turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


TOZ DUMAN

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

06 KASIM 2016

Ortalık toz duman. Tutuklamalar. Gözaltılar baskı ve yıldırma girişimleri gırla. AKP ve saray iktidarı, iktidarının 15. yılının içine girdi. Bu süre içinde ülkemiz ve geniş emekçi yığınları öylesine ağır olaylar yaşadı ki, böylesine ağır olayları ülkesine ve halkına yaşatan bir iktidarın olağan koşullarda değil bu kadar süre iktidarda kalması, bir gün bile olası değildir. Bu denli uzun süre iktidarda kalanlar kimler diye küçük bir gezintiye çıktığımızda İspanya'da Franko'yu Portekiz'de ise Salazar'ı görüyoruz. Devrilip giden Güney Amerika ve Filipin diktatörlerini burada es geçiyoruz. İki örnekle yetineceğiz.

Birincisi:

1973 Petrol Krizi İspanya ekonomisini derinden etkilemiş, büyümeyi durdurarak önemli bir krize sürüklemiştir. Bu dönemde rejim içinde yasak olan ilk büyük çaplı işçi eylemleri ve grevleri yaşanmıştır. Franco'nun iyice yaşlanması ve sağlığının giderek bozulması ile gelecekteki kral Juan Carlos'un naibi görevini Amiral Luis Carrero Blanco üstlenecektir. Blanco aynı yıl ETA tarafından düzenlenen bombalı saldırıyla öldürülecektir. Başa geçen Carlos Arias Navarro çürümekte olan rejimi reformlarla ayakta tutmaya çalışsa da başarısız olacaktır. Batı Avrupa ülkelerinde çalışan işçilerin gördükleri parlamenter demokrasi örnekleri ve halkın eski baskıcı sistemi kabul etmeyişi artık iyice su yüzüne çıkmaya başlar. Bu dönemde İspanyol denetimindeki Batı Sahra'daki Polisario Cephesi bağımsızlık mücadelesini yoğunlaştırır. Baştan beri rejime destek veren Katolik Kilisesi bile artık reformlardan yana tavır almaktadır.

1974 yılı Temmuz ayında Franco hastalanır, bir süreliğine iyileşse de yeniden hastalanır ve durumu ağırlaşır. 1975 yılı Ekim ayında komaya girer ve yaşam destek ünitesine bağlı olarak hayatta tutulur. 20 Kasım 1975 tarihinde 82 yaşında ölür. Franco'nun Valle de los Caídos anıt mezarına gömülmesine karar verilir. Franco'nun ölmesiyle beraber Juan Carlos İspanya kralı olur. Yetkisini ve otoritesini derhal demokrasiye dönmek için kullanacaktır. İspanya'da demokrasiye geçiş süreci olarak bilinen dönem 1978 yılında yeni anayasanın kabul edilmesiyle sürecek Antonio Tejero darbe girişimine rağmen başarılı olacaktır.

İkincisi:

Antonio de Oliveira Salazar (28 Nisan 1889, Vimieiro (Santa Comba Dão) - 27 Temmuz 1970, Lizbon), Portekiz Bakanlar Konseyi başkanı ve 1932-1968 yılları arasında Portekiz Cumhuriyeti'nin de facto diktatörü.
1933-1974 yılları arasında Portekiz'in sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi hayatını kontrol eden, milliyetçi, fazlasıyla tutucu, gelenekçi ve katı muhafazakar kimliğiyle tanınan, en çok da İspanya'nın faşist diktatörü General Francisco Franco'ya benzetilen, otoriter-aşırı sağcı rejim Estado Novo’nun (Yeni Devlet) kurucusu ve de lideridir. Dönemin faşist diktatörlerinden biri kabul edilir. Tıpkı Franco gibi Salazar da, tam bir Mussolini hayranı, antisemit olmasa da Nazi yanlısıydı. Fakat o da, yine Franco gibi ülkesini İkinci Dünya Savaşı'nın dışında tutmayı başarmıştı.

1968 yılında beyin kanaması geçirdi. Çoğu kaynaklar bu olayın onun yazlık evinde sandalyeden düşmesi sonucu gerçekleştiğini yazdılar. Aynı yıl, 1968 yılında yönetimden ayrıldı. Düşüşünden sonra kısa bir süre sonra ölmesi beklendiği gibi, Başkan Américo Thomaz Marcello Caetano onun yerini aldıysa da beklenmedik bir şekilde iyileşti. 1974'de Karanfil Devrimi olarak anılan General Antonio Spinola'nin yönettiği askeri ayaklanmayla diktatörlüğü devrildi. Portekiz'de yeni bir düzen başladı.

Bu örneği verdik, verdik çünkü bizim ülkemizde de benzeri bir rejimden söz edebiliriz. İspanya'da faşist rejimin en önemli dayanağı nasıl Katolik Kilisesi ise bugünkü AKP yönetiminin de en büyük dayanağı din ve Diyanet İşleri başkanlığı'dır. Bir başka önekli nokta ise hiç kuşku yok ki milliyetçi/şoven anlayışla yıllarca kendisini şu ya da bu şekilde vareden MHP'dir ve MHP'nin AKP ve saray iktidarına sunduğu destektir.

Tıpkı İspanya ve Portekiz'de olduğu gibi de yaşamın özellikle geniş emekçi yığınlarına ve halkımıza zehir edilmesidir. Sözün özeti faşist bir rejimde ne varsa ülkemizde de aynısını bütün çıplaklığı ile yaşamaktayız. İşbaşında burjuva hukukunu hiçe sayan bir iktidar vardır. O iktidarın Adalet Bakanlığı koltuğunda oturan kişi Almanya'yı eleştirdiği konuşmasında her ne kadar sizdeki hukuk kadar bizde de hukuk vardır, saygı duymalısınız diyorsa da görünen köy ortadadır.

Ortada yasal anlamda onca kısıtlayıcı hükümler bu iktidarla birlikte getirilmiş, yetmemiş bu iktidar yargıyı da kendisine bağlayarak yargıyı ve hukuku hepten bir kalemde silip atmıştır. İktidar öyle zor bir duruma düşmüştür ki, geniş halk yığınlarının dikkatini savaşa çekerek ve onların milliyetçi duygularına seslenerek iktidarını kavileştirmeye çalışmaktadır. İktidarın yalaka basını Irak sınırına asker yığınağını ele alan haberlerde bugünkü başlıklara baktığımız zaman asker sevkiyatı bol bol görüntülü olarak verilmiştir. Bizler yarın ne olacağının yorumunu yapmıyoruz. Sadece diyoruz ki, bu dinci, gerici, şeriatçı ve faşist sülalesinin ne denli akılsız davranıyor oluşuna sadece işaret ediyoruz.

Ekonomi ise kesinlikle birçok şey altüst olmasa da derin bir krize saplanmak üzeredir. Dolardaki artış grafiğine baktığımız zaman olacakları kestirmek zor olmasa gerektir. İçerde iktidara karşı muhalif kesimlere karşı cadı avı hız kesmeksizin devam ettirilmektedir. Sonuç olarak içine düşürüldüğümüz konum dinci, gerici, şeriatçı ve faşist yönetim anlayışıdır.

Ancak uzun faşist rejimlerin sonunu hepimiz iyi bilmekteyiz. Özellikle söylüyoruz. AKP ve saray iktidarının sonu ne İspanya faşisti Franko kadar ne de Portekiz faşizmi Salazar kadar sürmeyecektir. Çünkü faşist diktatörlüğü Türkiye'nin bir gün bile kaldıracak dayanma gücü yoktur. Bu yüzden de her ne kadar yıkılıp giden faşist rejimleri bir örnek olarak gösteriyorsak da Bahçeli destekli AKP ve saray faşizminin ömrü bilinmeli ki asla onlar kadar uzun sürmeyecektir.

Bu direnç noktasını oluşturacak güçler de hiç kuşku yok ki herkesin içinde olduğu bir direnç noktası değildir.