turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


HER FAHRİ DOKTORA VERİLMESİNDE DE ALINMASINDA DA BİR HAYIR VARDIR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

07 KASIM 2016

Bugüne kadar da Türkiye'nin Cumhurbaşkanları vardı. Bunlar devletin en üst kademesini temsil etmelerine karşın Turgut Özal'a kadar hiçbir zaman iki de bir de ortalığa çıkıp hemen her gün kendilerini konuşturtmadılar. Recep Tayyip Erdoğan ile işler çok daha karmaşık hale geldi. Tutum ve davranışları yüzünden toplumun dilinden düşmedi. Herkesi eleştirdiği ve de herkese hakarete varan sözler ettiği için karşı eleştiriler de ister istemez birbirini izledi. Her fırsatta yetkilerini aşan Recep Tayyip Erdoğan yeri geldi "Ben alışılmış cumhurbaşkanlarından olmayacağım" dedi, yeri geldi; gücünü halktan aldığını söyleyerek istediği gibi davranacağını dile getirdi. Bu somut durum karşısında zaman zaman saray çevresinden zaman zaman da AKP'den "fiili durumu yasal hale getirelim" açıklamaları yapıldı.

Hiç kuşku yok ki, kim hangi makamda olursa olsun istediği gibi davranma hakkıyla yetkilendirilmiş değildir. Sade yurttaşından cumhurbaşkanına kadar herkes yasalar çerçevesinde yetkilerini kullanabilir. Burjuva hukuk devletinde bile hukukun gereği budur. Bu yüzden de Recep Tayyip Erdoğan'ı hukuk kuralları içine çekmek için ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın bu yönde bir adım bile mesafe alınamaz.

Dün, Sağlık Bilimleri Üniversitesi'nde kendisine verilen fahri doktoralık unvanı toplantısında bir konuşma yapan R. T. Erdoğan Batı'ya kızgın sözlerle seslendi. Kimi zaman terör sorunu ile ilgili olarak Batı'ya verip veriştirir ve "bana diktatör demeniz umurumda bile değil" derken, kimi zamanda bizim ülkemizde de hukuk olduğundan dem vurarak Batı'nın bizim ülkemizdeki hukuka saygılı olması yönünde sözler sarfetti. Oysa ülkemizde hukukun var olup olmadığına baktığımız zaman neredeyse dişimiz kilitleniyor.

Sayısız baskı yasaları çıkarmanın yanında, hukuk sistemini baştan aşağıya değiştiren bir iktidar aynı zamanda da yargının bütün kademelerini kontrol etmek için her yola başvurdu ve büyük ölçüde de ele geçirmeyi başardı. Buradan açıkça iddia ediyoruz ki, bugünkü yargı AKP ve saray iktidarının kolay kolay dışına çıkarak hukuk var dedirtecek kararlar alacak durumda değildir. İktidarın söyledikleri aynı anda yargı tarafından operasyona dönüştürülerek ve zoraki suç şekilleri üretilerek insanlar gözaltına alınıp tutuklanabiliyorlar.

Yani sözün özü şudur; Batı'da yargı hiçbir zaman iktidarın emriyle ne operasyonlar yapabilir ne de salt iktidarın hoşuna gitsin diye karar verir. Ayrıca Batı'daki hukuk sistemi uluslararası normlar düzeyindedir. Bizdeki gibi bin yamalı bohçaya çevrilmiş değildir. Hele de Batı'da yöneticiler yasa dışına çıktı, şunları bir kurtaralım diye de kimse yasa teklifinde falan bulunamaz. Bu yüzden de Recep Tayyip Erdoğan kime ne söylerse söylesin ancak yandaşlarının kulağına hoş gelebilir ama söyledikleri gerçek anlamda kuru gürültüden öteye geçemez.

Başbakan koltuğunda oturan Binali Yıldırım ise HDP'lilerin meclis çalışmalarını askıya almaları ile ilgili konuştu ve onları okulu kıran öğrencilere benzeterek onlara; "yol yakınken dönün çağrısında bulundu. Aynı zamanda da olup bitenlerin hiç ayırdında değilmiş gibi bol bol demokrasiden dem vurarak önüne gelene terörist suçlaması yaptı. Bugüne kadar AKP'nin Kürt sorunun çözümü ile ilgili olarak attığı adımları ise bir çırpıda yok sayarak yavuz hırsız ev sahibini bastırır örneğinde olduğu gibi davranarak bir kağnı hamasi sözler etti.

Yeri geldi Ana muhalefet partisi CHP'ye atıp tutarak hedef şaşırtıcı suçlamalarda bulundu. Özetle söylemek gerekirse son zamanlarda ülke hayrına ne Recep Tayyip Erdoğan'dan ne de Binali Yıldırım'dan bir tek söz duymaz olduk. AKP ve saray çevresi ise toptan akıl tutulmasına uğramışlar gibi bir "Fetö"dür tutturmuşlar, gece gündüz aynı şeyleri yazıp aynı şeyleri konuşuyorlar. Öyle akılları taşlaşmış ki, "Hoca Efendi" diye dört döndüklerini unutmuş görünüyorlar.

Bir konu daha var, yazmadan geçersek eksik yazmış oluruz. Acaba ne oldu bu ülkenin üniversitelerine ki her fırsatta Recep Tayyip Erdoğan'a fahri doktora unvanı verip duruyorlar? Ya Recep Tayyip Erdoğan'a ne demeli? Sanki bunca fahri doktora unvanını alırsa bir şey değişecekmiş gibi sırtına üniversitelerin fahri doktora cübbesini geçirip duruyor. İlginç, vallahi de billahi de çok ilginç.

Gelelim tutuklanan HDP milletvekili Hasip Kaplan'ın Kürtler için söylediği sözlere. Kaplan Kürtleri kekliğe benzetmiş. Malum; avcı kekliği kafese koyar, ivezenin önüne bırakır, keklik ötünce de kırda bayırda öteki keklikler öten kekliğe karşılık verir yanına gelmek isterler. Bu sırada da pusuya yatmış avcı onları avlar. Keklik gibi avladı sözü de buradan türetilmiş olmalı. Hasip Kaplan niye kızmış doğrusu anlamış değiliz. Bazıları gibi vay Kürtler kekliğe benzetmiş, "ey Kürtler görün, duyun, bakın sizi kekliğe benzetmiş" diyecek de değiliz. Bizim asıl şaşırdığımız şey Hasip Kaplan'ın bugüne kadar bu gerçeği anlamamış olmasıdır. Zira biz sosyalistler halk dalkavuğu olmadığımız için bu gerçeği iyi bilir, adımlarımızı da ona göre atarız.

Nasrettin Hoca'nın Timur'un çadırına girerken dönüp arkasına baktığında kimseyi görememesi olayını da iyi bildiğimiz için başımıza iş geldiğinde suçlayacak birilerini aramaya da gerek duymayız.

Bilmem ki söz yerine oturdu mu?