turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


DEMEK ERGENEKON VAR?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

27 EKİM 2016

AKP iktidarı bütün kurum ve kurumları ele geçirmek ve dinci, gerici, şeriatçı ve faşist iktidarını sağlamlaştırmak için gözünü iyice karartarak Türkiye'de demokrasinin D'sini bile bırakmadı. İnsan temel hak ve özgürlüklerine yönelik başlatılan kısıtlama girişimleri misliyle artarak sürdü. Milli Eğitim, Adalet, İçişleri ve Milli Savunma başta olmak üzere el atıldı. Diğer bakanlıklar ise AKP iktidarının çiftliği haline getirilip vurgun ve talan için sonuna kadar kullanıldı. Milli Eğitim, öğretmenlikle ilgisi olmayan gerici tayfaya, tarikat ve cemaatlere pas edilirken müfredat bütünüyle değiştirildi. Gericilerin elinden çıkma kitaplar ders kitapları olarak okutulmaya başlandı. Sözü geçen kitaplardaki akıl almaz safsatalar geniş yığınların dikkatini çekip tepki toplarken bir yandan da okullar dipten doruğa imam hatipleştirilmeye başlandı. Bu çalışmalar tepkiler gördüyse de engelleyici bir tepki ile karşılaşmadığı için eğitim böylelikle AKEĞİTİM haline getirildi.

Adalet mekanizmasının çökertilmesi için iktidar daha ilk yıllarından başlayarak yargı içinde kadrolaşmaya başladı. O zamanlar yollarda birlikte yürüyen ve yağmurlarda birlikte ıslanan Fethullahçılarla iktidarın arasından su sızmadığı için yargıyı ele geçirmek görevi bütünüyle Fethullahçılara düştü. Diğer bütün kurumlarda olduğu gibi yargıda da Fethullahçılar soruları önceden ele geçirerek sınavları kazanıp köşe başlarını tuttular. Aynı durum İçişleri Bakanlığı'nda da hiçbir kural tanımayarak gerçekleştirildi. Emniyet teşkilatı neredeyse bütünüyle Fetuhullahçıların kontrolüne geçti. Emniyet teşkilatına alınan güvenlik görevlilerinin tümü arada bazı sızmalar dışında sınav soruları zaten ellerinden olduğu için Fethullahçılardan oluştu.

Ülke atılan bu adımlarla öyle bir duruma getirildi ki adaleti sağlamakla görevli yargı ayağı ve kanıtların toplanmasında önemli bir role sahip olan emniyet ayağı Fethullahçıların eline geçtiği için Fethullahçılar istedikleri gibi at oynatabilecek bir konuma geldiler. İktidarın en tepesindeki kişiden en sıradan kişisine kadar herkes durumdan çok memnundu ve kim konuşursa "Hoca Efendi" diyor, ağzından bir "Hoca Efendi" daha çıkıyordu. Başbakan'ın, yardımcılarının, bakanların, milletvekillerinin, belediye başkanlarının, parti örgüt başkanları ve üyelerinin hepsinin "Hoca Efendi" karşısında tutumları bir ve aynıydı.

Fethullahçı yapılanma çok konuşulduğu ve yazıldığı için yinelemeyi gereksiz görüyorum. Ordu içinde de Fethullahçılar aynı ayar kadrolaşıp terfi üstüne terfi alarak önemli kademelere kadar geldiler. Bir yandan da kendilerine engel olarak görülen ordunun içindeki üst rütbeli subaylar iktidar tarafından bir bir temizlendi. Temizlenmelerinde zorluk çekilenlere karşı ise Ergenekon Kumpası başlatılarak geniş bir tutuklama yoluna gidildi. Orduya yönelik bu kumpasları başka kumpaslar izledi. Şu an kaçak ve nerede olduğu bilinmeyen Zekeriya Öz'e üstün yetkiler verilerek ve de Recep Tayyip Erdoğan'ın zırhlı aracı hizmetine sunularak istediğini yapabilir konuma getirilmesi de yine Recep Tayyip Erdoğan'ın iradesiyle oldu. Öyle oldu ki Recep Tayyip Erdoğan bu kumpası gerçekleştirenlerin arkasında olduğunu göstermek için "Davanın savcısıyım" bile dedi.

Ordunun böylece büyük ölçüde işi bitirildi. Davlar bittiğinde akıllara durgunluk çıkacak cezalar kesildi. Onca sahte kanıtlar ve kumpaslar sanıkların ve avukatlarının savunmalarına karşın dikkate bile alınmadı. Recep Tayyip Erdoğan'la Fethullahçıların arası yine hepimizin bildiği nedenlere bağlı olarak açıldı ve taraflar birbirlerine öyle bir girdiler ki, ordu mensuplarına ve yurttaşlara kurulan bütün kumpaslar bir bir ortaya çıktı. Devamında ise bütün sanıklar serbest bırakıldılar ve bizzat iktidar ve iktidarın en tepesindeki kişi Recep Tayyip Erdoğan tarafından tuzaklar arka arakaya ortaya döküldü ve davalar hükümsüz kaldı.

Fethullahçılar , AKP ve saray arasındaki çekişme sonrasında ise bilindiği gibi Fethullahçıların 15 Temmuz darbesi geldi ve bu darbe gerek ordu içinden gerekse halktan gerekli desteği görmediği için başarısızlığa uğradı. Darbenin hemen sonrasında iktidarın ve Recep Tayyip Erdoğan'ın darbeden haberleri olup olmadığı tartışmaları tartışmaların kapsamlı bir kısmını aldı. Yine de bu konunun gerektiği gibi üstüne gidilmeyerek 15 Temmuz darbe girişimi geri püskürtüldüğü için demokrasi kazandı masalına toplum çaplı propagandalarla inandırılmaya çalışıldı. Oysa darbenin hemen sonrasında OHAL ilan edildi ve her türlü demokratik hak ve özgürlüklerin ihlali iktidar tarafından kolaylıkla uygulanır oldu. Allah'ın Lütfu ile buluşan AKP ve saray iktidarı keyiften dört köşe bir süredir dillendirmediği "Başkanlık" konusunu; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin küt diye ortaya getirmesiyle birlikte yeniden gündeme taşındı. Hem de ülke bunca sorunlarla boğuşurken başkanlık konusu yine ülkenin bir numaralı sorunu haline gelmiş oldu.

Bu tartışmalar sürerken Binali Yıldırım mı desek, Milyonali Yıldırım mı desek her neyse Başbakanlık koltuğunda oturan Binali Yıldırım tarafından bayram değil, seyran değil eniştem beni niye öptü hesabından bir konu gündeme getiriliverdi.

Konu yine Ergenekon Davasıydı. Binali Yıldırım'a göre Ergenekon diye bir şey vardı. Oysa daha çok değil, kısa süre önce iktidarın bütün ayakları tarafından Ergenekon ve öteki bütün davlar için sahte kanıtlarla açılmış birer kumpas davaları denilmekte olup bu işi de Fethullahçı çeteler gerçekleştirmişlerdi. Kozmik odaya girişten tutun da, bu davalarla ilgili her şey tıpkı bizler gibi eleştirilmişti.

Peki, şimdi ne olmuştu da Binali Yıldırım tam da başkanlık konusunun şiddetle tartışıldığı bu günlerde Ergenekon davasını bir kez daha gündeme taşıyıp böyle bir şeyin var olduğunu söylemişti dersiniz?

Uzatmayalım konu çok açık. Binali Yıldırım ve saray halka başkanlığı zoraki dayatmak için Ergenekon da içinde daha pek çok kumpasa başvurabileceği izlenimi yaratıyor ve bu yönde direnecek olan muhalefetin bu tür şeylerle uğraşmaktan başkanlığa karşı etkili bir mücadele yürütülmesinin önü kesilsin, böylece başkanlık koltuğu Recep Tayyip Erdoğan'a altın tepside sunulmuş olsun istiyor…

Ancak anımsatalım; halk içinde bir söz var, "el mi yaman bey mi" diye.

Sayın Binali Yıldırım; tamam, her yöne dönebiliyorsunuz, ancak ne yaparsanız yapın bu konuda yani halkın Yiğitliği karşısında yenilgiye uğramaktan yakanızı asla ama asla kurtaramayacaksınız.

Ergenekonun şunun bunun bize vız gelip tırıs gittiğini de bilin artık bilin!


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA