir boyuta taşınmıştır. Dolayısı ile iktidarın atacağı her adım ülkemizin geleceği için karanlık bir ortama zemin hazırlamaktadır. Ayrıca sosyal medyada AKP üyelerine silah dağıtıldığı yolundaki haberler karşısında bir açıklama yapmayan iktidarın durumunu da ayrıca not etmek gerekiyor. İşte bu yüzden AKP ve sarayın politikaları ve Devlet Bahçeli'nin MHP'sinin ve Doğu Perinçek'in Vatan Partisi'nin AKP ve saray politikalarına teşne bir yol izlenmesi ülkeye ve ülkemiz geniş emekçi yığınlarına açıktan açığa bir ihanettir.

AKP iktidarı iktidardan gönderilmeli, saray oyunları ile tek adamlığa soyunan Recep Tayyip Erdoğan durdurulmalıdır.

Önümüzdeki dönemde geniş halk yığınlarının bu yönde gelişen politikalar bilincine çıkarılmalı, AKP ve sarayın dinci, gerici, şeriatçı ve faşist iktidarlarına geçit verilmemelidir.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA